GÜRCİSTAN OLAYLARI VE MONTRÖ ANTLAŞMASI!

Gürcistan ile Rusya arasında meydana gelen savaş sonucundan ülkemiz de doğrudan doğruya etkilenmiş bulunmaktadır.

Bu yazımda, hangi konularda etkilendiğimizi tek tek değerlendirmeyeceğim.Bizim için çok önemli olan Boğazlar sorunu ve Çanakkale ve İstanbul Boğazların’daki deniz seyr-ü seferini düzenleyen Montrö Antlaşması üzerinde durmayı istiyorum

*     *     *

Boğazlar Sorunu;

Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın stratejik askeri önemi nedeniyle yakın tarihte hem Osmanlı Devleti’ni hedef alan, hem de Avrupa ülkelerinin kendi aralarında çekişmelere yol açan bir sorun olduğu bilinmektedir.

Rusya’da Büyük Petro ile başlayan Karadeniz’e ve Türk Boğazları’na hakim olma ihtirası tarih boyunca azalmadan devam etmiştir.

Rusya, Boğazlar üzerindeki en önemli haklarını Mısır’da Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın 1832 yılındaki isyanı sırasında Osmanlı’lara yardım etmenin ödülü olarak imzaladığı 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması ile kazanmıştır. Bu anlaşmaya göre Rusya’nın, yabancı bandıralı savaş gemilerine Çanakkale Boğazı’nın kapatılmasını talep edebileceği kabul edilmiştir. Bu da Rusya’nın Boğazların kontrolü üzerinde söz sahibi olmasının başlangıcı olmuştur.

Mısır’da Mehmet Ali Paşa ’nın yeni bir isyanı ile Boğazlar üzerinde yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Fakat bu kez ayaklanmanın bastırılmasında Osmanlı’lara yardım eden Avrupa güçleri olmuştur. 1840 yılında Londra Anlaşması imzalanmıştır. Boğazlar açısından, bu anlaşmadan daha önemlisi 13 Temmuz 1841’de Fransa’nın da katılımıyla imzalanan “Boğazlar Sözleşmesi”dir. Bu sözleşme ile ilk kez Türk Boğazları çok taraflı bir anlaşma ile düzenlenmiş ve artık ikili sözleşmeler devri kapanmıştır.

Mart 1856 ‘da Kırım Savaşı başlamıştır.Sivastopol’un Fransa tarafından işgali ve Rusya’nın büyük yenilgisi bu harbin sonucudur. Türk Boğazları açısından Kırım Savaşı’nın önemi Avrupa güçlerinin son kez topluca Osmanlı Devletini koruduğu savaş olmasıdır. Şubat ayında tüm taraflar Paris’te bir araya gelirler ve 1856 Paris Sözleşmesi imzalanır.1856 Paris Sözleşmesinin birçok önemli maddesi arasında güç dengelerini en çok etkileyen, Karadeniz’i tamamen askerden arındıran madde olmuştur. Osmanlı’nın eski kuralı olan ve 1841 Boğazlar sözleşmesiyle pozitif hukuk kuralı haline gelen, yabancı savaş gemilerinin Boğazlara girişinin yasaklanması da imzalayıcılar tarafından tekrar teyid edilmiştir.

Rusya 1870 yılında, 1856 sözleşmesinin taraflarına bir nota vererek sözleşmenin Karadeniz’i askersizleştiren maddelerini iptal edeceğini bildirmiştir. Aslında, Rusya hem Karadeniz’in tekrar askerden arındırılmasını hem de artık Türk Boğazları’nın yabancı savaş gemilerine açılmasını istiyordu. Oysa İngiltere ile Avusturya buna karşıydı. Meseleyi görüşmek için Paris’te bir kongre yapılması önerildi. Osmanlı Devleti ne Karadeniz’in tekrar askersizleştirilmesini, ne de 1856 ‘da kazandıkları bazı hakları kaybetmek istememiştir. 1841 ve 1856 sözleşmelerinde olduğu gibi 1871 Londra Sözleşmesi’nde de Osmanlı İmpartorluğunun eski kuralı teyit edilmiştir. Osmanlı Devleti kendi güvenliği açısından gerektiğinde istediği gibi “dost veya müttefik” güçlerin savaş gemilerine Boğazları açabilecektir.

1923 Lozan Sözleşmesine kadar Türk Boğazlarından geçiş rejimi 1871 Londra Sözleşmesiyle düzenlenmiştir. Lozan Anlaşması’nın 23. Maddesi gereği; bu Sözleşmenin; Lozan Anlaşması içerisindeymiş gibi kabul edileceği hükme bağlanmıştır. Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ni Lozan Anlaşması’na taraf olmamış olan Rusya ve Bulgaristan da imzalamışlardır.

Lozan’ın eki olan Boğazlar Sözleşmesi şu maddelerle özetlenebilir:

Ticaret Gemileri ve uçakları barış zamanında Türk Boğazlarından geçiş serbestisine sahiptirler; Savaş gemileri ve uçakları barış zamanında Boğazlardan geçiş serbestisine sahiptir; ancak Karadeniz yönüne geçişte savaş gemileri için sınırlama vardır. Savaş zamanı: Türkiye, Muharip değilse tarafsızlık haklarını geçişi engelleyecek şekilde kullanamaz; Türkiye Muharip ise; tarafsız devletlerin ticaret gemileri düşmana yardım götürmüyorlarsa geçebilirler; savaştığı devletin gemilerine karşı Türkiye, her türlü hakkını kullanabilir. Boğazlar çevresinde belirli bölgeler askerden arındırılmıştır. Antlaşmanın öngördüğü düzene uyulmasını başkanının Türk olduğu bir komisyon denetleyecektir.

Lozan Türk Boğazları ve yakın çevresinde Türkiye’nin egemenlik hakkını önemli ölçüde sınırlamaktaydı. Boğazlar Bölgesi askerden arındırılmakla bu bölgenin nasıl savunulacağı sorusu cevapsız kalmıştı. Dolayısıyla ortada hem Karadeniz’in güvenliği açısından; hem de Türkiye’nin güvenliği açısından önemli bir sorun vardı. Bu sorun, ancak Montrö Sözleşmesi ile çözülebilmiştir.

*     *     *

Montrö Boğazlar Sözleşmesi;

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti,Boğazlar rejimini düzenlemek için uluslar arası konjönktürün barışçıl çözüme izin verdiği dönemi beklemiş, zor kullanmamaya gayret göstermiş, bir anlamda güç dengelerine oynamıştır. Bu anlamda Montrö Boğazlar Sözleşmesi Atatürk’ün dış politikasında barışçıl yöntemlere verdiği önemi, pragmatikliğini, gerçekçi duruşunu, diplomaside dengeleri çok iyi hesaplayabildiğini de göstermiştir.

Bu döneme kadar Milletler Cemiyeti’nin çeşitli alanlardaki garantilerinin de işlemediğinin görülmesi, bizzat Milletler Cemiyeti’nin garantör olması beklenen üyelerinin ihlallerde bulunması Türkiye’nin gerekçelerini güçlendirmiştir. Türkiye’nin talepleri konusunda izlediği yol ilgili devletlere başvurmak ve onları yeni bir konferans için ikna etmek şeklinde olmuştur.

Bu taleplerin ardından 22 Haziran 1936’da Montrö’de bir konferans toplanıp Montrö Boğazlar Sözleşmesi de 20 Temmuz 1936’da imzalanmıştır. Sözleşmeye ek olan protokol hükümleri gereğince aynı gün gece yarısı 30 bin kişilik bir Türk gücü Boğazlar bölgesine girmiştir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, bugün de geçerliliğini koruyan, uygulamada olan; Türk Boğazları için en önemli belgedir. Bu sözleşme 29 maddeden oluşur. Bu 29 Maddeden 22’si; askeri gemilerle ve askeri konularla ilgili hükümleri içerirken, sadece 7’si ticari gemilerin geçişini düzenlemektedir.

Savaş Gemisi dışında kalan tüm gemilere, Türk Boğazlarından geçiş serbestisi tanınmıştır. Türkiye savaşan ülke ise ya da kendisini yakın bir savaş tehdidinde görüyorsa; ticari gemilerin geçişini engelleyemese de, geçişlere bazı kısıtlamalar getirebilmek hakkına sahiptir.

Savaş gemileri ile ilgili olarak; geçişi sınırlayıcı pek çok hüküm vardır. Bunlar sadece Türkiye’nin değil; Karadeniz Ülkelerinin de lehinedir. Örneğin; Karadeniz’de bulunabilecek toplam tonaj; Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkeler için 30 bin ton ile sınırlandırılmış ve bu gemilerin Karadeniz’de 21 günden fazla da kalamayacaklarını hükme bağlamıştır.Montrö Sözleşmesi Boğazlardan uçak gemisi geçmesini yasaklamaktadır.

*     *     *

Sonuç;

Basında yer aldığına göre 30 ton sınırı daha sonra 45 bin ton olarak değiştirilmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri ,Gürcistan’a insani yardım göndermek gerekçesi ile 70 bin tonluk iki adet askeri gemisini Karadeniz’e göndermeyi istemiş ise de Türkiye,Montrö Antlaşması’nın tartışmalı bir hale gelmemesi için 45 bin ton olması üzerinde ısrarla durmuş ve görüşünü kabul ettirmiştir.

Rus yetkilileri bu gemilerin Karadeniz’e girmelerinden memnun olmadıkları gibi 21 günlük sürenin bitiminde bu gemilerin Karadeniz’i terk etmeleri gerektiğini ifade etmektedirler.

Montrö Antlaşması’nda değişiklik yapılmasını birçok devlet istemektedir.Bu konuda ilk çıkış Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Stalin tarafından 1946 yılında yapılmıştır.

Son yıllarda da ABD’nin savaş gemilerini bir kısıtlama olmadan Karadeniz’e göndermek istediği basında yer almaktadır.

Sratejik önemi soğuk savaş sonrasında azalmamış tam tersine daha da artmış olan Karadeniz ve onun kapısı durumundaki Türk Boğazları üzerine kurulan stratejiler ve oynanan oyunlar tarih boyunca bitmediği gibi, bugünden sonra da devam edeceğe benzemektedir.

Bodrum-Dörttepe,1 Eylül 2008

Boğazlar Sorunu, Vikipedi ansiklopedi

Oktay Ekşi,”Montrö’yü kaşımak”, Hürriyet, 22.8.2008