ABBAS-ŞARON ZİRVESİ

Ortadoğu’da ve hatta dünyadaki tüm sorunların anası olan Filistin-İsrail sorununa bir çözüm bulmak üzere, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in daveti üzerine Yasser Arafat’ın ölümü üzerine Filistin Devlet Başkanlığı’na seçilen Mahmud Abbas, İsrail Başbakanı Ariel Şaron, Mısır’ın Kızıldeniz sahilindeki tatil kenti Şarm el Şeyh kasabasında bir araya geldiler. Ürdün Kralı Abdullah da bu zirveye katıldı.

1947 yılında Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler kararı ile İsrail devletinin kurulmasıyla başlayan ve İsrail’in yayılmacı politikası ile giderek alevlenen “Filistin Sorunu” son beş yılda en şiddete dayanan dönemini yaşadı.

Şaron ve Arafat’ın şiddete dayalıpolitikaları her iki taraftan 4500 kişinin ölümüne yol açtığı gibi, özellikle Filistin tarafında yoksulluğu, işsizliği arttımış ve insanca yaşam imkanları yok edilmiştir. İsrail, Gazze Şeridi (Mısır’a yakın küçük bir alan), Batı Şeria (Ürdün’ün 1967 savaşlarında terk etmek zorunda kaldığı bölge) ve Doğu Kudüs’ü işgal altında tutmaya devam ettiği gibi bu topraklar üzerinde Yahudi yerleşim yerleri kurmuş ve son yıllarda Filistin’in elinde tutmak istediği alanları da (1947’de yüzde elli iken şu anda yüzde 22) birbirinden ayıran güvenlik duvarları inşa etmeye başlamıştır.

İsrail’in kurulmasından beri kanayan bir yara olan bu sorunun çözümünü tüm dünyada arzulamaktadır. Her zaman İsrail’in yanında yer alan Amerika Birleşik Devletleri bağımsız Filistin devletinin kurulmasını istemekte ve desteklemektedir.Bill Clinton’in girişimleriyle (1960’lı yıllarda) son aşamaya gelen ve Yasser Arafat’ın kabul etmemesiyle neticesiz kalan İsrail-Filistin Barış Anlaşması”nın yeniden hayata geçirilebilmesi ABD Başkanı George W Bush’un göstereceği tutuma bağlı olduğu kadar, her iki tarafın şiddet eylemlerini ve askeri operasyonları durdurmasına da bağlıdır.

Nihai Barış Anlaşması’nın yapılabilmesi için Mahmud Abbas, Batı Şeria’nın tümü, Gazze Şeridi ve Doğu Kudüs’ün Filistin devleti toprakları içinde olmasını ve Filistinli mültecilerin evlerine dönme hakkını şart koşarken, Ariel Şaron, Batı Şeria’daki bazı stratejik yerlerle Doğu Kudüs’ten vazgeçme taraftarı değildir. Ayrıca, Filistinli mültecilerin İsrail topraklarına dönmesine de karşıdır.

Karşılıklı ödün verilerek sağlanabilecek Nihai Barış Anlaşması’nın bir an önce gerçekleştirilmesini, bu topraklarda 400 yıl tüm dinlerin ve halkların bir arada barış içinde yaşamasını sağlayan Osmanlı’ların bir torunu olarak ısrarla istiyorum. Ayrıca, Hükümetimizde, yüzyıllarca kaldığımız bu toprakların geleceği hakkında etkin politika yapmalı ve Kudüs’ün Osmanlılar döneminde olduğu gibi üç dinin merkezi olarak kalmasını yürüteceği girişimlerle sağlamalıdır.

Zirve sonunda Abbas ve Şaron’un yaptığı konuşmalar barış yolunda güçlü umut sinyalleri olarak değerlendirilebilir.

İstanbul