İTÜ 11. Endüstriyel Kirlenme Sempozyumu (11-13 Haziran, İstanbul) – AB Sürecinde Endüstri-Çevre İlişkileri

İ.T.Ü. 11. Endüstriyel Kirlenme Kontrolü Sempozyumu (11-13 Haziran 2008) kapsamında Ahmet Samsunlu tarafından hazırlanan tebliğ’dir.

Sayfa 1 – 8

AB Sürecinde Endüstri-Çevre İlişkileri

Ahmet Samsunlu

İstanbul Teknik Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Maslak, 34469, İstanbul.

E-posta: samsuınlu@itu.edu.tr

ÖZET

1963 yılında assosiye üye olarak kabul edildiğimiz Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik başvurumuz ile ilgili olarak 2005 yılında AB’ye katılım müzakerelerine başlanmış, AB’ye aday ülke olarak kabul edilmemizde yeni bir aşamaya geçilmiştir. Bu aşamanın tamamlanabilmesi müzakere fasıllarmın kabul edilmesi ve üye ülkelerce onaylanmasına bağlıdır. Halen çevre faslının müzakeresi açılmamış bulunmaktadır. AB’ye katılım hem ekonomik hem de sosyal açıdan sayısız değişim ve geniş kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getirecek bir süreç olup Türkiye’deki çevre kalitesi ve standartlarının yükselmesini sağlayacaktır. AB’ye muhtemel katılımı müteakip görülmesi beklenen değişimin ana eğilimi sanayi ve özellikle hizmet sektörlerinde genişleme olarak öngörülmektedir. Bu nedenle sanayimizin şimdiden AB’de yürürlükte olan endüstriyel kirlenme ile ilgili mevzuata uyum sağlaması faydalı olacaktır. Mevcut mevzuat endüstrilerin yeni yatırımlar ve üretim sürecinde sağlanacak değişikliklerle daha az kirlilik oluşturacak teknolojileri kullanarak su kaynaklarının kirliliklere karşı korunabileceğini ifade etmektedir. Bu tebliğde, AB uyum sürecinde yapılması gerekenler üzerinde durularak Türkiye’de su kaynaklarının temiz tutulabilmesi için çevre ile ilgili kuruluşları ile endüstrinin dikkate alması gereken hususlar tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: AB, Türkiye, uyum süreci,endüstri-çevre

Giriş

AB Müzakere fasılları 35 başlık altında toplanmış olup bunlardan birisi de çevredir. Çevre kalitesinin iyileştirilmesi bu konuların en önemlilerinden birisini oluşturmaktadır. Su kalitesinin iyileştirilmesi, çevre kalitesi içinde en önemli yeri oluşturmaktadır.

Katılım müzakereleri, Türkiye’nin AB Müktesebatını ne kadar sürede kendi iç hukukuna aktarıp yürürlüğe koyacağının ve etkili şekilde uygulanacağının belirlendiği süreçtir. Bu süreçte Türkiye’nin 120,000 sayfadan oluşan AB Müktesebatına ülkemiz iç hukukunun uyumunu sağlanması gerekir. Bu kapsamda 67 direktifin uyumlaştırılması gerekmektedir. Bu bağlamda, ülkemizde de çevre konusunda uyum çalışmalarına ağırlık verilmiştir.

AB uyum süreci için Çevre ve Orman Bakanlığı birçok önemli yönetmelikler çıkarmış ve birçok yönetmelik hazırlık veya yayın aşamasında olmasına rağmen, öngörüldüğü gibi 2006 yılı sonuna kadar AB mükteseplerinin çevreyle ile ilgili kısmını ilgilendiren uyum çalışmaları halen bitirilememiştir. Belirtilen fasıllar arasında önemli bir yer tutan ‘’Çevre’’ konusunda Türkiye’nin idari, yasal ve bilhassa uygulama alanında önemli eksiklikleri bulunmaktadır.

Avrupa Birliği Sanayi Mevzuatının çevre açısından kalbi olarak tanımlanan Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Direktifi (IPPC) 1996 yılında yayınlanmıştır. Diğer taraftan AB, su kaynaklarının koruma altına alınmasının ve gelecek nesillere daha iyi kalitede su kaynakları bırakılmasının son derece önemli ve acil bir konu olduğunun bilinci ile ‘’Su Çerçeve Direktifi-SÇD’’ (Water Framework Directive)’ni 2000 yılında çıkarmıştır. 2015’e kadar hazırlanacak “Entegre (Bütünleşik) Havza Yönetim Planları (EHY) bu süreç için aracı seçilmiştir.

1. AB’nin Durumu

1972 yılında o zamanki ismi ile AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) yayınladığı Paris Deklarasyonu’nda; “…ekonomik kalkınmanın selameti açısından, çevre sorunlarının çözümünde ortak politika ve eylem programından“ ilk defa söz edilmiştir.

AB’nin çevre ile ilgili ilk politikası, Temmuz 1987 tarihinde Avrupa Tek Senedi’nin yürürlüğe girmesi ile başlamıştır. Bu senette, Su Kalitesinin Korunması, Hava Kalitesinin Korunması, Atıkların Kontrolü ve Yönetimi, Kimyasalların Kontrolü, Flora ve Faunanın Korunması ve Gürültünün Kontrolü konularında kapsamlı ve gelişmiş normlar kabul edilmiştir. Bu tarihten sonra topluluk çok sayıda uluslararası çevre sözleşmelerinin de tarafı olmuştur.

AB çevre konusunda aşağıdaki amaçları takip edeceğini taahhüt etmiştir:

  • Çevre kalitesinin korunması ve geliştirilmesi,
  • İnsan sağlığının korunmasına katkıda bulunulması,
  • Doğal kaynakların akılcı ve geleceği düşünülerek kullanılmasının sağlanması.

Birlik üyesi ülkeler tarafından Aralık 1991’de imzalanan Maastricht Anlaşması ‘’Çevreye saygılı sürdürebilir gelişme’’yi temel amaç olarak benimsemiştir.

Avrupa Birliği; 27 üye ülkeyi bağlayıcı ulusal mahkemelerinde, uygulanma zorunluluğu olan en kapsamlı ve ayrıntılı uluslararası çevre düzenlemelerine sahip bölgesel kuruluşların başında gelmektedir (Moroğlu,2007).

Kaynakların korunmasına yönelik olarak çıkarılan yönetmeliklerden en önemlisi 1991 yılında çıkarılan 1998 yılında yeniden gözden geçirilen ‘’Kentsel Atıksuların Arıtılmasına İlişkin Direktiftir (91/271/EEC) (Urban Discharge Directive). Bu direktife göre dikkate alınacak ve değerlendirilecek alanlar hassas, normal ve hassas olmayan alanlar şeklinde gruplandırılmakta olup bu bölgelerde yapılacak bazı endüstrilerle ilgili bağlayıcı değerler bulunmaktadır.AB ülkelerinden Almanya tüm ülke alanlarını hassas alan olarak ilan etmiş bulunmaktadır.

Avrupa Birliği Sanayi Mevzuatının çevre açısından en etkili olarak tanımlanan Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Direktifi (IPPC (96/61/EC)) 1996 yılında yayınlanmıştır. Endüstrilerin türlerine ve kapasitelerine bağlı olarak bu direktifin kapsamına girip girmediği belirlenmektedir. Örneğin tekstil sektörü genel olarak bu direktifin kapsamında iken kapasiteleri düşük olanlar dışında tutulmaktadır.

Bu direktife göre üretimin temiz teknoloji ile yapılması istenmekte olup geçmişte olduğu gibi yalnız imalatın sonunda arıtım öngörülmemektedir. Bunun sağlanabilmesi için tüm sanayi makinelerinin, üretim teknolojilerinin yeniden gözden geçirilmesi, bunların çevreye uyumlu hale getirilmesi, geri kazanıma teşvik edilmesi, enerjinin maksimum ölçüde tasarruf edilmesi, mevcut hammaddelerin terk edilerek çevre dostu hammaddelerin kullanılması istenmektedir (Görgün,2006).

Avrupa Birliği’nde 2000’de yürürlüğe konulan Su Çerçeve Direktifi-SÇD (Water Framework Directive-WFD) su yönetiminde sektörel uyum ve ortak yönetim sağlanarak sularda “İyi Duruma” ulaşılması hedeflenmektedir. 2015’e kadar hazırlanmış olacak “Entegre (Bütünleşik) Havza Yönetim Planları (EHY) bu süreç için aracı seçilmiştir. Direktif tüm AB sınırları içerisinde su kaynaklarını sadece miktar olarak değil, kalite olarak da korunmasını ve kontrol edilmesini hedeflemektedir.

SÇD’nin nihai hedefi, tüm Avrupa’daki suların ekolojik ve kimyasal bakımdan ”iyi” duruma gelmesidir. Bunun sağlanabilmesi için “genel uygulama stratejisi” (CIS: Common Implementation Strategy) isimli yaklaşık 2,000 sayfalık bir doküman oluşturulmuştur.

SÇD’nin uygulaması ile ilgili olarak nehir, havza bölgelerinin karakterizasyonunun belirlenmesi gereklidir. Bu kapsamda, yüzeysel suların karakterizasyonu, yeraltı sularının karakterizasyonu çalışmaları yapıldığı gibi ekolojik olarak sınıflandırılması gerekmektedir. Burada her yüzeysel su tipi için referans şartlara göre yüksek statü, iyi statü ve vasat (orta) statü olarak sınıflandırılmaktadır. Diğer iki ekolojik kalite statüsü de, vasatın altında zayıf ya da kötü olarak sınıflandırılmaktadır. Kimyasal bakımdan ise statünün izlenme sonuçları AB’nin bu konuyla ilgili yönergelerinde yer alan kimyasal maddelerin sınır değerlerine uyması halinde bu su kaynağı iyi kimyasal statüyü gerçekleştirmiş olarak kaydedilir ve eğer bu uyum sağlanamazsa o su kaynağı iyi kimyasal statüyü gerçekleştirmede başarısız olmuş olduğu belirtilir (Moroğlu, 2007).

Su Çerçeve Direktifi –SÇD daha önce yayınlanmış olan

  • Kentsel Atıksuların Arıtılmasına İlişkin Direktif, (1991)
  • Nitrat Direktifi, (1991)
  • İçme Suyu Direktifi, (1998)
  • Bütünleşik Kirlenme Önleme ve Kontrolü (IPPC) Direktifi (1996),
  • Yüzme Suyu Kalitesi Direktifi (1991)

gibi suyla ilgili tüm mevzuatı kapsamaktadır.

SÇD, birlik içerisindeki tüm nehirler, göller, sahiller ve yeraltı sularının korunması hedefine dayanmaktadır. Aday ülkelerin katılım sürecinde SÇD gerekliliklerini yerine getireceklerdir.

Yönerge, endüstrideki işadamlarının yeni yatırımlar yaparak daha az kirlilik oluşturacak teknolojileri kullanmasıyla su kaynaklarının kirliliklere karşı korunabileceğini ifade etmektedir. Yönergeye göre, AB genelinde yeni çevre kalite standartları oluşturulacak ve kimyasallar için uygun çevresel standartlar belirlenecektir.

Avrupa Tek Senedi’nin yürürlüğe girmesinden sonra topluluk, çevre kalitesinin korunması konularında yaptığı ayrıntılı düzenlemelerin yanında Avrupa Çevre Ajansı’nın kuruluşunu da sağlamıştır. Birlik üyesi olmayan ülkelerin de katılımına açık olan ajansa Türkiye de dahil bulunmaktadır.

Şekil 1’de AB Su Mevzuatı’nda yer alan entegre su kalitesi yönetimi bileşenleri gösterilmektedir.

Şekil 1. AB su mevzuatı entegre su kalitesi yönetimi bileşenleri (COWI Projects, 2007)

AB ülkelerini kapsayan bir çalışmada yıllar içinde arıtma tesislerine bağlanma ve uygulanan arıtma kademelerinin yüzdelerinin değişimi verilmiştir. Türkiye’nin içinde bulunduğu grubun arıtma uygulamalarında, kuzey ve batı ülkelerinden çok geri bir konumda olduğu dikkati çekmektedir. Şekil 2’de ülke gruplarına göre bu değerler verilmiştir. 

2. Türkiye’nin Durumu

Türkiye’de, “Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı“ ile birlikte (1973-1977), çevre sorunlarına yönelik politika belirleme yönünde ilk adımlar atılmıştır. 1978 yılında Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı kurulmuş, 1983 yılında Çevre Kanunu çıkartılmış, 1991 yılında Çevre Bakanlığı kurulmuş ve bu Bakanlık 2003 yılında  Çevre ve Orman Bakanlığı olarak yeniden örgütlenmiştir. Bu zaman biriminde yasa, yönetmelik ve uygulama çalışmaları yürütülmüştür (Keleş ve Hamamcı, 2005).

Şekil 2: AB’nin farklı bölgelerinde atıksu arıtımının değişimi (Europe’s Environment, 2003)

AB ile ilgili olarak ilk ortaklık katılım belgesi 2001’de hazırlanmış olup, 2003 ve 2005 yıllarında de gelişen şartlara göre revize edilmiştir. Çevre konusundaki tarama süreci 2006’da başlamıştır.  

Ortaklık katılım belgesine göre hazırlanan ulusal programa göre işlerin uygun olarak yapılıp yapılmadığı ilerleme raporlarında açıklanmaktadır. Ortaklık katılım belgesi kısa ve orta vadede olmak üzere çeşitli hedefler koymuştur. Çevre konusunda kısa vadede uyumlaştırma,orta vadede ise uyumlaştırma ve uygulama yönünde hedefler konulmuştur.

Şekil 2. AB’nin farklı bölgelerinde atıksu arıtımının değişimi (Europe’s Environment, 2003)

Burada belirtildiği gibi kısa vadede uyumlaştırma çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalar ülkemizde süregelen çalışmaların bir devamı olarak görülebilir. Üzerinde çalışılması gereken 65 direktif yaklaşık olarak 20’ye yakın yönetmelikle ele alınması düşünülmektedir. Bunun nedeni bazı direktiflerin birkaç yönetmelik çerçevesinde ele alınmasıdır (Sarıkaya, 2005).

Yapılan bir söyleşi de, 2006 sonuna kadar AB Mükteseplerinin çevreyle ile ilgili kısmını ilgilendiren uyum çalışmalarının bitirileceği, ancak bu tarih itibariyle fiili olarak AB kurallarını uygulamaya geçmiş olmayacağı ve geçiş süresi olarak 20 yıl öngörüldüğü belirtilmiştir (Öztürk, 2005).

Şekil 1’de görülen entegre su yönetimi için gerekli olan yönetmeliklerden aşağıda verilenler ülkemizde çıkarılmıştır.

  • Kentsel Atıksuların Arıtımı Yönetmeliği (8.01.2006 tarih ve 26047 sayılı Resmi Gazete)
  • Tarımsal kaynaklı nitrat kirliliğine karşı suların korunması yönetmeliği (18/02/2004 tarih ve 25377 sayılı Resmi Gazete)
  • İçmesuyu Elde Edilen veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmelik (20/11/2005 tarih ve 25999 sayılı Resmi Gazete)
  • Yüzme Suyu Kalitesi Yönetmeliği (09/01/2006 tarih ve 26048 sayılı Resmi Gazete)
  • Su Kirliliği Kontrolu Yönetmeliği (31/12/2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazete)

Şekil 1’de görülen entegre su yönetimi için gerekli olan yönetmeliklerden aşağıda verilenler ülkemizde halen çıkarılamamıştır.

  • Su Çerçeve Direktifi (2000/60/EC)
  • Bütünleşik Kirlenme Önleme ve Kontrolü (IPPC) Direktifi (1996/61/EC))
  • Arıtma Çamuru Direktifi (86/278/EEC)

Bu yönetmeliklerle ilgili olarak taslak çalışmalarının yürütülmekte olduğu hakkında bilgi edinilmiştir.

Bütünleşik Kirlenme Önleme ve Kontrolü (IPPC) Direktifi de halen çıkarılamamıştır. Çıkarıldığında AB ülkelerinde olduğu gibi her sektör bu yönetmeliğe uyarak kendisi için en uygun tekniği (BAT-Best Available Technique”) uygulaması gerekecektir.

2006 yılında çıkarılan ”Kentsel Atıksuların Arıtımı Yönetmeliği”ne göre belirlenmesi gereken alanlar (hassas, normal ve hassas olmayan) halen belirlenmemiştir. Bu nedenle bilhassa hassas alanlardaki yerleşim ve endüstrilerde ilgili bağlayıcı değerler uygulanamamaktadır.

AB’ne üyelik müzakerelerine devam etmekte olan Türkiye’nin sahip olduğu su kaynakları için SÇD’ni uygulaması zorunludur. Bu zorunluluk nedeniyle, konuyla ilgili en yetkili olan ve sorumlu olan Çevre ve Orman Bakanlığı gerekli çalışmalara başlamış bulunmaktadır. Bu yönetmeliğin en geç 2009 yılına kadar çıkarılması gerekmektedir. Bu kapsamda, yeni birçok AB su kalite mevzuatı mevcut mevzuata aktarılmıştır ve mevcut mevzuatta gerekli revizyonlar yapılmıştır. Ancak AB’nin 2006 yılı ilerleme raporunda Türkiye’de Su Çerçeve Yönerge’sinin uygulaması ile ilgili değişiklikler konusunda ilerleme kaydedilemediği ve üyelik statüsünün kazanılmasının beklenmeden bu alanda önemli bir çaba harcanması gerektiği belirtilmektedir (Moroğlu,2007). Benzeri değerlendirme 2007 içinde yapılmıştır (www.abgs.gov.tr) .

SÇD kapsamındaki AB yönetmelikleri ile Türk mevzuatının karşılaştırılması Moroğlu (2007) tarafından yapılmıştır. Bu karşılaştırmaya göre yukarıda belirtilenler dışında sekiz yönergenin halen çıkarılmadığı görülmektedir..

AB uyum sürecindeki Türkiye, Su Çerçeve Direktifi’ne (SÇD) uyum çalışmalarını başlatmıştır. Büyük Menderes Havzası’nda SÇD’nin uyumu ve örnek Entegre Havza Yönetimi planı projesi buna ilk örnektir. İlgili kamu kurumlarının katıldığı bu proje sonucunda, Türkiye’deki suyun nicelik ve niteliğinin 14 ayrı kamu kurumu tarafından yönetiminin, Ulusal Su Yasası ve Platformu ile yeniden düzenlenmesi önerilmiştir. Bu konuda en önemli adım Ağustos 2007’de DSİ’nin Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlanmasıyla atılmıştır. Büyük Menderes Projesi sonucunda Nehir Havzası Planlarının ve Komisyonlarının da oluşturulması önerilmiştir.

Ayrıca ülkemizde Su Çerçeve Direktifi’ne (SÇD) uyum çalışmalarının kimya sektöründe bir ön hazırlık kapsamında başlanıldığı öğrenilmiştir.

3. Sonuç

Kurulduğundan bugüne kadar AB çevrenin ve su kaynaklarının korunmasına artan bir şekilde önem vermektedir. Bu nedenle çevre sorunlarına ilişkin olarak Birliğin çevreye zarar veren faaliyetleri önleyici olacağı belirtilmektedir. Çevresel problemlerin öncelikle kaynağında önlenmesini, kirletenlerin zararları ödemesini ve çevrenin korunması politikalarının diğer birlik politikalarıyla entegre edilmesini şart koşmaktadır. Ayrıca, kuruluş anlaşmasına göre üye ülkelerin, bu ilkeler doğrultusunda daha sıkı standartlar koyma yetkisine sahip olacakları da belirtilmektedir.

Bu politikaları uygulayan AB, aday ülkelerinde hızlı bir şekilde mevcut direktiflere uyum sağlamasını istemektedir. AB tarafından, aday ülkelerin ortaklık katılım belgesine istinaden hazırladıkları programa uygun olarak işlerin yapılıp yapılmadığı ilerleme raporlarında açıklanmaktadır. AB müktesebatına uyum durumunu ”düşük seviyede, sınırlı, homojen olmayan-sınırlı ve yeterli/ileri’’ şeklinde belirlemektedirler. 2006 yılı İlerleme Raporundan bu yana fasıllar itibariyle AB müktesebatına uyumda kaydedilen gelişmeler ‘’Çevre’’ için sınırlı olarak belirtilmiştir.

2007 yılı İlerleme Raporunda, su kalitesine ilişkin müktesebatta ilerleme sağlandığı, ancak mali planların oluşturulmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Su Çerçeve Direktifine uyum sağlanmasına yönelik adımların atılmadığı, su kalitesi ile ilgili bazı direktiflere uyum sağlanmadığı ifade edilmektedir. Özellikle üye ülkelerle sınıraşan sular konusunda işbirliği alanında adım atılmadığı belirtilmektedir.

AB’de yürürlükte olan endüstriyel kirlenme ile ilgili yasalar uygulandığında sanayiciler üretim sürecini gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Temiz teknoloji ile çevre dostu üretim istendiğinden üretim teknolojilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir. Bu ise ülkemizde başlangıçta AB ülkelerde rastlanan sıkıntıların yaşanmasına neden olacaktır. Her sektör kendi içinde AB’de yürürlükte olan ve yakın gelecekte bizde de yürürlüğe girecek olan “Bütünleşik Kirlilik Önleme ve Kontrolü Yönetmeliği”ne uyarak kendisi için en uygun tekniği uygulaması gerekecektir.

Avrupa Birliği üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatına uyum maliyetinin kamu için 50 milyar Euro, özel sektör için 18 milyar Euro olarak hesaplandığı belirtilmektedir. Bu yüksek maliyetin yerli teknoloji ile bir miktar aşağıya çekilebileceğini düşünülmektedir. Bunun sağlanabilmesi şirketlerimizin çevreyle dost yeni teknolojileri ve iş gücü kapasitemizi geliştirmesine bağlıdır. Bunu başarabilen firmalarımız şu anda piyasaya hakim olan yabancı firmalara karşı hem ulusal hem de uluslararası arenada rekabet avantajı sağlayacakları gibi bu yatırımlara ayrılan paraların ülkemizde kalmasına katkıda bulunacaklardır.

Kaynaklar

Europe’s Environment: The Third Assesment, (2003), Kiev EN Summary, European Environment Agency, EEA Copenhagen.

Görgün, E., (2006), Söyleşi, Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi,Sayı 8, İstanbul

Keleş, R., Hamamcı, C., (2005), Çevre Politikası, İmge Kitapevi Yayını, Ankara.

Moroğlu,M., (2007) ,Avrupa Birliği Su Çerçeve Yönergesi ve Yönergenin Türkiye’de Uygulaması: Büyükçekmece Örneği, İstanbul Teknik Üniversitesi,Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul (Yüksek lisans Tezi, yönetici Doç. Dr. Mustafa Yazgan)

Öztürk, M., (2005), Söyleşi, Su  ve Çevre Teknolojileri Dergisi, Sayı 1, İstanbul

Sarıkaya, Z.H., (2005), Panel (AB Sürecinde Türkiye Çevre Sektörü, Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi,Sayı 5, İstanbul

COWİ Projects (2007), Türkiye ve AB Su Yönetimi Mevzuatı Çevre Yönetim Planı İlişkisi (www.cowiprojects.com/Turkey/1st regional workshop/EU-Turkey) 

www.abgs.gov.tr

Leave a Comment.