KOSOVA HARBİ ve SIRPLARIN KAPATTIĞI KAPI!

Hürriyet Gazetesi’nde Yalçın Doğan’ın ” Türkiye Yarın Avrupa’ya giriyor” başlıklı yazısını okuyunca şaşırdım. Şaşırmamın sebebi, tahminime göre Türkiye’nin 2025 yılından önce Avrupa Birliği’ne zor girebileceği gerçeğiydi.

Yazıyı dikkatlice okuyunca yazının başlığının tarihsel bir olaydan kaynaklandığını tespit ettim.İçeriği tarihi bir olay ile ilgili idi.

Bildiğiniz gibi Çorum Haber gazetesinde  tarihle ilgili yazıların eksikliğinden ve hatta hiç olmamasından şikayetçiyim.

Bu nedenle yazıyı ilgi ile okudum. Bir tarihçi olmadığım halde, tarihe ilgi duyduğumdan ansiklopedik bilgilerden faydalanarak bu yazıyı  daha da genişleterek sizlerin değerlendirmenize sunmayı istedim.

*     *     *

1360 yılında babası Orhan Gazi’nın yerine geçen Sultan Murad Hüdavendigar Han Osmanlı topraklarını Balkanlar’da ve Anadolu’da genişletmeye devam etti.

Bu nedenle 1386’da Osmanlı Karamanoğulları ihtilafı başladı. Her ne kadar, Sultân Murad’ın oğlu Şehzâde Bâyezid kahramanca savaşarak Karaman oğullarını dağıtıp Yıldırım unvanını aldıysa da, bunu fırsat bilen Sırp Kralı Balkanlarda Osmanlı’nın üzerine yürüdü ve hatta Timurtaş Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu bozguna uğrattı (Ploşnik Olayı, 1387). Bundan cesaret alan haçlı orduları, Sırpı ile Bulgarı ile Ulahı ile, hep birlikte Osmanlı Devleti’nin aleyhinde ittifak ettiler ve Kosova’da 20 Haziran 1389 günü Osmanlı ordusu ile karşı karşıya geldiler.

Osmanlı ordusu, I. Kosova Zaferi diye tarihe geçen zaferle haçlı ordularını yendi ve 500 yıl kadar sürecek olan Balkan hakimiyetini başlatmış oldu. Ancak bu güzellikler arasında, Miloş Obiliç adlı yaralı bir Sırp askeri tarafından Murâd Hüdâvendigâr hançerle vurularak şehid edildi (20.6.1389) ve Bursa’ya nakledilerek kendi adına yaptırılan Cami haziresine gömüldü. Osmanlı Devleti Balkanlara hâkim olmuş, Bulgaristan tamamen Osmanlı’nın eline geçerken Sırbistan’ın da önemli bir kısmı feth edilmişti. 37 muharebede bizzat bulunan Sultân Murâd, 27 yıl içinde babasından aldığı mirası 5 kat artırarak 500.000 km2’lik bir büyük devleti Osmanlı milletine miras bırakıyordu.

Osmanlı İmparatorluğunun hudutları Fatih,Yavuz Selim, Kanuni gibi padişahlar sayesinde devamlı genişledi ve ilk defa 1699 yılında Karlofça Anlaşması ile toprak kaybına uğradı.

*     *     *

Karlofça Anlaşması ile ilgili olarak sayın Doğan’ın aşağıda anlattıklarını lütfen dikkatlice okuyunuz ve evlatlarınızla tartışınız…

”1699’da Karlofça Anlaşması ile Osmanlı ilk ve ağır toprak kaybına uğruyor. 1800’lerin başında anlaşmanın imzalandığı tepedeki çadırın yerine bir kilise yapılıyor. Kilisenin de, çadır gibi, dört kapısı var. O kapılardan biri, iki yüz yıldır kapalı. Avrupa Türklere kapalı kalsın diye. Müthiş bir sembol.

Kapı iki yüz yıldır kapalı. Kilisenin dört kapısından üçü açık, ama biri zinhar kapalı, duvarla örülü.

Kilise Karlofça’da. Karlofça, Sırbistan’ın dokuz bin nüfuslu kasabası. Bir zamanlar Sırp Ortodoks Kilisesi’nin merkezi. Şimdi şaraplarıyla ünlü.

Osmanlı tarihi açısından ise Karlofça tam hicran. 1697-98’de Osmanlı arka arkaya ağır yenilgiler alıyor. Avusturya Zenta’da Osmanlıları yenilgiye uğratırken, Venedik Mora ve Dalmaçya’ya, Lehistan Boğdan’a, Rus Çarı Petro Azak Kalesi’ne saldırıyor. Dört bir cephede kuşatılan Osmanlı pes etmek zorunda kalıyor ve Karlofça’da anlaşmaya zorlanıyor.

Karlofça Osmanlı’nın kuruluşundan dört yüz yıl sonra, toprak kaybettiği ilk anlaşma.

Anlaşma için görüşmeler Karlofça’da bir tepeye kurulan çadırda yürütülüyor. Osmanlı’yı temsilen görüşmeye Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa ile Reis-ül Küttap (Dışişleri Bakanı) Rami Mehmed Efendi katılıyor.

Çadırın dört kapısı var. Her kapıdan bir ülke giriyor. Birinden Venedik, ötekinden Avusturya ve Lehistan, üçüncüsünden Rusya, son doğu kapısından da Osmanlı giriyor. Kapılar ayrı, ama aynı zamanda giriliyor.

Aynı zamanda girmek bile, Osmanlı’da çöküşün işareti. Dört yüz yıl boyunca, masaya son oturan, içeri son giren hep Osmanlı. Çünkü hep galip. Karlofça’da dört yüz yıllık bir başka gelenek daha bozulmuş oluyor.

Dört ay süren görüşmeler sonunda, 26 Ocak 1699’da Karlofça Anlaşması ile Osmanlı ilk ve ağır toprak kaybına uğruyor.

1800’lerin başında anlaşmanın imzalandığı tepedeki çadırın yerine bir kilise yapılıyor. Kilise görüşmelerin yürütüldüğü çadırın görünüşüne uygun.

Kilisenin de çadır gibi dört kapısı var. Dört yöne bakan, dört ayrı kapı. O kapılardan biri, iki yüz yıldır kapalı. Kapı var, ama duvarla örülü. Kapı bilerek yapılıyor, bilerek duvarla örülüyor.

Bilerek duvarla örülü doğu kapısı, Osmanlı’nın girdiği kapı.

İki yüz yıldır kapalı, Türkler bir daha bu kapıdan geçip Avrupa’ya ayak basmasınlar diye. Avrupa Türklere kapalı kalsın diye. Müthiş bir sembol.

Ağustos 2008’de, Karlofça’ya birkaç kilometre uzaklıkta Petrovaradin Kalesi’nde anma töreni var. Osmanlı’nın kaybettiği bir başka savaşın anma töreni. Törene, Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Süha Umar da davetli. Bu törenlere daha önce hiçbir Türk Büyükelçisi katılmazken, bu kez Büyükelçi Umar, Türk Askeri Ataşesi’ni de yanına alarak törene katılıyor.

Umar, törende Karlofça Belediye Başkanı Filipoviç ile tanışıyor. Filipoviç hatırlatıyor. 26 Ocak 2009, yani yarın, Karlofça Anlaşması’nın 310. yıldönümü. Karlofça’da tören düzenleniyor. Kilisedeki törene Umar’ı davet ediyor.

Süha Umar bir koşul öne sürüyor. “İki yüz yıldır duvarla örülü kapı açılırsa, o duvar yıkılırsa ve kapı normal hale gelirse”, katılacağını söylüyor. Belediye Başkanı söz veriyor.

O günden sonra, Türkiye Büyükelçiliği kilisedeki çalışmayı izliyor. Doğu Kapısı’nı örten duvar yıkılıyor, diğer kapılarda kullanılan malzemeden, oraya da benzer bir kapı yapılıyor.

Yarın Karlofça’da tören var. Törene Türk Büyükelçisi’nin yanı sıra, Rusya, Avusturya, Polonya (eski Lehistan), Hollanda, Romanya, İngiltere büyükelçilerinin katılacakları kesin. Amerikan ve Alman büyükelçilerinin de katılmaları bekleniyor.

Sırplar resmi davetiye hazırlıyor. Davetiyede açıkça yazılı. Karlofça Anlaşması’nı imzalayan ülkelerin büyükelçileri, her ülkeye ait kapıdan, yarın aynı anda içeriye girecek.

İki yüz yıl sonra, Türklere kapatılan kapı yıkılıyor. Türkler yarın bu kapıdan Avrupa’ya girecek.

Yoksa, AB yolu mu, demek geliyor içimden. Galiba bu pazar iyimserliğim üstümde.”

*     *     *

Sırplar I. Kosova Zaferi’ni hiçbir zaman unutmadılar.Bu nedenle Yugoslavya’nın 90’lı yıllarda yaşadığı iç savaş da Osmanlı’nın devamı olarak gördükleri ve bu ülkede yaşayan Müslümanları katlettiler !

Bunları bilmez isek, tarihi öğrenmekten uzak durursak ve kendimizi muassır medeniyet seviyesine yükseltemez isek AVRUPA KAPILARI BİZE KOLAY KOLAY AÇILMAZ !

İstanbul,28 Ocak 2009

Yalçın Doğan,” Türkiye yarın Avrupa’ya giriyor ”, Hürriyet,25.1.2009

Osmanlı Araştırmalar Vakfı