POLONYA’NIN BAŞŞEHRİ VARŞOVA (6)

Blikle Kafe’den çıktıktan sonra Varşova’nın bu en tanınmış alışveriş caddesinde dolaşmaya başladık. Barlar, kafeler, lokantalar ve tanınmış mağazaların yer aldığı cadde hakikaten çok canlı bir yer olarak dikkatimizi çekti. Bu caddeye Doğunun Paris’i de denmektedir.

Burasının orta çağlara kadar giden bir geçmişi var. Bu yol  kralların Varşova’dan Krakow’a giderken kullandığı yol imiş.

Zamanımız az olduğu için buraya yakın “Milli Müze”yi “Askeri Müze”yi gezme imkanımız olmadı.

Polonyalıların kendisi ile gurur duydukları Frederik Chopin’in bu caddeye yakın Vistül nehrine doğru uzanan Tamka Caddesi üzerindeki “Chopin Müzesi”ni ziyaret ettik. Barok-klasik tarzda 17. yüzyılda Hollandalı mimar Tylmen tarafından inşa edilen bu yapıda yer alan  müze Chopin e ait en değerli kolleksiyonları ihtiva etmektedir. Müzi iki kısımdan ibaret olup Vatan’da (1810-1830) ve Gurbette (1830-1849) diye isimlendirilmiş. Müze’de Chopin’in çalışmaları, nota el yazıları ve düzeltmeleri, mektuplar, fotoğraflar, muhtelif heykeller, hatıra eşyalar ve madalyonlar yer alıyor. Duvarlarında kendisi, arkadaşları ve akrabalarının portreleri ve çizimleri yer alıyor. Son sevgilisi Sand ile ilgili yazışmalarını da dahil burada bulunanları çok detaylı inceledik.

Chopin 1810 yılında Polonya’nın Mazovian bölgesinde Zelazowe Wola Köyü’nde doğmuş, 1849 yılında 39 yaşında tüberkülozdan ölmüştür. Annesi Justyne Polonyalı, babası Nicoles  Chopın Fransız olup Fransızca öğretmenliği  yapıyordur. Annesi 1810 yılında Varşova’ya taşındı. 20 yıl boyunca Chopin’in kişiliği ve yaratıcılığı bu şehirde şekillendi. Çok kısa bir süre sonra müzikal dehasını göstermeye başladı. 1818 yılında 18 yaşında şimdiki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda halka verdiği konserinde performansını gösterdi. Varşova Lisesi’ndeki birkaç yıllık eğitimden sonra, Chopin konservatuvarda kompozisyon eğitimi aldı ve 1829 yılında buradan mezun oldu. 1830 yılında Viyana’ya gitti ve daha sonra Paris’e taşındı ve ölünceye kadar Paris’te kaldı. Paris’e gömüldü ancak onun son arzusuna uyularak kalbi Varşova’ya götürüldü ve Holy Cross Kilesesi’ne gömüldü.

Chopin romantik ve fırtınalı dönemler (Polonya’nın bağımsızlığı eğilimleri) yaşadı. Chopin, Polonya’nın bağımsızlık planları yapan kişiler arasında yer aldı.

Onun müziği; acı, ümitsizlik, kahramanlık rüyaları ve nostalji, Polonya’nın güzelliği ve ulusunun acılarını ifade ediyordu. Chopin’in müziği Polonya’nın müzik geleneği ile birleşmiş durumdadır. Müziği halk müziği tonlarından çıkmış ve tüm milli kültürün bir sembolü olmuştur.

Polonya’nın ve Varşova’nın pek çok yerinde onun ismi çeşitli yapılara, parklara ve havaalanlarına verilmiştir.

(Türk Beşlilerini tanıyor musunuz? Onların ismi bir havaalanına verilmiş midir?)

Chopin’in oturduğu evin içinde oluşturulan ve müze haline getirilen konser salonu (odası)nu ziyaret edemedik. Oturduğu evin içindeki mobilyalar orjinallerine sadık kalınarak yaptırılmış olup geçmişte Fransız List tarafından kullanılmış bir piyanoda burada  yer almaktadır.

Chopın müzesinden çıktıktan sonra Varşova’yı ikiye bölen Vistul Nehri’ne doğru yürüdük. Bu nehirin ismi Osmanlı-Polonya ilişkilerinde de geçmektedir. Polonyalılar, Osmanlı süvarilerinin atlarının, buradan su içtiği anda bağımsızlıklarına kavuşacaklarını hep ifade etmişlerdir.

Nehrin kıyısında yer alan geniş parklar, koşu ve yürüme yolları  dikkatimizi çekti. Burada spor yapan insanları görünce onlara gıpta ile baktık. Biz, İstanbul’da neredeyse yürüyecek kaldırım bulamıyoruz.

Nehrin kıyısında eski Pazar yerinde bulanan ve daha önce hakkında bilgi verdiğim “Deniz Kızı” heykelinin bir benzeri ile karşılaştık. Burada fotoğraf çektirdi ve bir süre dinlendikten sonra şehrin en eski bölgesi olan Praga’ya otobüs ile geçtik.

Vistül Nehri Kenarında Deniz Kızı Heykeli

Praga ismi 1432 tarihindeki kaynaklara göre bir köy isminden gelmektedir. Bu bölge II. Cihan Savaşı sırasında Ruslar tarafından 1944 ayaklanması esnasında işgal edildiğinden tahrip edilmemiştir. Bugün ise pek çok etkinliğin yer aldığı bir bölgedir.

Chopin Müzesi

Burada bir kafede oturduktan sonra yakında bulunan St.Mary Magdelena Ortodoks Kilisesi’ne doğru yürüdük. Bu kilise 1867-69 yılları arasında Bizans mimari stilinde inşa edilmiştir. Şimdi Polonya Ortodoks Katedrali olarak kullanılmaktadır.

Rus Ortodoks Kilisesi

Antalya, 15 Temmuz 2008