SEVAN İNCE’NİN İNTİHARI ve ERMENİ MESELESİ HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

Evimizde okuduğumuz Hürriyet gazetesi ülkemide en çok ölüm ilanlarının verildiği bir gazetedir.

İlerleyen yaşlarda insanlar, acaba bir dostumun acı haberi var mı diye bu ilanlara daha dikkatlice bakarlar…

*     *     *

Bir kaç gün önce eşim, bu gazeteyi okurken kendisinin daha önce çalıştığı tekstil sektöründen beyefendiliği ve müteşebbisliği ile tanıdığı yelken ve deniz kıyafetleri üreten bir firmanın ortağı olan Sevan İnce’nin intihar girişiminde bulunduğu hakkında bana bilgi aktardı. Ve intihar sebebinin  işlerinin iyi gitmemesi ve ekonomik durumunun bozulması olduğunu ilave etti.

Dün eşimle evimizden erken çıkıp geç döndümüz için gazeteye bakamamıştık. Gazeteyi okuyunca Sevan İnce’nin kurtarılamadığını ve öldüğünü bana bildirdi.

*     *     *

Normal şartlarda bu gibi haberleri pek yazı konusu yapmamama rağmen, bu sabah bilgisayarıma gönderilen bir elektronik postada Sevan İnce’nin aşağıdaki ”Ermeni meselesi” hakkında 2-3 yıl önce yazdığı önemli bir makaleyi sizlerle paylaşmak istemem bu yazımı yazmama neden oldu.

*     *     *

”Biz 4 Ermeni arkadaş, geçen akşam dernekten çıkmış, Galatasaray’da nargile keyfi yapıyorduk. Laf döndü dolaştı malum konuya geldi. Baktım, herkes aynı husustan dertli: Ermeni asıllı bir Türk ve sade bir T.C. vatandaşı olarak Dünya’ya ses nasıl duyurulur?

Ünlü bir sanatçı, politikacı veya bir dernek başkanı değilsin ki mikrofon uzatıp röportaj yapsınlar. Gazeteci değilsin ki fikirlerini köşenden dünyaya duyurabilesin. İyi de, biz bu işten sıkıldık. Bizim yerimize, bilir bilmez herkes konuşuyor. Bir tarafta “Ermenilere soykırım yapılmıştır” diyenler; diğer yanda “soykırım yoktur” diyenler. Şimdiki moda ise “tarihçilere bırakalım” diyenler.. Soykırım yapılmıştır diyenlere bakıyorum, hepsi ya kindar Ermeni diasporası mensubu, veya bunlardan çıkarı olan siyaset erbabı. Yoktur diyenlere bakıyorum, bu konuda derin bir bilgileri yok ama addettir diye reddediyorlar.Tarihçiler deseniz, neyi ortaya çıkartacaklar, Allah aşkına? Soykırımın belgesi mi olur?  Eskaza ortaya bir belge çıksa, muhakkak karşı bir de belge çıkar, tartışma sonsuza kadar sürer gider.

Gerçeği, benden ve benim gibilerden başkası bilemez. Bizler, hadiseleri birinci ağızdan dinlemiş kişileriz. Bizler Türk Ermenileri’yiz. Türk Ermenileri’nin Harici Ermeniler’den çok ciddi bir farkı vardır. Bizler, tehcir sırasında, ya Türkiye’de kalmışların veya tehcir bitiminde Türkiye’ye geri dönmüşlerin torunlarıyızdır. Bizler tek tip hikaye dinlememişizdir. Diaspora Ermenisi sadece ölüm hikayesi bilir. Olaylardan sonra geri dönmemiş ve komşularının mahçup yüzlerine tanık olmamıştır. Onlar, bu ölümler için  bütün Türk’leri suçlarlar. Olayları sadece soykırım olarak nitelerler.  Türk Ermenisi’nde ise daha bol ve daha değişik hikayeler vardır:

Mesela, dedem, Erzincan’daki çiftliklerinden abisinin alınıp götürülüşünü ve onu kurtarmak için başçavuşa bir eşşek yükü altın fidye verdiğini anlatırdı. Ne abi dönmüş  ne de altınlar. Anneannem, köydeki Ermeni delikanlıların nasıl silahlandırılıp çeteci yapıldıklarını anlatırdı. Üniformalarını yabancı lisan konuşanlar getirmiş.

Büyükbabam, Kayseri’de tüm sülalesini kurtarmak için çırpınan Osmanlı Yüzbaşısı  Sinan’ı ağlayarak anlatırdı. Sayesinde o sülaleden kimsenin kılına zarar gelmemiş. Bizler, katliam hikayeleri dinlediğimiz gibi, bir Ermeni arkadaşı tehcire giderken  askerin önüne yatan Türklerin; veya, yurtlarına geri döndüklerinde onlara tekrar  kucak açan Türk komşuların hikayeleri ile de büyüdük.

Onun için “bize sorulsun” diyorum. Kimse bizden daha objektif olamaz.  Bu hadisenin  bir uzun anlatımı vardır, bir de kısa anlatımı. Kısası şudur:

Tebaanın bir kısmı emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır. Buna kızan Osmanlı hükümeti bölgede tehcir kararı almıştır. Günün şartlarına göre tehcir (göç)  zor koşullar altında gerçekleşmiştir. Sürgünler, çoluk çocuk muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır. Bu kırılma hastalık ve açlık sebebiyledir. Kıyım ise Osmanlı askeri tarafından organize bir şekilde yapılmamıştır. Hastalık dışındaki bu ölümler, münferit olaylardır ve sürgünlerin yanlarında götürdükleri altın paraları gasp etmeyi amaçlayan bölgenin eşkiyaları tarafından yapılmıştır. Başka cephelerde de savaşmakta olan Osmanlı askerinin sürgün esnasındaki cinayet olaylarını önleyecek sayıda ve güçte olup olmadığı da bir tartışma konusudur. Hal bu iken, o bölgede bu olayların cereyan ettiği esnada, ülkenin batı bölgelerinde yaşayan Ermenilerin aynı şekilde bir zulme uğramadığı göz önüne alınırsa, buna bir soykırım denemez. Pek çok başka kelime söylenebilir; soykırım hariç.  Kaldı ki, söz konusu 1.5 milyon Ermeni sayısı, ölü sayısını değil kayıp sayısını ifade eder.

Biz Türk Ermenileri, iyi biliriz ki: Anadolu, bu olaylar esnasında veya sonrasında, Müslüman olmuş Ermenilerle doludur. Bu kişiler, daha sonra serbest olmasına rağmen kendi dinlerine dönmemişler ve geçmişlerini gizledikleri için kayıp hanesine yazılmışlardır.

Sözün kısası budur.

Konuşmak gerekirse biz konuşur olayların uzun hikayesini anlatırız. Bu konuda bizlerden daha iyi tarihçi de olmaz. Fransızlara gelince. Onlara da küflü peynir yemek düşer.

Kalın sağlıcakla.

Sevan İnce  ”

*     *     *

Bu internet sitesindeki habere göre ise, Ermeni soykırımını reddeden İnce’nin bu konudaki görüşleri kısaca şu şekilde özetlenebilir. “Tebaanın bir kısmı emperyalist güçlerin gazına gelip ayrılıkçılık yapmıştır (….) Günün şartlarına göre tehcir (göç) zor koşullar altında gerçekleşmiştir. Sürgünler, çoluk çocuk muhtelif şekillerde kırılmış ve kıyıma uğramıştır. (…) buna bir soykırım denemez. Pek çok başka kelime söylenebilir; soykırım hariç.”

*     *     *

Bildiğiniz gibi Ermeni Meselesi özellikle ülkemizin gelişmesini engellemek isteyen dış güçler tarafından devamlı olarak sıcak tutulmaktadır.Bu konuda dış ülkelerde yaşayan Ermeni toplulukları(Diasporası) da destek sağlamaktadırlar. Sevan İnce’nin bir Türk Ermenisi olarak anlattıkları devamlı olarak önümüze konulanlardan çok farklıdır.

İstanbul, 28 Ocak 2009

Gürkan Öztekin.”Kilisede önce dua,sonra intihar etti”,Taraf gazetesi,26.01.2009