UYGUR TÜRKLERİ-DIŞ TÜRKLER

Lise çağlarımda “Dış Türkler” hakkında fazla bilgi sahibi değildim. Sınıf arkadaşım Sevim Tüzün’ün Çerkez ve Velipaşa Otelimizde katip olarak çalışan Lütfi ağabeyin Tatar kökenli olduğunu duyduğumda derinlemesine bir değerlendirme yapamıyor, duyup geçiyordum.

Baba tarafımın Ahıska’dan geldiğini duyduğumda da aynı şekilde fazla bir değerlendirme yapabilecek durumda değildim.

Değerlendirme yapamamamın nedeni, öncelikle tarih derslerimizde bu konularda hiçbir şey söylenmeyişiydi. Gazetelerde ve radyoda da durum farklı değildi.

Yüksek tahsil için Almanya’ya gittiğimde Almanların kendi köklerinden olanlara ne kadar ilgi duyduklarını ve sahip çıktıklarını görünce çok şaşırdım ve etkilendim.

“Die Welt”, “Frankfurter Allgemeine” gibi tanınmış gazetelerde “Tatarların Kırım’dan sürgünü”, “Kafkas halklarının yaşadıkları”, “Ahıska Türklerinin Orta Asya’ya gönderilmesi” gibi bir sahifeyi bulan makaleleri okuyunca, ben de “Dış Türkler” hakkında düşünmeye ve onların sorunlarına ilgi duymaya başladım.

*     *     *

Sovyetler yıkılıncaya kadar hangimiz Türkistan’ın Batı ve Doğu Türkistan diye ikiye bölündüğünün farkında idik!

Batı Türkistan’da ve Sovyetler’e kalan Doğu Türkistan’da yer alan Türkler, Sovyetler tarafından Kırgız, Kazak, Özbek, Türkmen diye ayırt edilerek birbirlerinden uzaklaştırılmıştır.

Doğu Türkistan’ın önemli ve büyük bir kısmı Çin, küçük bir kısmı ise Afganistan tarafından işgal edilmiştir.

Gerçekte Doğu Türkistan-Batı Türkistan diye bir ayırım yoktur. Türkistan bir bütündür; ama binlerce yıllık tarihi Türk toprağı, Ruslar, Çinliler ve Afganlılar tarafından işgal altında tutulmaktadır.

*     *     *

Yarınki köşemde, Uygur Türklerinin tarihini ve özgürlük mücadelesini çok güzel bir şekilde Hürriyet gazetesinde kaleme alan Rahmi Turan’ın “Gök bayrak kan ağlıyor!” ve “Güneşin söndüğü gün!” başlıklı yazılarına yer vereceğim.

Bu yazılardan da göreceğiniz gibi Doğu Türkistan’ın ve Uygur Türklerinin mücadelesi 250 yıldan beri devam ediyor. Bilhassa 1949 yılında Çin’e hakim olan Mao rejiminden beri Uygur Türkleri çok zor günler geçiriyorlar ve neredeyse yurt dışı ile bağları tamamen kesilmiş durumda.

Son yıllarda Amerika’da yaşayan Dünya Uygur Kongresi Lideri Rabia Kadir ve Almanya’da bulunan merkezin (Genel Sekreteri Dolkan ile) verdiği mücadele ile dünyanın dikkate bu soruna çekilmeye çalışılmaktadır.

*     *     *

Resmi açıklamalara göre Başkent Urumçi’de meydana gelen olaylarda 156 kişi hayatını kaybetti ve 1080 kişi yaralandı. Ancak Uygur Dünya Kongresi’nin kaynaklarına göre ölenlerin sayısı 600-800 arasında.

Böyle bir katliamı hiçbir Türk’ün kabul etmesi mümkün değildir. Olanları kınıyorum ve Uygur kardeşlerime rahmet diliyorum.

Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı gibi, “Türkiye’nin Çin’in içişlerine karışmak gibi bir niyeti yoktur, olmamıştır.” Ayrıca bu açıklamada, Çin Halk Cumhuriyeti’nden de iki ülke arasında dostluk köprüsü oluşturan Uygurların barış, güven ve huzur içinde yaşamaları için gerekli ortamı sağlamasının beklendiği bildirildi.

Hadi Uluengin’in Hürriyet gazetesindeki köşe yazısında belirttiği gibi, “İnkârı mümkün değil, yeryüzünde TÜRKLÜK ALEMİ diye bir olgu var!”

“Bunu söylemek ne ırkçılıktır, ne Turancılık, ne milliyetçilik, ne de yayılmacılıktır.”

“Türkçenin bir ‘Lingua Franca” yani ortak dil olarak kullanılabileceği alan, Batı’da Tuna havalisinden başlıyor ve Doğu’da Moğol steplerini yalıyor.”

“Ve şüphesiz, bugünkü Türkiye de, o ‘Türklük Alemi’nin MERKEZ’ini oluşturuyor. “

*     *     *

O Türklük Alemi’nin merkezinde yaşayan biz Türklerin bu konumumuzun bilincinde olmamız ve tüm Dış Türklerle ilişki kurmamız gerektiği görüşündeyim.

Bodrum, 15 Temmuz 2009