ÖLÜMÜN GÖLGESİ YOK

Değerli yazar, Çorum sevdalısı Adnan Binyazar’la Tülinay ve Rafet Meriç çiftinin kızlarının düğününde birlikte olmuşturk. O günlerde yayınlanacak olan “Ölümün Gölgesi Yok” isimli yopıtı sohbetimizin ana yapısını oluşturmuştu. Eşim Zeyneh, Sayın Binyazar’a daha önce de bir eserini zevkle okuduğunu ve çok beğendiğini ifade etti ve bu yeni kitabını da en kısa zamanda okuyacağını belirtti.

Benim okumaya zaman bulamadığım fakat Çorum Haber Gazetesi’nde çıkan yazılardan takip ettiğim bu eser hakkında eşimin kaleme aldığı yazıyı aşağıda sizlere sunuyorum.

Tatile mutlaka yanıma bir kaç kitap alır giderim. Bu seferde öyle yaptım. Hemen hergün kıyıya indiğimde okumaya başlıyordum. Adnan Binyazar’ın “Ölümün gölgesi yok” romanı da bunlar arasındayda. Daha önce yazarın “Cücesini Arayan Dev” romanını okumuş ve çok etkilenmiştim.  Bir tesadüf nedeniyle tanıştığımız yazara, romanını devamı veya yeni bir eseri olup olmadığını sormuştum. “Ölümün Gölgesi Yok” basılmak üzereydi. Daha sonra kitapevlerinden takip ettim ve ilk basımını aldım. Bu romanı deniz kıyısında okumayı planlamıştım.  Zira tatilde, daha rahat ve kolay okunabilen romanlar tercih ediyordum.s Adnan Beyi’in romanını isze deniz kıyısında kalabalık ortamlarda hazmederek okumak pek kolay değildi. Evde sakin ve yalnız iken okumayı düşünmüştüm. Ancak, diğer kitaplarımı hızla bitirdim ve bir sabah yanıma alarak, Akdeniz’in sıcak güneşinin altında uzandım. Öğleyi geçen bir saatle, romanın üçte birini bitirdiğimin hayretle farkına vardım. O zaman süresince çevremdeki herşey silinmiş ve müthiş bir sükunet hakim olmuştu. Ne denize girip çıkan çocuk sesleri, ne kafeden gelen  son moda pop şarkıları, ne çevredekilerin konuşmaları hepsi silinmişti. Şemsiyenin altına çekilmiş ve soluk soluğa sayfaları yutmuştum.

*    *    *

Yazarın gençlik anıları, aşkları, hayalleri ve hayatının en büyük aşkı Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde ki yaşamı, özelikle ve Çorum’da ki yılları, o dönemin sosyo-kültürel yaşantısı ile harmanlanarak, inanılmaz bir canlılıkla beni yakalamış, kitabı elimden bırakamamıştım.  Eşine olan duygularının anlatımı ise bir başka güzeldi…

“Gözü kitap sayfalarında iken daha da uzardı kirpikleri, uyurken yanı başına oturur, dakikalarca kirpiklerine bakardım. Uzanıp yüzüne dikilen bakışlarımdan irkilmeyeceğini bilsem, sabaha dek başucundan ayrılmak istemezdim.s Yarattığına el sürdürmeyen bir tanrı gibi güzelliğinin bekçisiydim”

Kaç erkek, sevdiği kadın için böylesine duygularla doludur ve o sevgiyi böylesine ifade edebilir? Parmakla gösteremezsiniz bile.

“O yanımdan ayrılınca Tanrılar evinden bir kul yaklaşmış, onun yüzünden aylasını, görünmez iğnenin ucuyla gözünün iç köşesine yazıyorum o sana emanetimdir” demişti.

Roman baştan sona böylesine büyüleyici ve sürükleyici ifadelerle örülü idi.

Birlikteliği yirmidört yıl süren, tatlı ve acılarla dolu bir ömür, Berlin’de bir hastane odasında, o güzelim kadının son nefesi ile noktalanmıştı.

Bitip tükenmek bilmeyen hastane günlerinde, arada bir iyileşme dönemlerinde İspanya’ya veya diğer yerlere yapılan kaçamak kısa tatillerde hep yanlarında idim.

Ve kaçınılmaz son… Her ikisi de “kader kitabının aynı sayfalarında yazılı idiler.” Ancak tanrı birini diğerinden koparıp almıştı.

*    *    *

Roman üç günde bitti. Son sayfalarını evde bitirdim ve kapattığım zaman, duvarlar, yerler, halılar, eşyalar etrafımda dönmeye başladı. Kafama bir balyoz yemiştim sanki. Çok yorgundum. Bu üç gün içinde bu insanlarla dost olmuş, eşine az rastlanan bir sevgiyi birlikte yaşamış, kanserle birlikte mücadele etmiş, soğuk Berlin sabahlarında Adnan Beyle birlikte hastaneye koşmuştum.

En sonunda, dünyadan ayrılan eşine kahvaltı hazırlayan bir insanın tüm duyguları içimi kasıp kavurmuş ve boğazıma bir yumruk düğümlenmişti.

Bu romanı çevremdeki herkese önerdim.

*    *    *

Filiz hanım, sizin gidişinizle sanki yıllardır tanıdığım bir dostu ve arkadaşı kaybettim. Ama şunu hiç unutmayın. Çok güzel günleriniz de oldu ve eşiniz size her kadına nasip olmayacak çok değerli bir hediye verdi. Bulutların üzerinde romanın ilk sayfasını çevirin ve okuyun.

“Eşim Filiz’e”

*    *    *

Adnan Bey, romanınızıimzalatmak üzere en kısa zamanda Çorum Vakfında  görüşmeyi ümid ediyorum.

Tanrı’nın size verdiği bir yeteneği, daha pek çok eserinizi de bizlere sunmanızı diliyorum. İçten tebriklerimi kabul ediniz. Lütfen…

Rahmetili eşinizi de sevgi ve saygı ile anıyorum.

*    *    *

Yazımı tamamına katıldığım aşağıdaki duygularınızla bitiriyorum: Eşinizden kalan üç-beş parça eşyayı hemşireden tesilm alırken, “İnsanoğlu nice çabalarla edinilen onca mücevher bir yana, iki üç pul parçasını bile götüremiyor öte yana” ifadesi ne kadar geçerli ne kadar doğru…

“Hayat biraz aşk, biraz ıstırap, sonunda Allaha ısmarladık”

Zeynep Samsunlu