DONATELLA HIRSIZLA KAHVE İÇTİ

Bu başlıklı yazıyı bugün Milliyet Gazetesi’nde okuyunca çok şaşırdım. Benim bildiğim hırsız ya kimsa hissetmeden soyar gider ya da girdiği evde insanlarla karşılaştığında kaçar veya saldırgan olur.

Milliyet’in İtalyan kökenli sarışın yazarı bir Türk ile evlenerek geldiği ülkemizde eşinden boşanmasına rağmen yaşamını sürdürmektedir. Hafta sonlarında Milliyet’in magazin sayfalarında sosyetik, çekici çok hoş yazılar yazan Donatella Piatti’yi atraktiv, insanları etkileyici bir bayan olarak nitelendirebiliriz.

Donatella, boş zamanlarında İtalyanca dersi vermektedir. Fatih Terim İtalya’ya giderken kendisinden hızlı İtalyanca öğrenmiştir.

Donatella geçen hafta cuma gecesi evine giren ve başına silah dayayan hırsızla kahve içiyor, sohbet ediyor ve soyguncu ile pazarlık yapıyor. Bu kadar samimiyet karşısında pencereden giren hırsız kapıdan çıkarken birkaç şeyi geri veriyor ve bir de Donatella’ya sabah için harçlık bırakıyor.

*    *    *

Bu olay bana Donatella’nın sevecen olduğu kadar, davranış ve konuşması ile hırsızı ne kadar etkilediğini gösteriyor. Eminim ki eski İtalyan gelin, hayvan beslemiş birisi. Üzerine gelen hayvana sevgi ile yaklaşdığınız takdirde sakinleşir ve size sokulur. Hele bir de onu okşarsanız sizin tam dostunuz olur.

*    *    *

Donatella’nın gazetede yer alan enterasan anlatımlarından önemli başlıkları sizlere özetleyerek aktarmayı istiyorum;

* Bir ses duydum. Yataktan fırladım. Sonra adam geldi, başıma silah dayadı “Bağırırsan vururum” dedi. Birkaç kere “Ne olur yapma” diye yalvarıyordum ben de.

* Evet, titremeye ve ağlamaya başladım. Çok etkilendi. “Merak etmeyin, size zarar vermeyeceğim. Pare nerede, onu gösterin yeter” dedi.

* Beraber kalktık. “Çekmeceleri siz açın ki ben dağıtmış olmayayım dedi. Antreye çıktığımızda “Bak tir tir titriyorum, çok korktum. Bir sigara, kahve içmem lazım” dedim. Kabul etti; mutfağa geçtik.

* Kahverengi koyarken elim hala titriyordu. Ona “lütfen şu silahı bana doğrultma, çok korkuyorum” dedim. Sonunda şarjörünü çıkardı, masanın üzerine koydu.

O sırada nereden aklıma geldiyse ona da “Kahve içermisin?” diye sordum. “Evet” dedi. Sütlü mü, sütsüz mü?” bile dedim. Sütsüz istedi.

* Hırsızlığı bir yakınını tedavi ettirmek için yapmış. Ben pek inanmadım tabii buna. Sürekli bana “Ben hırsız değilim. Size mutlaka bir gün bu parayı geri ödeyeceğim” diyordu.

Bu arada sigara içmek için izin istedi. Böyle izinler isteyince bir ümit doğdu. Öğrencilerime benziyordu. Ve ben de ondan bir şeyler koparmaya çalıştım.

* Evet, önce telefonum aklıma geldi. “Benim için önemli, içinde işle ilgili numaralar var” dedim. “Telefonunuzu veremem ama sim kartınızı veririm” dedi. Sonra kredi kartlarımı söyledim. “Zaten kullanamazsın” dedim.

* Cüzdanı çıkardı, içindeki paraları aldı ve cüzdanı iade etti. İki tane 20 milyonu da masaya bıraktı, “Yarım sabah zor durumda kalmayın, yanınızda para olsun” diyerek Kocamın yadigarı saatimi ve aldığı iki fotoğraf makinasından birini geri verdi.

* Ben onun konuşmaya ihtiyacı olduğunu anlamıştım. Bundan faydalandım. Bir de belki birileri gelir diye bekliyordum. Çünkü benim öğrencilerim sabah 07.30’da gelir.

* Kalktı. “Kapıdan mı çıkayım, pencereden mi? diye sordu. Ben de kapıyı gösterdim. Belki komşular ya da bekçi görür diye düşündüm.

* Gittikten sonra komşularla peşinden koştuk ama yakalayamadık.

*    *    *

Bu olay “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” atasözünün ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Normal durumlarda kanlı bitecek bir olay “Kadının fendi erkeği yendi” deyimine uygun bir şekilde zararsız bir şekilde neticelenmiş…

*    *    *

İnşallah, bu haber örnek teşkil ederse, hırsızlar “Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı var” sözüne uygun şekilde haraket ederler ve bu olayda olduğu gibi zarar vermeden girdikleri yeri terkederler…

İstanbul

(Milliyet, 1.8.2003)