AVRUPA BİRLİĞİ ÜZERİNE GÖRÜŞLERİM

Viyana’dan yazdığım son yazımda, Avusturyalılar Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini nasıl değerlendirdiklerini aktarmıştım.

Dün İstanbul yapılan Marmara Grubu Stratejik Araştırmalar Vakfı Akademik Konseyi toplantısında 17 Aralık kararlarını genel olarak değerlendirdik ve geleceğe dönük düşüncelerimizi ortaya koyduk.

Bu toplantıda yaptığım konuşmamı sizler için burada yazılı hale getirmeyi düşünüyorum.

Bugün AB’ye girelim mi girmeyelim mi? tartışmasının artık yapılmaması gerekir. 1959’da bu yolda başlayan girişimimiz 1963’de bizi AB’ye götürecek Ankara Anlaşması ile gerçekleşmiştir. O  günden beride hükümetlerimiz ve halkımızın büyük bir çoğunluğu üyelik hakkında görüşünü değiştirmemiştir.

Türkiye devletinin ana prensibi olan Yunanistan’ın girmek istediği ve her kuruluşa birlikte müracaat etmek ve içinde bulunma prensibi Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi ve Nato üyeliğinden sonra bu kuruluşda da gerçekleştirilmiştir.

Ne yazık  ki 1976 yılında, Yunanistan o zamanki Avrupa Ekonomik Topluluğuna (AET) başvurduğunda bize yapılan “sizde başvurun” teklifini değerlendiremediğimiz için treni kaçırdık. Halen o kaçırdığımız trene tam binmek için uğraşı veriyoruz.

Rusya’nın dağılmasıyla dünya düzeni değişmiş ve durum Avrupa ülkelerini soğuk savaş korkusundan uzaklaştırmış Yunanistan’ında AB’de aralarında yer alması ve bastırmasıyla Türkiye’ye karşı AB’nin mesafeli olmasına neden olmuştur. Bu arada AB tarafından yürürlüğe konan “Kopenhag  ve Mastrich Kriterleri” Türkiye’nin üyelik yolundaki girişimlerine de yeni barikatlar getirmiştir.

Lüksenburg’da red edilen tarih verilmesi isteğimiz, 1999’da Helsunki’de öngörülen şartları sağladığımız taktirde gerçekleşeceği karara bağlanmıştır. 2002 yılından beri ve bilhassa Erdoğan Hükümeti istenilen şartları sağlamak yolunda önemli adımlar atılarak 17 Aralık 2004’te aday ülke olarak müzakerelere başlamak için tarih alınmıştır.

Görüşmelere başlamak için ileri sürülen şartlar belki ağır görülebilir. Acaba 1976’da müracaatı red ettiğimiz gibi bu defada masayı terk etse idik yine kaybeden biz olmazmıydık? 45 yıllık uğraşımız bir başka sonbahara kalmaz mıydı? Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi işçilerin serbest dolaşımı da dahil bizim AB’ye tam üyeliğimizin 2020-2023’den önce gerçekleşmesini ben mümkün görmüyorum. O zamana kadar Türkiye bir çok sorununu çözecek ve kalkınacaktır. Bu duruma gelen Türkiye’ye ve özellikle genç nüfusu nedeni ile aralarına isteyerek alacaklardır. 17 Aralık’ta istenilen hususların büyük bir kısmı zaten o zamana kadar çözülüecektir.

Kıbrısla ilgili husus Kıbrıs Türkleri tarafından kabul edilen “Annan Planı”na göre ABD ve AB’nin baskısı ile Güney Kıbrıs’ın da kabul etmesi sağlanarak çözüleceğine inanıyorum.

Diğer konularda ülkemizin birlik ve beraberliğini koruyacak şekilde görüşmelerin yürütüleceğini düşünüyorum. Avrupa yolunda ilerlerken zenginleşen ve refahı artan halkımızın daha çok birbirine yaklaşacağını ve kaynayacağını tahmin ediyorum.

1959’da binmeye karar verdiğimiz, 1976’da kaçırdığımız ve şu anda kapısını açtığımız trenin, 25 üyenin oturduğu rahat kompartımanına oturmamızuzun bir zaman ve uğraşı gerektirecektir. Kararlı olursak biz de o kompartımana muhakkak oturacağız.

İstanbul