AB Çevre Faslı Endüstri-Çevre Uyum Çalışlmaları

Makale

1. Giriş

AB Müzakere fasıllarının tümü 35 başlık altında toplanmış olup, bunlardan birisi de çevredir. Çevre kalitesinin iyileştirilmesi bu konuların en önemlilerinden birisini oluşturmaktadır. Katılım müzakereleri, Türkiye’nin AB Müktesebatını ne kadar sürede kendi iç hukuku- na aktarıp yürürlüğe koyacağının ve etkili şekilde uygulanacağının belirlendiği süreçtir. Bu süreçte, müzakere edilecek hususların başında uygulama takvimi ve geçiş süreleri gelmektedir. Topluluğun çevre mevzuatı, yatay konular (ÇED), çevresel bilgiye erişim, iklim değişikliği, hava kalitesinin yönetimi, endüstriyel kirliliğin önlenmesi ve risk yönetimi, su kalitesi, atık yönetimi, gürültü, kimyasallar ile doğanın ve biyolojik çeşitliliğin korunması başlıkları altında toplanabilir.

AB’nin entegre kirlilik önleme ve kontrolüne ilişkin mevzuatı, tüm alıcı ortamları birlikte değerlendiren kapsamlı bir izin usulü getirmektedir. Bu mevzuat AB’nin sanayi mevzuatının çevre açısından temelini de teşkil etmektedir. Şu anda ülkemizde, çevre ile ilgili entegre bir izin sistemi bulunmamaktadır (Öztürk, www.mozturk.net).

AB mükteseplerinin çevreyle ilgili kısmını ilgilendiren uyum çalışmalarının önemli bir bölümü bitirilmiş olmasına rağmen, halen bitirilememiş olanlar da vardır. Bunlar arasında Endüstriyel Kirlilik Yönetimi konusunda en önemlileri arasında IPPC (Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrolü) Yönetmeliği ve Seveso (Tehlikeli Maddeler içeren Büyük Kazaların Sebebiyet Verdiği Zararların Kontrolü) Yönetmeliği sayılabilir. AB Sanayi Mevzuatının çevre açısından kalbi olarak tanımlanan Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Direktifi (IPPC) 1996 yılında, Tehlikeli Maddeler içeren Büyük Kazaların Sebebiyet Verdiği Zararların Kontrolü Direktifi (Seveso) 1996 yılında yayınlanmıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol Direktifi (IPPC)’nin 2012’de uyumlaştırılacağını, 2018’de ise tam uygulamaya geçileceğini; Tehlikeli   Maddeler içeren  Büyük  Kazaların Sebebiyet Verdiği Zararların Kontrolü Direktifi (Seveso)’nin 2010’da uyumlaştırılacağını, 2014’de ise tam uygulamaya geçileceğini açıklamıştır (Sarıkaya, 2006).

2. AB-Çevre

AB’nin çevre ile ilgili ilk politikası, Temmuz 1987 tarihinde Avrupa Tek Senedi’nin yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Bu senette, Su Kalitesinin Korunması, Hava Kalitesinin Korunması, Atıkların Kontrolü ve Yönetimi, Kimyasalların Kontrolü, Flora ve Faunanın Korunması ve Gürültünün Kontrolü konularında kapsamlı ve gelişmiş normlar kabul edilmiştir.

1980’lerden önce, endüstriyel kirlilikle ilgili hiçbir önemli AB mevzuatı bulunmamaktaydı. Konsey, asit yağmurlarını dikkate alarak endüstriyel tesislerden kaynaklanan hava kirliliğinin önlenmesiyle ilgili 84/360/EEC sayılı Direktifi kabul etmiş ve daha birçoklarını çıkarmıştır.

Bunlardan Endüstriyel Kirlilik Kontrolü ile ilgili önemli Direktif ve Tüzükler aşağıda verilmiştir (Yöntem, www.iso.org.tr):

  • 24 Eylül 1996 tarih ve 96/61/EC sayılı Entegre Kirliliği Önleme ve Kontrol Direktifi
  • 96/82/EC sayılı Tehlikeli Maddeler İçeren Büyük Kazaların Sebebiyet Verdiği Zararların Kontrolüne İlişkin Direktif (SEVESO)
  • 23 Ekim 2001 tarih ve 2001/80/EC sayılı Büyük Yakma Tesislerinden Havaya Verilen Bazı Kirletici Emisyonlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Direktif (BYT).

Bu çalışmada endüstriyi etkileyen diğer direktifler, hukuksal araçlar ve bunların uygulanması ile ilgili geniş bilgi verilmiştir.

3. Türkiye-Çevre

AB ile ilgili olarak ilk ortaklık katılım belgesi 2001’de hazırlanmış olup, 2003 ve 2005 yıllarında da gelişen şartlara göre revize edilmiştir. Çevre konusundaki tarama süreci ise 2006’da başlamıştır. Ortaklık katılım belgesine göre hazırlanan ulusal programın uygun olarak yürütülüp yürütülmediği ilerleme raporlarında açıklanmaktadır. Ortaklık katılım belgesi kısa ve orta vadede olmak üzere çeşitli hedefler koymuştur. Çevre konusunda kısa vadede uyumlaştırma, orta vadede ise uyumlaştırma ve uygulama yönünde hedefler konulmuştur.

Burada belirtildiği gibi kısa vadede uyumlaştırma çalışmaları başlatılmıştır. Bu çalışmalar ülkemizde süregelen çalışmaların bir devamı olarak görülebilir. Üzerinde çalışılması gereken direktifin yaklaşık olarak 20’ye yakın yönetmelikle ele alınması düşünülmektedir. Bunun nedeni, bazı direktiflerin birkaç yönetmelik çerçevesinde ele alınmasıdır (Sarıkaya, 2006).

Yapılan bir söyleşide, 2006 sonuna kadar AB mükteseplerinin çevreyle ile ilgili kısmını ilgilendiren uyum çalışmalarının bitirileceği, ancak bu tarih itibariyle fiili olarak AB kurallarının uygulamaya geçmiş olmayacağı ve geçiş süresi olarak 20 yıl öngörüldüğü belirtilmiştir (Öztürk, 2005).

2007-2013 yılları arasını hedef alan 9. Kalkınma Planı’nda (01.07.2006-26215); AB uyum çalışmaları hakkında aşağıdaki açıklamalar bulunmaktadır:

47. Müktesebata uyum süreci, ülke öncelikleri ve imkanları dikkate alınarak aşamalandırılacak ve bütüncül bir strateji çerçevesinde yönlendirilecektir. Uyuma dönük önceliklendirme yapılırken, kamunun finansman imkanlarını, özel kesimin rekabet gücünü, istihdamı, bölgesel gelişmeyi, çevreyi ve sosyal dengeleri gözeten bir yaklaşım esas alınacaktır. Ayrıca, aynı plan çerçevesinde hazırlanan “Çevre Özel ihtisas Komisyonu” Raporu’nda da; AB’ye uyum sürecinde, atık yönetimi, doğa koruma, gürültü ve çevresel etki değerlendirme konularında ilerleme sağlanmasına rağmen, çevre alanında hala çok sayıda düzenlemeye gereksinim bulunmaktadır. Ancak, uyumun gerektirdiği yüksek maliyetli yatırımların fazlalığı bu alanda özel sektörün katılımı da dâhil yeni finansman yöntemleri arayışını gündeme getirmiştir. Bu kapsamda, mevzuat uyumunun sağlanması ve gerekli ilave yatırımların yapılabilmesi için uzun bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Diğer taraftan, dünyadaki ekonomik durumun düzelmesi uzun yıllar alacağından bu şekildeki destek mekanizmalarının önemi daha da artmaktadır.

Tarama toplantıları ardından, ülkemizin Çevre müktesebatına uyum durumunun değerlendirildiği Tarama Raporu hazırlanmıştır. Raporun sonuç bölümünde Çevre Faslının müzakerelere açılması için gereken 2 adet açılış kriteri aşağıda belirtilmektedir:

  • Ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde gerekli idari kapasitenin oluşturulmasına yönelik planlar ve ihtiyaç duyulan finansman kaynakları dahil olmak üzere, bu fasıldaki müktesebatın kademeli uyumlaştırılmasına, uygulamasına ve yürürlüğe konmasına yönelik kapsamlı bir stratejinin aşamalar ve takvimle birlikte sunulması
  • Türkiye’nin, ilgili AT-Türkiye Ortaklık Konseyi kararlarına göre tabi olunan çevre müktesebatının uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmesi.

Türkiye’nin “Müzakere Pozisyon Belgesine” karşılık olarak hazırlanan AB’nin Ortak Müzakere Pozisyon Belgesinde”, “Çevre Faslının” geçici olarak müzakerelere kapatılabilmesi için 6 adet kapanış kriteri aşağıda belirtilmektedir:

  • Türkiye-AB Ortaklık Anlaşması Ek Protokolü’nden kaynaklanan yükümlüklerini yerine getirmesi.
  • AB’nin yatay ve çerçeve çevre müktesebatının aktarımına yönelik mevzuatı sınıraşan hususları da içerecek şekilde kabul
  • AB’nin su kalitesi alanındaki müktesebatının aktarımına yönelik mevzuatı özellikle Çerçeve Su Koruma Kanunu’nu kabul etmesi, Nehir Havzası Koruma Eylem Planlarını oluşturması, ayrıca uygulama mevzuatını da kabul ederek sektöre ilişkin yasal uyumlaştırmada kayda değer bir ilerleme sağlaması.
  • Endüstriyel kirlilik ve risk yönetimi alanındaki AB müktesebatının aktarımına yönelik mevzuatı kabul
  • Faslın geriye kalan sektörlerinde, doğa koruma ve atık yönetimini de içerecek şekilde, Strateji Belgesi doğrultusunda müktesebata uyumu sürdürmesi ve katılım tarihinde Avrupa Birliği yükümlüklerinin uygulama ve yaptırımının sağlanması yönünde tamamen hazır olduğunu göstermesi.
  • Strateji Belgesi doğrultusunda her düzeyde denetim hizmetlerini de içerecek şekilde idari kapasiteyi geliştirmeye devam etmesi, koordinasyonu geliştirmeye devam etmesi, bu fasıldaki tüm sektörlerdeki müktesebatın uygulama ve yaptırımını sağlayacak şekilde uygun idari yapıların katılım tarihinden yeterli bir süre önce hazır olduğunu göstermesi.

4. AB Çevre Faslı ve Uyum

Türkiye’nin AB’ye katılım yönünde hazırlanan İlerleme Raporu’nda çevre alanındaki alt sektörler itibariyle müktesebatın uyumlaştırılması ve uygulanmasına yönelik çalışmaların teknik ve altyapı yönünden güçlendirilmesine ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Uygulamaya ilişkin olarak özellikle yatay düzenlemeler, hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, endüstriyel kirliliğin önlenmesi ve risk yönetimi konularında daha fazla çaba gösterilmesi ve orta vadede de somut yatırımların yapılması gerektiği belirtilmiştir. Atık yönetimi ve gürültü mevzuatının genel olarak nihai halini aldığı söylenebilir. Hava ve su kalitesi alanlarındaki mevzuatın aktarımı çalışmaları devam etmektedir. Tehlikeli Maddeler İhtiva Eden Büyük Endüstriyel Kazaların Zararlarının Kontrolüne İlişkin Direktif (Seveso-II), Büyük Yakma Tesisleri (LCP), Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol (IPPC) ve Uçucu Organiklerin Kontrolüne Yönelik Direktif gibi direktifler çerçevesinde “Endüstriyel Kirlenmenin Kon- trolü ve Risk Yönetimi” alanında uyum çalışmaları da sürdürülmektedir.

Bu direktifler arasında, Tehlikeli Atık Direktifi sanayiciyi doğrudan etkileyebilecek direktiflerdendir. Bu direktifin kilit hükümleri, birtakım altyapı uygulamalarını gerekli kılmaktadır. Bu hükümler, özellikle tehlikeli atıkların toplanması-taşınması ve bertaraf yönetimiyle ilintilidir. Düzenli depolama ve yakma tesislerinin teknik ve operasyonel ihtiyaçları göz önüne alındığında, bu direktife uyumun maliyeti de dikkate alınması gereken bir husustur.

Yürürlüğe girecek mevzuat arasında uygulamaya yönelik olarak sanayinin yüksek yatırımlar yapmasını gerektirecek en önemli direktiflerden biri olan Entegre Kirliliğin Önlenmesi ve Kontrolü Direktifi’nin (IPPC) genel hedefi, sanayi tesislerinden kaynaklanan kirliliğin kaynakta üretim aşamasında önlenerek en aza indirilmesidir. IPPC, AB içerisinde uygulanacak temel entegre izin kurallarını içermektedir. “Entegre”nin anlamı, izin prosedüründe, tesisin havaya, suya ve toprağa emisyonları, atık oluşumu, hammadde kullanımı, enerji verimliliği, gürültü, kazaların önlenmesi, risk yönetimi gibi bütün çevresel performansların birlikte dikkate alınmasıdır. Bu direktif çıkarıldığında AB ülkelerinde olduğu gibi her sektör bu yönetmeliğe uyarak kendisi için en uygun tekniği (BAT- Best Available Technique) uygulaması gerekecektir.

Söz  konusu  Direktif,  AB’de sanayi kaynaklı kirliliğin önlenmesinde en önemli araçlardan biridir. Ayrıca, diğer pek çok yönergeyle çapraz bağlar ihtiva eden ve hava, su, atık, çevresel güvenlik gibi pek çok alanda yayımlanmış ya da planlanmakta olan birçok yönergeyle yakın ilişkisi vardır. Bu yönergelerin uygulanması, IPPC’nin uygulanmasının  sağlanmasına bağlıdır. Bu açıdan, Türkiye’nin AB üyeliği açısından da kat etmesi gereken temel aşamalardan biri bu Direktifin Türkiye’de AB ile aynı temelde uygulanmasını sağlamaktır. Bakanlığımızca, Direktifi Türkiye iç mevzuatına kazandırmak ve uygulanabilecek ortamı oluşturmak üzere çalışmalar yürütülmektedir. Sanayicinin dış pazardaki rekabeti açısından da bu direktifin iç mevzuata kazandırılarak etkin uygulanması önem taşımaktadır. Kirliliğin üretim prosesinde gerçekleştirilecek çalışmalarla azaltılması, hammadde ve enerji tüketiminin en aza indirilmesi, verimliliğin artırılarak sınaî üretimin artırılması için mevcut en iyi tekniklerin uygulanması prensibini temel alan bu direktifin iç mevzuata kazandırılması AB’ye üyelik çalışmaları açısından da önem taşımaktadır (Eroğlu, www.turktrade.org).

Çevre Faslı’nın açılmasından önce yayınlanan 2008 yılı AB İlerleme Raporu’na göre endüstriyel kirlenmenin kontrolü ve risk yönetimi konusunda hiçbir ilerleme gözlenmemiştir.

Ancak, Seveso II Direktifi’nin bazı unsurları ve Büyük Bacalı Tesisler ile Atık Maddelerin Yakılmasına İlişkin Direktife uyum sağlamıştır. Genel anlamda mevzuata aktarma ve uygulama düşük seviyede kalmıştır. Entegre izin sisteminin uygulamaya konulması henüz erken aşamadadır. Kimyasallar alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir. Tehlikeli kimyasallara ilişkin mevzuat değiştirilmiştir. Etkin uygulama kapasitesi yetersizdir.

Müzakerelerde geçiş süresi talep edilecek alanların tespit edilmesi, bu alanlarda uygulamada geçiş süresi talep edilecek olanlar ve yatırımlar ile uygulama takvimi oluşturulması gibi konularda eylem planları büyük önem taşımaktadır. AB’ye aday ülkelerde ise müzakere öncesi tamamlanması gereken bu hazırlıklar, mevzuatın çevresel, sosyal ve ekonomik olası etkilerinin irdelendiği, risklerin ve önlemlerin tanımlandığı “Düzenleyici Etki Analizi” adı verilen geniş kapsamlı, detaylı ve sistematik çalışmalarla ortaya konulmaktadır. Müzakere pozisyonunu güçlendirmek ve ihtiyaç duyulan geçiş sürelerini doğru gerekçelendirmek, bu değerlendirmelerin en büyük hedefidir. Gerekli hazırlıklar yapılmadan, AB çevre mevzuatının uygulanması, sanayi kuruluşlarının ve ülke ekonomisinin üzerinde olumsuz etkile- re yol açabilecektir. Son derece önemli bir diğer husus ise, gerekli yatırım ihtiyacının olabildiğince de- taylı olarak çıkarıldığı bu çalışmalar sayesinde müzakere heyetinin AB’den isteyeceği yardım fonlarını (hibe, uygun kredi vb) daha doğru şekilde talep edebilme gücünün ancak bu tür analizlerle elde edilebileceğidir.

Sanayinin  kendi  uyum maliyetlerini sektör, tesis ve hatta ünite bazında belirlemesi, finansman imkânlarını araştırması ve gerekli tedbirleri tanımlaması gerekmektedir. “Sektörel Etki Analizleri” veya mikro ölçekte “İşletme Bazındaki Etki Analizleri” ile mevcut durumun, uyum için gerekenler ile mevcut durumun arasındaki farkların, uyu- ma ilişkin ilk yatırım ve işletme maliyetlerinin ve finansman olanaklarının belirlenmesi mümkündür. Altyapı yatırımlarının finansmanı ve teknoloji yenilemesi için, bu konuda gerekli yatırımların finansmanını büyük ölçüde ya kendi öz sermayelerinden ya da ulusal/uluslararası finans kuruluşlarının kredi  imkânlarını kullanarak karşılamak zorundadır (www.turktrade.org.tr).

5. Türkiye’de Endüstrinin Çevre Faslı ve Uyum ile İlgili Çalışmalar

Bu konuda üç önemli çalışma incelenmiştir. Bunlarla ilgili değerlendirmeler aşağıda verilmektedir.

  • “Firmam Çevre Mevzuatına Ne Kadar Uyumlu Projesi Değerlendirme Raporu ve İhtiyaç Analizi” çalışması yaptırılmıştır (İstanbul Sanayi Odası, 2009). Bu çalışmada, elde edilen önemli hususlar sanayi kuruluşlarının AB ile ilişkileri hakkında değerlendirme yapılmasına imkan
  • “Otomotiv, Kimya, Demir-Çelik, Karayolu Taşımacılığı sektörleri için Etki Analizi Haritaları” Müzakere sürecinde AB Mevzuatı- na uyum konusunda firmaların etkilenme dereceleri belirlenmiştir (Karauçak fi., member.e-jett.com).
  • “Sanayide AB Çevre Mevzuatına Uyum” çalışması sanayinin “Ulusal Mevzuatın Uyumlaştırılması” kapsamında, çevresel yükümlülüklerini yerine getirirken dikkat edilmesi gereken hususları vurgulamaktadır (TÜSİAD, 2007).

5.1. Firmam çevre mevzuatına ne kadar uyumlu projesi değerlendirme raporu ve ihtiyaç analizi

5.1.1. AB direktiflerinin farkındalığı

AB direktiflerinin sanayi kuruluşları tarafından farkındalığı konusu hakkında elde edilen görüşler Şekil 1’de verilmiştir. AB çevre mevzuatına uyum için üzerinde çalışılan direktifler hakkında katılımcıların fazlaca bilgileri olmadığı görülmektedir (ISO, 2009).

5.1.2. Entegre Kirliliği Önleme ve Kontrol Direktifi değerlendirilmesi

Aynı çalışma çerçevesinde, Entegre Kirliliği Önleme ve Kontrol Direktifi (96/61/EC) IPPC hakkında da değerlendirme yapılmıştır Şekil 2). Katılımcıların çoğu Direktifi bilmemektedir. Sadece üç firma Best Available Techniques (BAT) uygulaması yaptıklarını ve faaliyet son- rası için çevresel boyut değerlendirmesine yönelik prosedüre sahip olduklarını belirtmişlerdir.

5.1.3. Tehlikeli maddeler içeren büyük kazaların sebebiyet verdiği zararların kontrolüne ilişkin direktif değerlendirmesi

Tehlikeli Maddeler İçeren Büyük Kazaların Sebebiyet Verdiği Zararların Kontrolüne İlişkin Direktif (96/82/EC) (SEVESO Direktifinin) bilinmesi konusunda yapılan değerlendirmede ise kimsayal madde depolaması yapan, 57 katılımcı firmadan 26’sı Direktifi bildiğini ifade etmiştir. Diğer taraftan, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “Büyük Endüstriyel Kazaların  Kontrolü  Hakkında Yönetmelik Taslağı” hakkında 11 firmanın bilgisinin olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların üçü SEVESO kapsamında olduğu, 16’sının kapsamda olmadığı ve 38’inin ise SEVESO kapsamında olup olmadığı hakkında bilgisi olmadığını belirtmişlerdir.

Böyle önemli bir direktif hakkında firmaların büyük bir çoğunluğunun bir değerlendirme yapmamış olması dikkat çekicidir.

5.1.4. Katılımcıların AB Çevre Fonları hakkındaki farkındalığı

Ankete katılan 57 firmanın çevre konusunda sağlanan desteklerin farkındalığı hakkındaki anket sonuçları Şekil 3’te sunulmaktadır. Çevre yükümlülüklerinin yerine getirilmesine ait büyük ölçekli işletmelerin dahi bir programı yoktur.

5.2. Otomotiv, Kimya, Demir-Çelik, Karayolu Taşımacılığı sektörleri için etki analizi haritaları

Otomotiv, kimya, demir-çelik, karayolu taşımacılığı sektörlerinin AB ile ilişkisi etki analiz çalışmaları ile belirlenmiştir (Karauçak fi., member.e-jett.com). Tablo 1’de görüldüğü gibi, dört sektörde de yüksek etki yaratacak başlıkların altındaki düzenlemelerde ”Çevre” olduğu tespit edilmiştir.

5.3. Sanayide AB Çevre Mevzuatına uyum

Büyük ve kurumsal işletmelerin bir kısmının, KOBİ’lerin ise büyük çoğunluğunun mevzuat, teknoloji, maliyet ve finansman gibi uyum sürecine ilişkin temel konular hakkında planları yetersizdir. Müzakere heyetinin pozisyonunun güçlendirilmesi için geçiş süresi ve finansman taleplerinin gerekçelerinin somut olarak ortaya konulması gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle EKÖK olmak üzere her sektörün, yürürlüğe girecek mevzuattan nasıl etkileneceğinin analizi yapılmalıdır. Finansman kaynakları hakkın- da bilgi sahibi olunmayışı, sanayinin henüz bir araştırma çabasında olmadığını göstermektedir. AB çevre mevzuatına uyum beraberinde “Uygulama” ve “Yaptırımları” da getirecektir. Sanayi bu nedenle yatırım kararları almak zorunluluğundadır. Direktife göre, üretimin temiz teknoloji ile yapılması istenmekte olup geçmişte olduğu gibi yalnız imalatın sonunda arıtım öngörülmemektedir. Bunun sağlanabilmesi için sanayi makinelerinin, üretim teknolojilerinin yeniden gözden geçirilmesi, bunların çevreye uyumlu hale getirilmesi, geri kazanıma teşvik edilmesi, enerjinin maksimum ölçüde tasarruf edilmesi, mevcut hammaddelerin terk edilerek çevre dostu hammaddelerin kullanılması istenmektedir.

6. Maliyet ve Finansman

Çevre Faslı çerçevesinde AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi hazırlandığını ifade ederek, 2006 yılında tamamlanan AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi Projesi UÇES’e göre 2007-2023 yılları arasında yatırım ihtiyacının su sektöründe 33.4 milyar euro, atık sektöründe 9.6 mil- yar euro, endüstriyel kirlilik sektöründe 14.8 milyar euro, hava sektörü için 37 milyon euro ve doğa koruma sektöründe 264 milyon euro olmak üzere toplam 58.6 milyar euro olduğu açıklanmıştır. Bu toplama deniz ve deniz çevresinin korunması ile ilgili yatırımların, gürültü ve kimyasallar sektörleri ile özel atık sektörüne ilişkin yatırım maliyetlerinin, ambalaj atıklarının toplanması ve taşınmasına ait araçların maliyetinin dâhil olmadığı da düşünüldüğünde, yatırım ihtiyacının bu rakamdan daha yüksek olacağı bilinmektedir (Eroğlu,V.,www.natu- ralhaber.com).

Yatırımların  işletme  maliyetleri bu rakama dahil değildir. Bu yatırımların Türkiye’ye maliyetinin toplam 70-100 milyar euro arasında olacağı tahmin edilmektedir. İşletmeler üretim teknolojilerini seçerken çevre dostu (Temiz Üretim) teknolojileri araştıracak gerekli alt- yapıya sahip değildir. Sanayinin genelinde temiz üretim teknikleri uygulanmamaktadır. AB uyum süreci ile birlikte her işletme bu konudaki planlamasını yapmalıdır. Bu süreç, yatırımlar, hammadde değişiklikleri, prosesin yeniden tasarımı ve bazen de üretim prosesinin yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir. Çevre ve temiz teknoloji yatırımlarının finansmanını sağlayacak yeni bir yapılanmanın kurgulanması gereklidir (İncecik v.d., www.tusiad.org).

Çevre alanında ihtiyaç duyulan tüm bu yatırımların yüzde 80’inin kamu sektörü, yüzde 20’sinin ise özel sektör tarafından yapılması beklenmektedir. Uyumu sağlamak için özel sektör tarafından gerçekleştirilecek yatırımların planlanmasına ve yönetimine kamu sektörünün dâhil olması ya da katkı sağlamasına ihtiyaç vardır. Özel sektör tarafından yapılması gereken yatırımlar çoğunlukla endüstriyel kirliliklerin bertaraf edilmesi ile ilgili yatırımlardır. Çevre altyapı tesislerinin finansmanı, yapımı ve iyileştirilmesinde teknik ve finansal güçlükleri aşmak, halka ekonomik ve kaliteli hizmet sunulmasını sağlamak için kamu ile özel sektörün işbirliği geliştirilmelidir. Çevresel kaliteyi iyileştirmek için çevre sanayi sektörünün oluşturulması konusunda mevzuat çalışması yapılması gerekmektedir (Eroğlu, www.turk-trade.org.tr).

Çevrenin korunması ve yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için gereken yatırımlar ve bu yatırımların işletilmesi için finansal ve teknik destekler gerekmektedir. Bu desteklerin  kaynakları  ulusal veya uluslararası olabilir. Firmaların mevcut teşvik sistemleri ve onlardan yararlanma yolları için özellikle KOBİ boyutundaki firmaların bilgilendirilmesi şarttır. Ayrıca, bu alandaki teknik destek yetkili otoriteler, KOSGEB ve diğer mevcut kuruluşlar tarafından sağlanmalıdır.

7. Sonuç

Kurulduğundan bugüne kadar AB çevrenin korunmasına artan bir şekilde önem vermektedir. Bu nedenle çevre sorunlarına ilişkin olarak Birliğin çevreye zarar veren faaliyetleri önleyici olacağı belirtilmektedir. Çevresel problemlerin öncelikle kaynağında önlenmesini, kirletenlerin zararları ödemesini ve çevrenin korunması politikalarının diğer birlik politikalarıyla entegre edilmesini şart koşmaktadır.

Bu politikaları uygulayan AB, aday ülkelerin de hızlı bir şekilde mevcut direktiflere uyum sağlamasını istemektedir. AB tarafından, aday ülkelerin ortaklık katılım belgesine istinaden hazırladıkları programa uygun olarak işlerin yapılıp yapılmadığı ilerleme raporlarında açıklanmaktadır.

AB ile Türkiye arasında Çevre faslının müzakeresi 2009 yılında açılmış bulunmaktadır. Adaylık çevre faslı görüşmelerinde en önemli husus Avrupa Birliği çevre mevzuatına uyum sağlanması ve bu mevzuatın uygulanması çalışmalarıdır. Bu görüşmelerde direktiflerin uygulanmasında geçiş sürelerinin belirlenmesi endüstriyi de etkileyecektir.

Uyum sürecinin önemi ve zorluğu, çevre konusunun kapsamının çok geniş olması ve Türk endüstrisi için ciddi bir dönüm noktası olmasıdır. Bu sürecin sanayimize ve ekonomimize mevzuat, teknoloji, maliyet ve finansman gibi birçok konuda yansıması olacaktır.

Tehlikeli Maddeler İhtiva Eden Büyük Endüstriyel Kazaların Zararlarının Kontrolüne İlişkin Direktif (Seveso-II), Büyük Yakma Tesisleri (LCP), Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol (IPPC) ve Uçucu Organiklerin Kontrolüne Yönelik Direktif gibi direktifler çerçevesinde “Endüstriyel Kirlenmenin Kontrolü ve Risk Yönetimi”ne önem verilmektedir. Diğer taraftan bunların dışında endüstri ile ilgili çevre mevzuatının önemli bir kısmı yürürlüğe girmiş olup, şu anda çevre mevzuatının uyumlaştırılması çalışmaları yürütülmektedir.

AB’de yürürlükte olan endüstriyel kirlenme ile ilgili yasalar uygulandığında sanayiciler üretim sürecini gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Temiz teknoloji ile çevre dostu üretim istenildiğinden, üretim teknolojilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir. Geçmişte olduğu gibi yalnız imalatın sonunda arıtım öngörülmemekte olup, bunun sağlanabilmesi için tüm sanayi makinelerinin, üretim teknolojilerinin yeniden gözden geçirilmesi, bunların çevreye uyumlu hale getirilmesi, geri kazanıma teşvik edilmesi, enerjinin maksimum ölçüde tasarruf edilmesi, mevcut hammaddelerin terk edilerek çevre dostu hammaddelerin kullanılması istenmektedir. Bu ise ülkemizde başlangıçta AB ülkelerde rastlanan sıkıntıların yaşanmasına neden olacaktır. Her sektörün kendi içinde AB’de yürürlükte olan ve yakın gelecekte bizde de yürürlüğe girecek olan “Bütünleşik Kirlilik Önleme ve Kontrolü Yönetmeliği”ne uyarak kendisi için en uygun tekniği uygulaması gerekecektir.

AB üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye’nin AB Çevre Mevzuatına uyum maliyetinin 58 milyar euro olarak hesaplandığı belirtilmektedir. Bu yüksek maliyetin yerli teknoloji ile bir miktar aşağı çekilebileceği düşünülmektedir. Sanayinin bir an önce yatırım kararlarını alması, bilhassa dış pazarda rekabet gücünü artıracaktır. Bunun gerçekleşebilmesi için kamu, sanayinin yanında olmalı ve gerekli desteği vermelidir.

Kaynaklar

  • Görgün, , (2006). Söyleşi, Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi, Sayı 8, İstanbul.
  • Sarıkaya, Z.H., (2006). Panel (AB Sürecinde Türkiye Çevre Sektörü, Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi, Sayı 5, İstanbul.
  • COWI Projects (2007). Türkiye ve AB Su Yönetimi Mevzuatı Çevre Yönetim Planı İlişkisi (www.cowiprojects.com/Turkey/1st regional workshop/EU-Turkey)
  • Eroğlu V., “Kalkınmanın Anahtarı Sanayi ve Çevre”, turktrade.org.tr
  • Yöntem Z., “Avrupa Birliğinde Endüstriyel Kirlilik Kontrolü ve Risk Yönetimi ile İlgili Genel Politikalar”, iso.org.tr
  • Karauçak fi., Otomotiv, Kimya, Demir-Çelik, Karayolu Taşımacılığı Sektörleri için Etki Analizi Haritaları, Sedefed (Sektörel Dernekler Federasyonu), http://member.ejett. com/2486/ documents/SEDEFED-BASIN.ppt
  • İncecik , Görgün E., Ateşsaçan T., Erengüç A., “Sanayide Avrupa Birliği Çevre Mevzuatına Uyum”, www.tusiad.org/ CevreRaporu Sunumu.pdf
  • Öztürk , “AB Çevre Faslı Uyumu Yatırım İhtiyacı”, www.mozturk.net “AB Endüstriyel Kirlilik Mevzuatı ve Türkiyedeki Durum”, www.cowprojects.com “Çevre Faslı Hakkında Özet Bilgi”, www.abgs.gov.tr “2009 Yılı Türkiye İlerleme Raporu”, www.abgs.gov.tr
  • “AB’yle Çevre Faslı 23 Yıl Sürecek”, bianet.org
  • “Çevre faslının Türkiye’ye maliyeti 59 milyar euro”, naturalhaber.com
  • “Çevre faslının Türkiye’ye maliyeti 59 milyar euro”, naturalhaber.com
  • “AB Entegre Çevre Stratejisi (UÇES)”, Çevre ve Orman Bakanlığı,
  • “Sanayide Avrupa Birliği Çevre Mevzuatına Uyum”, TÜSİAD, İstanbul. (2009). “Firmam Çevre Mevzuatına Ne Kadar Uyumlu Projesi Değerlendirme Raporu ve İhtiyaç Analizi”, İstanbul Sanayi Odası.