G-7, G-8 , G-20

Bugün günlerden Cumartesi ve kayınvalidemi ziyarete geldik. Tüm günümüzü beraberce geçiriyoruz. Bu arada ben de size bu yazımı yazmaya karar verdim.

Burada bilgisayar olmadığı için yazımı tamamen benim kişisel bilgilerime dayandırarak yazacağım. Bu bakımdan hatalarımı ve eksik hususları hoş görmenizi rica ediyorum.

Nisan ayı başından beri yapılan G-20 NATO toplantıları ABD Başkanı Obama’nın ülkemizi ziyareti, Ermenistan sorunu, Kıbrıs seçimi ve son tutuklamalar ülkemizin ve dünyanın gündemini doldurdu. Bu konulardan Ermenistan sorununu daha önceki bir yazımda ele almıştım. Belirttiğim diğer konuları, bu ve diğer yazılarımdan ayrı ayrı ele alacağım.

Yazımın başlığında geçen G-7 kuruluşu, dünyanın en gelişmiş ve zengin ülkeleri olan Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada ve Japonya küreselleşme (globalleşme) olayını daha iyi yönlendirmek ve takip edebilmek için bir araya gelmeleriyle 1975 yılında kurulmuş “Gelişmiş 7” teşkilatıdır.

90’lı yıllarda Sovyetler’in yıkılmasından sonra Rusya ekonomik bakımdan büyük sarsıntılar yaşadı. Putin’in gelmesi ve bilhassa petrol fiyatlarının artması Rusya’nın toparlanmasını ve ekonomik durumunun düzelmesini sağladı. Rusya’yı önemli bir ekonomik güç gören G-7 ülkeleri 1997 yılında Rusya’yı aralarına girmeye davet ettiler. Böylece G-7 genişleyerek G-8 oldu.

Dünyanın tüm bölgelerinde önemli sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkeleri bir araya getiren G-20, küresel ekonomideki önemli konuları değerlendirmek amacıyla 1999 yılında kuruldu.

Kuruluşundan bu yana büyüme, mali sistemin kötüye kullanılmasının azaltılması ve mali krizlerle başa çıkma yöntemleri ile ilgili çalışmaları sürdüren G-20 ülkeleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşmaktadır. Avrupa Birliği de bu toplantılarda temsil edilmektedir.

Bu kuruluşların hedefi ticaret ve ekonomi konularında görüş alışverişinde bulunmak ve Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Dünya Ticaret Örgütü (DTO) ve Kuzey Atlantik Paktı (NATO) gibi uluslararası kuruluşların politikalarının yönlendirilmesinde etkili olmaktadır.

Nitekim, İngiltere’de yapılan bu son toplantıda kriz içinde olan dünyanın finansal sorunlarının yönlendirilmesi IMF’e bırakılmış ve IMF’e destek olması için “Financial Stability Board (FSB) – Finansal İstikrar Kurulu” oluşturulmuştur. Bu toplantıda IMF’e 750 milyar dolarlık ek kaynak da sağlanmıştır.

Kriz nedeniyle ekonomik durumları bozulmuş, döviz sorunları olan ülkelere destek sağlanması imkanı yaratılmıştır. Böylece dünya ticaretinin daha da daralması ve resesyonun artması engellenmiştir.

IMF ile aylarca önce başlayan ve yerel seçimler nedeniyle ertelenen temaslar önümüzdeki günlerde artacak ve Türkiye’ye verilecek mali destek G-20 kararlarına bağlı olarak daha yüksek olabilecektir.

Dünyanın 15. en büyük ekonomisine sahip ülkemizin G-20 ülkeleri arasında yer alması, ülkemizin dünyanın ekonomik ve siyasi geleceği üzerinde etkili olmasını sağlamaktadır.

Hepimizin, birlik ve beraberlik içinde daha çok çalışarak üretmemiz ve kalkınmamız gerekmektedir. Hedefimiz ilk 10’a girerek G-8’lerin arasına girmek olmalıdır.

İstanbul, 18 Nisan 2009