DOĞAN SOFRACIOĞLU KONFERANSI (ll) (MECİTÖZÜ)

Değerli hemşehrimiz Sofracıoğlu konferansının başlangıç kısmında kendisini tanıttı ve bu arada çok sevdiği Mecitözü ile ilgili anılarını da anlattı.

Bunlardan bazılarını kendisinin bana verdiği notlardan sizlere aynen aktarıyorum.

*     *     *

Hasret

Çocukluğumu sadece ilkokulda Mecitözü’nde geçirdim sonra sadece tatillerde geliyordum. Tatil dönüşlerinde otobüste ve okul köşelerinde sessizce ağladığımı hatırlarım. (11) yaşından beri gurbeti hep iliklerimde hissetmişimdir.

Tatillerde Mecitözü benim içim öyle büyük bir özlem öyle büyük bir haz olurdu ki anlatamam. Bağ, bahçe, harman derken bağbozumu gelir ve bir hüzün çökerdi. Bağbozumu zaten hüzünlüdür, ama asıl ben işte o günlerde evden ayrılacağım için hep hüzünlü olurdum. Çorum’da ŞOK(*) talebe yurduna giden yollarda evlerden gelen pekmez çırpma seslerini dinlemek, evlerin pencerelerinden sarkan KÜMELERİ görmek için yolumu değiştirirdim. Onlardan gizli bir haz alırdım. Çünkü onlar bizde de aynen vardı. Ve o zamanlar Çorum da bir gurbet sayılırdı. Değil her gün her hafta bile gidemediğimiz kış günleri olurdu.

Harman yerinde sabahlamak, küçük derenin cılız suyuyla günlerce tarla sulamak ve çalışmalara bizzat katılmak ve yapmak en büyük zevklerimdi. Ata ve Eşeğe binmek Bağa veya Harmana öyle gitmek de bir tutkuydu. Bunları doyasıya yaptığımı söyleyebilirim. Hatta bir defasında GÖRİCKE Marka Bisikletimi bir EŞEK’le değişmiştim de bana çok gülmüşlerdi.

(*) Alaybey Sokağındaki talebe yurdu. ŞOK yurt müdürlüğünü yapan Şevki Oktay öğretmenin lakabı.

*     *     *

Haminne

Daha gerilere HAMİNNE’mle birlikte hemen her sabah yaptığımız bir küçük gemiye dönmek istiyorum.

Haminnem erken kalkardı, güneş doğmadan beni de uyandırırdı. Kendisi köze kahvesini sürer bana da ve bir kase yeni sağılmış bol kaymaklı Manda sütünden oluşan ilk kahvaltımı verirdi. Sonra onunla köy bağlarına doğru yürürdük.

Geçtiğimiz yollar diz boyu çayır çimen çiçek olurdu. O önde giderdi, eline küçük bir değnek olur ve iki yana sallardı, Yılanlar içinmiş. Ben arkasında BAĞ’a ulaşırdık. Mevsimine göre ERİK, ARMUT ne varsa şöyle bir yoklar istediğimizi yer biraz da yanımıza alırdık. O KÖYBAĞI denilen bakımlı güzel bahçemizde sabahın serinliğinde çoğu zaman bir ağaç altına oturur ve beni de yanına oturturdu. uzakları seyrederdi. Bana eskilerden bazı hikayeler anlatırdı. Onu dikkâtle

Her defasında da bana, karşı tepelerin eteklerindeki buğday tarlalarını gösterir ve bak derdi dikkatli bak, nasıl dalga dalga yatıyorlar. Bakardım gerçekten, görülmeye değer bir manzaraydı. Tarlaların birinden diğerine rüzgarı gözlerinizle görebilirdiniz. Ekinler yatar, yatar ve kalkar sonra yanındakiler eğilir, sonra yanındakiler. O dalgalanmayı Denizde filan göremezsiniz. Ancak Buğday tarlalarında ve uzaktan bakınca fark edersiniz. Ben anlatmakta zorluk çekiyorum. Görülmesi gerekir.