ALMANYA SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE

Almanya’da çok uzun yıllar kaldığım, bu ülkede üç milyona yakın Türk yaşadığı ve aday ülke olduğumuz Avrupa Birliği’nin en etkin devleti olarak bizim üyeliğimiz konusunda söz sahibi olduğu için Pazar günü yapılan seçimi ilgi ile takip ettim.

Kablolu televizyonda yayın yapan RTL seçim ile ilgili haberleri özet olarak saat 18’de vermeye başladı ve saat 19.30’da da bitirdi.

Bizdeki gibi seçim haberleri günlerce televizyon haberlerini doldurmadı. Demokrasilerde seçim yapılır ve hayat devam eder. Oradaki insanların bizde olduğu gibi günlerce seçim haberlerine ayıracak zamanı yok… Seçim bitince insanlar normal hayatlarına dönerler. Ancak, gazetelerde birkaç gün daha bu konuda köşe yazılarına rastlanabilir.

Almanya’da 1980’li yıllara kadar meclise giren partiler Hıristiyan Demokratlar (CDU+CSU), Sosyal Demokratlar (SPD) ve Liberal Demokratlar (FDP) olmuştur. O yıllardan sonra bilhassa SPD’den kopmalar olmuş ve yeni partiler kurulmuştur. Seçimlerde hükümette olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 23 oy alarak büyük oy kaybına uğradı (-11,2) SPD’nin oy kaybının ana nedeni 1980’li yıllarda bu parti üyelerince kurulan Yeşiller Partisi (Die Grünen) ve 2005 yılında kurulan Sol Parti’nin (Die Linken) seçmeni bölmesi ve oylarını yükseltmesi olmuştur. Bu seçimde Yeşiller yüzde 10,1 oy almış ve oylarını yüzde 2,6 artırmıştır. Sol Parti ise yüzde 12,5 oy almış ve oylarını yüzde 3,2 artırmıştır.

Seçim çalışmalarında Alman Başbakanı Angela Merkel yeni hükümeti şimdiye kadar birlikte çalıştığı SPD ile değil FDP ile kurmayı istediğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Bu durum Hıristiyan Demokratları kontrol altında tutabilmek için seçmenlerin FDP’ye yönelmesine neden olmuş ve bu parti seçimlere yüzde 14,7 oy almıştır. FDP oylarını yüzde 7,3 artırmıştır. Buna karşılık CDU+CSU yüzde 33,8 oy almış ve yüzde 1,4 oy kaybetmiştir. Seçim sonuçlarına göre CDU+CSU ve FDP, 614 sandalyelik parlamentoda 324 sandalye kazanarak çoğunluğu elde etmiştir. Böylece Merkel SPD koalisyonundan kurtulmuş ve partilerinin geçmişte de birlikte koalisyon hükümeti kurduğu FDP ile bu yeni yönetme imkânına kavuşmuştur.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan ve imtiyazlı ortaklık statüsünün verilmesini isteyen Merkel, 2005–2009 yılları arasında koalisyon ortağı olan SPD’nin lideri olan ve eski Başbakan Schröder’in politikasını takip eden Dışişleri Bakanı Steinmeier’in Türkiye’nin AB üyeliğini istemesi nedeniyle imtiyazlı ortaklık statüsü konusunda bir girişimde bulunamamıştı.

Yeni kurulacak hükümette FDP’in Genel Başkanı Guido Westerwelle Dışişleri Bakanı olacak ve hükümette Türkiye’ye biçilecek üyelik şeklinin belirlenmesinde önemli söz sahibi olacaktır. Kendisinin SPD gibi, Türkiye’nin üyeliğini desteklemesi ve Türkiye’nin AB’den kopmaması yönünde olmasını temenni ediyorum. İnşallah The Times gazetesinin belirttiği gibi “Seçimin esas kaybedeni Türkiye olabilir” değerlendirmesi gerçekleşmez.

Bu noktada, Westerwelle’nin mayıs ayında yaptığı bir konuşmada,” Bugün ne Türkiye AB’ye girecek ne de AB Türkiye’yi alacak durumda. Ancak Türkiye’nin Doğu’ya kaymaması ve NATO üyesi olarak kalması, ekonomi başta olmak üzere çeşitli konularda işbirliği yapmamız, sağlam ve mükemmel ilişkilerimizin olması çıkarımızadır. Bu yüzden Türkiye’de reformların yavaşlamaması için elimizden geleni yapmalıyız. Müzakerelerin ucu açık. Türkiye doğru yolda olduğunu kanıtlamalı” açıklaması da çok düşündürücüdür.

Beş Türk kökenli milletvekilinin girmeyi başardığı Alman Federal Meclisi’nde CDU+CSU’dan seçilen olmadığına göre, FDP’den seçilen Serkan Tören’e önemli görevler düşecektir.

İstanbul, 29 Eylül 2009