YAHYA KEMAL, GÜL VE ÖLÜM

Dün Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu şefi Ender Ergün’ün davetlisi olarak doğumunun 120. yılında Yahya Kemal Beyatlı konserini izledim. Güfteleri değerli şaire ait eserlerin besteleri Münir Nureddin Selçuk’a aitti. Solist Meral Uğurlu ve koro büyük bir başarıyla saz sanatçılarıyla birlikte eserlerini sundular.

*     *     *

HAYATI

Ömrünü şiire ve İstanbul’u sevmeye adayan, çağdaş Türk şiirine kapı aralayan bu büyük şair 1884 yılında Üsküp’te doğmuş ve 1958 yılında İstanbul’da ölmüştür. Selanik’te başladığı orta eğitimini 1902 yılında İstanbul Lisesi’nde tamamladı.

1903 yılında Paris’e giderek bir kolejde Fransızca’sını ilerlettikten sonra Paris’de Sosyal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Bu yıllarda Fransız tarihçisi Albert Sorel’in derslerinden aldığı tarih zevkiyle Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Bauderie, Verlaine) ölçü ve biçim  güzelliklerinde kişiliğini bularak kendi tarihini ve şiirini okuyup araştırmaya başladı. Paris’e gidişi ll. Abdülhamid dönemi baskısından bir kaçış olduğu halde orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. 1912 yılında dokuz yıl kaldığı Paris’ten bazı beyitleri dillerde dolaşan bir şair olarak yurda döndü ve İstanbul Üniversitesi’nde dersler okuttu.

1923 yılında Urfa Milletvekili, sonra Varşova (1926) Madrit (1929) orta elçiliği görevlerinde bulundu. Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletvekilliklerinden sonra Büyükelçi olarak Pakistan’a gitti (1948). Bir yıl sonra emekli olarak yurda döndü.

Yahya Kemal, büyük şöhretine rağmen; şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplarda toplamış ender şairlerden biri olarak edebiyat tarihimizde yer almıştır. ölümünden sonra dostları ve hayranları tarafından “Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti” kuruldu ve buna bağlı olarak “Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi” açıldı. Bu kurumlarca 20’den fazla eseri yayınlanmıştır.

***

Gül

Yahya Kemal’in önemli şiirlerinden birisi tanınmış İranlı şair Hafız ile ilgilidir. Münir Nureddin tarafından bestelenen bu nefis eseri aşağıda veriyorum;

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle

Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış

Eski şirazı hayal ettiren ahengiyle

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter

Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter

Hikmet Feridun Es anılarında anlattığına göre Behçet Kemal ile birlikte Şiraz’ı ziyaret ettiklerinde Hafız’ın mezarını da ziyaret ederler. Bu mezarda kırmızı kan renginde gülleri görünce Yahya Kemal’i ve şiirini dikkate alarak iki tane gül fidanı alıp onu istanbul’a götürüp, şairin mezarına dikmeye karar verirler ve görevliden iki fidan isterler. Görevli bu isteği rededer. Bu durumdan haber alan yetkililer ertesi gün Şiraz’dan ayrılmak üzere olan kendilerine iki gül fidanı verirler. İstanbul’a döndüklerinde bu güller Münir Nureddin’in şairin mezarında elleriyle açtığı çukurlara dikilir. Bu güllerin halen açmakta olduğu söylenmektedir.

*    *    *

Ölüm

Yahya Kemal’in ölümü “şairane” duygularla nasıl ifade ettiği hepimizin bildiği “Sessiz Gemi” şiirinden bilinmektedir.

Moda’da, Mayıs’ta, doğa güzelliği ile ölümü teselliyle münisleştiren duygu yine içiçedir:

Hayatı rayiha sihriyle sindiren toprak,

Bugün de semtine baksam, çiçek, çimen, yaprak

İçinde rahata varmış yatan aziz ölüler

Demek ki böyle bahar örtüsüyle örtülüler!

Geçiş’te doğa öğeleriyle ölüm içiçedir:

Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,

Rahatça dal, ölüm sonu gelmez bir uykudur.

Şairin ölümle ilgili şiirlerine örnekler pek çoktur. Konserde icra edilen ve Munir Nureddin Selçuk tarafından bestelenen aynı konuyla ilgili şiirini sizlere sunarak yazıma son vermek istiyorum;

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geçCihana bir daha gelmek hayal edilse bile

Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece

Gurüba karşı bu son bahçelerde keyfince

Ya şevk içinde harab ol ya aşk içinde gönül

Ya lale açmalıdır göğsümüzde gül

İstanbul, 26 Aralık 2004