MAYONEZ ve 2 FİNCAN KAHVE

Üniversitemizde derslerin başlaması nedeniyle ve zamanımın çoğunu kitap yazmaya ayırdığım için son sıralarda köşemde sizlere daha az hitap eder oldum.

Öncelikle sizlerin mübarek Ramazan ayınızı kutluyorum.Allah hepimize daha nice Ramazanlar nasip etsin.

Bugün köşemde, bir arkadaşımın elektronik posta yoluyla bana gönderdiği ve benim gibi bir öğretim üyesinin, dersinde öğrencilerine anlattığı güzel ve düşündürücü konuşmayı sizlerin değerlendirmesine sunmayı istiyorum.

*     *     *

Ne zaman hayatınızda bazı seyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, O zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir.Ders başladığında, hiçbir sey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur.

Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.Öğrenciler ittifakla kavonozun dolduğunu ifade ederler.

Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları koyarak, tenis toplarının aralarındakı boşlukları doldurur.

Ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar.Onlar da “evet” doldu derler.

Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavasça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.

Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.Öğrenciler de koro halinde “evet” derler.

Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.

Öğrenciler gülerler!

Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “eveet” diyerek; “ben bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der.

Şöyle ki;Bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir. Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.

O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir; işiniz, eviniz, arabanız vs.

Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.

“Şayet kavanoza önce kum doldurursanız…” diye, anlatmaya devam eder, “çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere çevirin.Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.

Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.

Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.

Gerisi hep kumdur.

Bu ara bir öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; “Pekiyii, o iki fincan kahve nedir?” Profesör gülerek: “Bu soruyu sorduğuna sevindim. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içeçek kadar vakit ayırın!”

*     *     *

Evet, hakikaten hayatınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarınız ve sevdiklerinize vakit ayırın!

Boş yere, ”Bir kahvenin kırk yıl hatırı var” dememişler!

İstanbul, 4 Ekim 2006