ÇORUM DOSTU DR. AKTUNA’NIN RUHİ SIKINTILAR YARATAN STRES HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARI (2)

Ruh doktoru olan rahmetli Dr. Yıldırım Aktuna ile yapılan mülakatta ruhsal gerilim olarak tanımlanan stres ile nasıl başa çıktığı ve mücadele ettiği konusunda sorulan sorulara verdiği cevapları  aşağıda değerlendirmenize sunuyorum.

*      *      *

ŞALTERİ İNDİRİYORUM

* Peki siz stresle nasıl başa çıkıyorsunuz?

Özellikle politikacıyken çok stres altındaydım.

Günlük yaşamda, mesleğinle ilgili bir stres. Devamlı olaylar oluyor, onlarla başa çıkmak zorundasın. Telefonun 24 saat açık, medya da ayrı bir stres kaynağı, olumsuz olaylar manşet oluyor.

Ben yıllardan beri şöyle bir yöntem uyguluyorum. İnsanın beyninde bir şalter var. Bir olayı düşünüyorsun, stres yaratan bir olay da olabilir. Ama artık yeteri kadar düşündüğünde ve o konuda yapacak bir şey yoksa, artık çare de üretemiyorsan düşünmenin anlamı yok. Ben beynimin o olayı düşünen tarafının şalterini ‘pat’ diye kapatıyorum. Bir daha hiç düşünmüyorum, aklıma bile gelmiyor. Ankara’da altı buçuk yıl bakanlık yaptım. Sabah 8-8.5 gibi gidiyorsun bakanlığa, akşam 6-7’ye kadar bir sürü işle uğraşıyorsun. Ve akşam çıkınca, arkadaşlarınla bir lokantaya gidip, orada yemekle birlikte sohbet edeceksin. Birçok insan, bakanlıktaki olayları, olumsuz, stres yaratan konuları kafasında taşıyarak oraya gidiyor ve yemekte de konuşma ihtiyacı duyuyor. Bu olayları 24 saat boyunca kafasında yaşatıyor. Bense dışarı çıktığım andan itibaren şalteri indiriyorum, o noktadan sonra artık ben bakan değilim, siyasetçi falan da değilim. Kafamda hiçbir şey yok. Lokantaya oturuyoruz, içki içeceksek içiyoruz ve davranışlarımda da o bakan olma kimliğini içimde yaşatmıyorum.

Burada da doktorum. Akşama kadar hastalarımı muayene ediyorum. Ama buradan çıktığım andan itibaren doktor değilim. Akşam yemeğe ya da bir yere gitmişsek eğer burayla ilgili ve doktorlukla ilgili hiçbir şey yapmıyorum. Konuyu açan olursa da kapatıyorum.

EVE İŞ SOKMAYIN

* Bu galiba çok yaygın bir hata?

Türkiye’de şunu görüyorum. İnsanlar hangi işi yaparsa yapsın, çantası elinde evraklarıyla eve gelir ve evde o işe devam eder. Yani iş hayatındaki sorunlar, problemler ev hayatında da devam eder. Halbuki evdeki hayat sadece dinlenmeye ayrılmalıdır. Bedenen, ruhen ve zihnen dinlenmek. Eve girdiği andan itibaren evdeki insanlar konuyu açmak istese bile açmayacaksın. Sanki bir yerde müdür değilsin, doktor değilsin, muhasebeci değilsin, bakan değilsin. Şalteri tak diye kapatıp beyninde her şeyi sıfırlaman lazım. En etkili olay bile o şalter kapandığında beynine girmeyi başaramayacak. Bunu yaptığın zaman mutlak bir dinlenme oluyor. Kendini yeniliyorsun. 7-8’de eve geldin, ertesi sabaha kadar uyku da dahil kendini tazeliyorsun. Çünkü bütün bu olumsuzluklar, stres yaratan unsurlar senin beynini toksik bir madde gibi zedeliyor, yoruyor, yıpratıyor. Şalteri kapatarak onu kafandan atmayı başardıysan, beynin üzerinde etki yapamıyor. Başka şeylerle meşgul olduğun için kendini yeniliyor.

Hep böyle neşeli misiniz?

Her şeyi pozitif düşünürüm. Bunun da ötesinde şunu düşünürüm; insanlar doğuyor, belli süre yaşıyor ve ölüyor. Bizden önce milyarlarca insan yaşamış, dünyayı sarsan güç sahibi insanlar. Bugün hepsi kara toprağın altında, kemikleri kalmış sadece. Demek ki yaşam son derece göreceli. Önemli olan yaşadığın süreci uzatabilmek ve kendine kaliteli bir yaşam sağlayabilmek. Huzurlu ve mutlu yaşayabilmek.

*      *      *

Bu yazımla Yıldırım Aktuna’nın ruhsal konularda yaptığı açıklamarını sona erdirmeyi istiyorum.

Televizyonda kanser tedavisi gördüğü Çin’den dönüşünde havaalanında çekilen fotograflarını görünce çok üzüldüm.Amansız hastalık o güzel insanı o kadar sarsmış ve etkilemişti… Ancak kollarına girenlerin yardımıyla yürüyebiliyordu…

Kendisinin yaşadığı süreci uzatabilmek için önerdikleri bir noktada yetmiyor. Ne yaparsan yap işte o noktanın nerede biteceği yüce Allah’ın elinde…

Yüce Allah’tan dostum Yıldırım Aktuna’ya rahmet diliyorum.

İstanbul,8 Kasım 2007

Stres. Ruhsal Gerilim

Cengiz Erdinç,” 25 yaş

genç gözükmenin sırları”,

Sabah, 12.12.2004