İTÜ’DE ATATÜRK’Ü ANMA TÖRENİ VE YEĞENİM İSMET SOYOCAK

Son birkaç haftayı, yoğun bir şekilde Cumhuriyet’in kuruluşunu ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anarak geçirdim. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda ışık  gösterileri ile muhteşem bir şekilde coşkulu bir Cumhuriyet Bayramı kutlamasını yaşadım. Bu arada Can Dündar tarafından yönetilen ”Mustafa” filmini izledim.10 Kasım günü de her zaman yaptığım gibi İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tertiplenen ”Ulu Önder Atatürk’ü Anma Töreni”ne katıldım.

İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki tören salonuna geldiğimde ,aynı üniversitenin Maden Fakültesi’nde okuyan yeğenim İsmet Soyocak (ablamın torunu) ile karşılaştım. Kendisini öptüm ve sabahın bu saatinde birçok gencin aksine törene geldiği için çok sevindiğimi belirttim. ”Dayı ben sana mail göndermiştim, almadın mı?” diye soran yeğenim bu törende öğrenciler adına konuşma yapacağını bana söyleyince çok sevindim ve gururlandım. Görevli olarak Ankara’da bulunduğum için odama uğramadan ve maillerime bakmadan törene katılmıştım.

Bu töreni ve yeğenimin konuşmasını size aktarıp aktarmama konusunu çok düşündüm. Doğru olur mu diye kendime sordum…Acaba bir öğünme olarak yorumlanır mı diye düşündüm… Sonunda İstanbul’da yaşayan Çorumlularla ilgili bilgileri köşemde sizlere aktaran ve onların başarılarını ”Uzayan Kol Bizden Olsun” diye gururla paylaşan bir hemşehriniz olarak İsmet’in de İstanbul’da yaşayan başarılı bir genç olarak sizlere tanıtılmasının doğru olacağına karar verdim.

*     *     *

Anma töreninde Rektör Prof. Dr. Muhammed Şahin’in konuşmasını takiben öğrenciler adına İsmet aşağıdaki konuşmayı yaptı;

”Sevgili Öğrenci Arkadaşlarım, Değerli Öğretim Üyeleri, Sayın Rektör;

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılmasının üzerinden, tam 70 yıl geçti. Her 10 Kasım’da tüm ulus bir araya geldik, O’nun yaptıklarını ve başarılarını anlatıp, eserlerini en iyi nasıl anlayacağımızı birbirimize anlattık. Bu 10 Kasım’da O’nu ne kadar anladığımızı,  verdiği mesajları ne kadar izlediğimizi tartışmak yerine, kısa konuşmamda sözü daha çok Atatürk’e bırakmak istiyorum. Bu nedenle konuşmamın içeriğini, Nutku ve Gençliğe Hitabesi ile sınırlandırdım.

Hepimizin bildiği gibi Nutuk, 15 Ekim 1927’de, Atatürk tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantı salonunda yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası  2. kongresinde, toplam 6 günde, 36.5 saat süren, 9 yıllık bir sürecin muhasebesidir. Nutuk’un  ilk cümlesi aynı zamanda bizleri Cumhuriyet’e ulaştıran sürecin de başlangıç tarihidir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk; “1919 yılı mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş” cümlesini izleyen paragraflarda adım adım kendisine karşı olanların eylemlerinden, karşılaştığı sorunlardan ve bu sorunları nasıl çözdüğünden söz eder.  Cumhuriyete giden aşamada Cumhuriyetçi olma iddiasıyla, cumhuriyetin nasıl engellenmeye çalışıldığını anlatır. Belki de şu sözleri, karşılaştığı aymaz davranışları en yalın hali ile anlatan yüzlerce paragraftan biridir; “Yarın daha açık anlaşılacaktır. Gelecek kuşakların, Türkiye’de cumhuriyetin ilan günü ona hiç acımadan saldıranların başında ‘Cumhuriyetçiyim’ diyenlerin yer aldığını  gördükleri zaman, şaşacaklarını hiç sanmayınız!  Tersine, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek inanışlarını irdeleyip saptamakta, hiç de  güçlük çekmeyeceklerdir.”

Bu bir tarih hesaplaşmasıdır, O da eylemleri ve düşüncesiyle her adımının hesabını nutkunda verir. Ama O’nunla hesabı olanlar halen vardır ve artık tarihe mal olmuş gerçekler değiştirilemez noktadadır. Her ne kadar gençliğin, cumhuriyetçi geçinenlerin cumhuriyete saldırırken yaptıklarını apaçık anlayacaklarından emin olsa da, Nutuk’un son sayfasında ulaştığı noktayı anlatan paragraflarıyla sözü tekrar  GAZİ’ ye vermek istiyorum. Çünkü şu anda salonda oturan gençliğin, her yıl 10 Kasımda, saat dokuzu beş geçe, belki sadece yaşamlarının bir dakikasını verdikleri, bir önderin ve devrimcinin, onlara en açık mesajıdır bu…

“ Şunu söylemeliyim ki biz, her araçtan, yalnız ve ancak bir ülkü için yararlanırız. O ülkü şudur; Türk ulusunu, uygar toplumlar içinde yaraştığı yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha çok güçlendirmek; bunun için de, baskıcı düşünceyi öldürmek.

Sayın Baylar, sizi günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim en sonunda tarihe mal olmuş bir devrin hikayesidir. Bunda, ulusum için ve gelecekteki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayacak kimi noktaları belirtmiş isem, kendimi mutlu sayarım.

Baylar, bu açıklamamla, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun,  bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

Bu sonucu Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.”

Bu sözlerinin ardından, hepimizin ezbere bildiği gençliğe hitabeyi okuyarak nutkunu sonlandırır.

Ben de, Atatürk’ün gençliğe hitabesini, 10 Kasım fırsatıyla herkese bir daha hatırlatmak istiyorum;

“Ey Türk Gençliği!

Birinci ödevin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti’ni, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en değerli güven kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dışında, seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen düşmanlar bulunacaktır. Bir gün, bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun,olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlığına ve cumhuriyetine göz koyacak düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir utku kazanmış olabilirler. Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış, bütün tersaneleri ele geçirilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, yurdunda iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık içinde olabilirler; hatta hainlik de yapabilirler. Dahası, iş başında bulunan bu kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde, ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk Geleceğinin Gençliği!

İşte bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyeti korumaktır! Bunun için sana gereken güç, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Seni unutmayacağız”

Sesi ve görünümüyle de kürsüyü dolduran İsmet, hazırlamış olduğu metni hiç heyecanlanmadan çok güzel bir şekilde sundu. Konuşmasının sonunda oldukça büyük bir alkış alan yeğenimi gururla tüm aile adına ben de alkışladım. O konuşurken adını taşıdığı rahmetli dedesi İsmet eniştemi ve ailenin iki tarafından kaybettiğimiz tüm büyüklerimi hatırladım. İsmet’i onlar adına da dinledim. Eminim ki onlar da o anda o salonda idiler… ve mutlu oldular…

Tören sonunda kendisini tüm aile adına da tebrik ettim. Ayrıca beraber fotoğraf çektirdik. Daha sonra Rektörümüzle birlikte de fotoğraf çektirdik. Bu fotoğrafları bu yazımda ve Rektörümüzün yaptığı konuşmayı size aktaracağım gelecek yazımda sizlere sunacağım.

Tüm Çorumlu gençlerin başarılı olması temennisi ile yazıma son veriyorum.

İstanbul, 14 Kasım 2008