KIBRIS VE GELECEĞİ

Dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşunun 20. yıldönümünü kutladık.

Bu mutlu günde İstanbul’daki Musevi vatandaşlarımızın ibadet halinde bulundukları iki sinagoga yapılan haince bir saldırı da 24 masum vatandaşımızın ölmesi 300’den fazla insanımızın yaralanması bu kutlamaların üzerine kara bir gölge gibi düşmüştür.

Osmanlı devletinin 1492 yılında İspanya’da uygulanan soykırımdan kaçan Musevi’lere kapılarını açarak gösterdiği alinecenablığa sadık vatandaşlar olarak bağlı kalan ve beş yüz yılı aşkın süredir bu ulusun asli bir mensubu olarak yaşayan insanlara karşı yapılan bu saldırıyı ve terör eylemini kınıyorum. Saldırıda yaşamlarını yitirenlere din ayrımı yapmadan Tanrı’dan rahmet, yaralananlara acil şifa diliyorum.

*    *    *

Kıbrıs’da 14 Aralık’ta yapılacak seçimler, Kıbrıs’ın geleceğini etkileyecek olduğu gibi Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini de tesir edecektir.

Bilindiği gibi Avrupa Birliği, Türkiye ile 2004 sonunda adaylık müzakerelerine başlayabilmek için Kıbrıs sorununun çözümünü istemektedir.

Kıbrıs sorununun çözümü için şu anda ortada müzakerelere esas alınabilecek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan “Annan Planı”ndan başka bir doküman ve belgede yoktur.

Geçen bir yıl içinde bu plan için çok şey söylendi. Kıbrıs’da Rauf Denktaş, Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş bu planın Kıbrıs Türkü’nün çok aleyhinde olduğunu belirtirken muhalefette bulunan Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı planı desteklediler, görüşmelere esas teşkil edebileceğini ve Kıbrıs Türküne Avrupa Birliği kapılarını açacağını ortaya koydular.

14 Aralık seçimlerinin Avrupa Birliği’ne herşeye rağmen biran önce girme düşüncesinde olanlarla 1974 yılında uluslararası hukukun verdiği bir hakkı kullanarak Kıbrıs’a yapılan müdahale ile kurulmuş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını ve devamlılığıhnı sağlayarak Avrupa Birliği’ne girmek görüşünde olanlar arasında geçeceğine inanıyorum.

*    *    *

Ülkemizde 2002 yılında yapılan seçimlerde parlamentoya giren iki parti de “Annan Planı” hakkında görüşlerini pek açık bir şekilde ortaya koymadılar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve ilk geldiği günlerde “Çözümsüzlük Çözüm Değildir” şeklindeki ifadesi toplumda bu planı desteklediği izlenimini vermiştir. Basında yer aldığı gibi 20. yıldönümü kutlamalarına katılan Başkbakan’ın yaptığı konuşma ise iktidara gelirken taşıdığı düşüncelerden çok farklıdır.

*    *    *

Başbakan törende yaptığı konuşmada:

“Anavatan, yavruvatanberaber yaşayacağız. Kıbrıs’ta barışı bozan taraf biz değiliz. Kıbrıs’ta iki ayrı halk vardır. Bunlardan bir millet ortaya çıkarmak için, sürdürülen yapay gayretlere 40 yıldır boyun eğmedik.

İki eski eşit ortağın devletlerine dayalı yeni bir ortaklık kurmak istiyoruz. Topla , tankla silahla yapamadığınızı AB yoluyla yapma sevdasından vazgeçiniz. Kıbrıs Türkleri de AB’ye girmek istiyor.

Kıbrıs’ın Türkiye’nin önüne engel koyma açıkgözlülüğünden vazgeçin. Türkiye Kıbrıs’ın da Yunanistan’ın da dostudur. Yunanistan Kıbrıs’ta Türkiye’nin dostluğundan yararlanabilir. Yeter ki Kıbrıs Türklerini egemen eşit bir halk olarak kabul etsin.”

Hem garantör devlet hem de anavatan olma vasfıyla şartlar ne olursa olsun Türkiye’nin Kıbrıs halkının yanında olacağını ve Türkiye’nin Kıbrıslıları asla yalnız bırakmayacağını belirten Başbakan Kofi Annan’ın iyi niyet misyonunu her zaman desteklediğini vurguladı.

Ayrıca Kıbrıs’da “Her ne pahasına olursa olsun bir çözüme varılamaz” diyen Başbakan “Zira böyle bir çözümün yaşayabilmesine imkan yoktur” dedi.

*    *    *

“Çözüm Kıbrıs Türklerinin güvenliği, eşit statü, siyasi eşitlilik ve iki kesimliliğin korunmadır.” cümlesi eminim ki anavatan da ve Kıbrıs da yaşayan Türklerin üzerinde birleştikleri önemli bir görüştür. Ben de şahsen Annan Planı esas alınarak görüşmelere yukarıdaki cümle esas alınarak başlanılması görüşündeyim.

İstanbul