24 NİSAN ve SOYKIRIM İDDİASI!

Yıllardan beri Ermeni Diasporası, Ermenistan’ın desteğini yanlarına alarak bulundukları ülkelerin politikacılarını da oyları ve mali destekleriyle etkileyerek “Soykırım Tasarısı”nı o ülkelerin parlamentolarından geçirmektedirler.

Bilhassa Amerika Birleşik devletleri Başkanı’nın her 24 Nisan’da bu günle ilgili olarak yaptığı konuşmada “Soykırım” kelimesini kullanmasını istemektedirler. Bu yıl da kendilerini destekleyen iki Temsilciler Meclisi üyesi, Başkan Bush’tan “Soykırım”ı kabul ettiğini belirten bir konuşma yapmasını istemişlerdir.

Bugüne kadar hiçbir başkan beklenilen konuşmayı yapmamıştır. ABD ile Türkiye arasında öncelikle “Irak Harbi” nedeniyle ilişkiler eskisi kadar sıcak değilse de Başkan Bush’un yarın böyle bir konuşma yapacağını tahmin etmiyorum.

Nitekim, Avrupa Birliği’nin çıkarmaya çalıştığı genel anlamdaki “Soykırım Tasarısı”na Yahudi soykırımı yanında Ermeni soykırımının da yer alması için büyük uğraş veren Ermeni Diasporası, Ermeniler ve kendilerini destekleyenler aşarılı olamadılar. Geçen hafta yapılan AB toplantısından çıkan bu karardan hiç memnun olmadılar.

*     *     *

Bugünlerde gündemde önemli bir yer alan bu sorunu halkımızın büyük bir çoğunluğunun detaylı olarak bilmediğine göre 1. Dünya Savaşı esnasında meydana gelen olayları ve bilhassa bugünkü tartışmaların nedeni olan Türklerin “tehcir” (göçe zorlama), Ermenilerin ise “soykırım” diye tanımladıkları olayları değerlendirmenize sunmayı istiyorum.

Ermeni uygarlığının M.Ö. VI. yy’da Doğu Anadolu’da Urartu Krallığı temelleri üzerinde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Ermenistan ilkçağ’da önce Asurluların sonra Perslerin yönetiminde kaldı. M.Ö. 95’te tahta çıkan II. Dikran, Ermeni topraklarını birleştirerek bir devlet kurdu. Aziz Krikor Lusavoriç’in Hıristiyanlığı yaymaya başlamasından sonra Kral IIı. Dırtat IV. yy’ın başlarında Hıristiyanlığı resmi din ilan etti.

Ermeni toprakları 390 dolayında ikiye ayrıldı; batısı Bizans’ın, doğusu İran’ın denetimine girdi. 653’te Arap egemenliğini kabul etmek zorunda kalan Ermeniler, izleyen dönemde Anadolu’nun orta ve güney kesimlerine yayıldılar. Bizans’ın Malazgirt Savaşı’nda (1071) Selçuklulara yenilmesinden sonra Ermeni topraklarının büyük bölümü Türklerin eline geçti. 1828-1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşlarında eski Ermeni topraklarının büyük bölümü Rusya’ya geçti.

Bu tarihten sonra, Osmanlı topraklarında birinci sınıf vatandaş olarak yaşayan, devlet idaresinde önemli görevler verilen, dilini, dinini, kültürünü ve sanatını koruyan Ermeniler Rusya’nın ve Batı’nın teşviki ve desteği ile Doğu Anadolu’da Ermenistan Devleti kurabilmek için çeşitli siyasal örgütler (Taşnak, Hınçak) kurarak Osmanlı yönetimine karşı eylemlere ve suikastlara giriştiler. (Doğu Anadolu’da bağımsız Ermenistan kurulması için 13 Ocak 1912 tarihli Sovyet Halk Komiserleri Şura Kararı altında Lenin ve Stalin’in imzaları vardır.)

1915’te Tiflis’te toplanan Ermeni Kongresi’nde Taşnak temsilicisinin verdiği raporda:

“Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahlarını alarak ya Ermeni çetelerine ya da Rus Ordusuna katılıyorlardı.

Sayıları 180 binin üzerindeydi.”

ifadeleri yer alıyor.

İşte bu Ermeni çeteleri sayıları milyonu bulan masum Türk’ün canına kıydığı gibi köyleri yaktı ve askerlerimizi de arkadan vurdu. Bütün bu olaylara rağmen Osmanlı yönetimi Ermenilerin öldürülmesi yönünde bir emir vermedi ve Ermenilerin yoğun  olduğu bölgelerden Osmanlı’nın savaş alanı dışındaki diğer bölgelerine (bugünkü Suriye ve Lübnan) zorunlu göç (tehcir) planını uyguladı.

Bu zorunlu göç esnasında her türlü tedbirin alınması ve göç edenlere tüm desteğin sağlanması Osmanlı yönetiince emredilmesine rağmen ölenler ve duyulan tepki nedeniyle öldürülenler olduğu tarih sayfalarında yer almıştır. Hiçbir zaman “toplu kıyım” söz konusu olmamıştır.

O günden beri Ermeniler bu zorunlu göçü, ülkemize karşı koz olarak kullanmakta ve Doğu Anadolu’yu içine alacak “Büyük Ermenistan”ı kurabilmek için dünya ülkeleri nezdinde dün olduğu gibi bugün de silah olarak kullanmaktadırlar.

İstanbul, 23.Nisan.2007