SÜMELA’DA AYİN TARTIŞMASI ve SÜMELA ZİYARETİ

Uluslararası Karadeniz Günü Panelleri ve Çevre Etkinlikleri çerçevesinde sosyal ve kültürel faaliyetlere de yer verildi. İlk akşam Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık ve değerli eşleri katılanlara Akçaabat’ta Fevzi Hoca isimli lokantada bir yemek verdiler. Fevzi hoca emekli bir öğretmen olup Trabzon, Akçaabat (Trabzon) ve Ankara’da çok beğenilen üç lokantanın sahibi.Bizleri oğlu Ahmet karşıladı ve ağırladı.

Yemekten önce sayın Vali ile eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk,hemşehrimiz Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarı Prof.Dr.Lütfi Akça, eski Çevre ve Orman Bakanı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya ve ben uzun bir süre sohbet etmek imkanı bulduk.Ben bu arada konuyu Sümele Manastırı’nda gerçekleştirilen ayine getirdim.Vali Kızılcık,ayin konusunda benim gibi düşünmüyordu.Bizim büyük bir ülke olduğumuzu, bu gibi ayinlerden korkmamamız gerektiğini ifade etti.Ve bizim bu tutumumuzun Yunanlıları cami konusunda olumlu hareket etmeye yönlendireceğini vurguladı.Bu arada Prof. Sarıkaya çok dikkatli olmamız gerektiğini 800 yıla yakın İspanya’da yaşayan Endülüs Devleti’nin de kendisini çok kuvvetli hissederek, Müslüman, Hırıstiyan ve Musevi’lerin hoşgörü ile bir arada yaşayacaklarını düşündüğünü, fakat  Katolik olan Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella tarafından yıkılıp yok edildiğini hatırlattı.

     

Trabzon’dan İstanbul’a dönerken aynı uçakta yan yana oturduğum eski Trabzon Ticaret Odası Başkanı ve eski TOBB Başkan Yardımcısı Ali Osman Ulusoy da bu konu hakkında sayın Vali gibi düşünüyordu.

Bu açıklamalar benim görüşlerimden farklılık gösteriyordu. Hep hoşgörü gösteren biziz. İnşallah benim Sümela’daki ayin ve Pontus meselesi hakkında düşündüklerim fazla hassas olmaktan kaynaklanır…

*     *     *

Toplantının üçüncü gününde Sümela’yı ziyaret ettik.Bakanlığım sırasında Trabzon’a giderken Sümela’yı uzaktan görmüştüm.Aşağıdaki fotoğrafta Sümela’nın dış görünümünü izleyebilirsiniz. Sümela’yı geçen sene 137 bin yerli 30 bin yabancı turist ziyaret etmiş. Yabancı turistlerin büyük bir çoğunluğunu Ortodoks olan Yunan, Rus ve Gürcü turistler teşkil etmektedir.

Otobüsler yolun buz tutması nedeniyle Sümela’nın yakınına kadar çıkamadılar. Katılanlar 1200 merdiveni tırmanarak Manastır’a vardılar.Bizler (eski Müsteşar Hasan bey, Daire Başkanı Afire hanım ve ben) şanslı idik. Çünkü bize dört çekişli bir jeep tahsis edilmişti. Buna rağmen biz de Manastır’a ulaşmak için birkaç yüz merdiven çıktık. Fotoğrafta Hasan bey ile ben merdivenlerde görülüyoruz.

Uzaktan baktığımda gözüken yapıyı ben tamamen dini yapılar olarak değerlendiriyordum. Meğerse bu gördüğümüz yapılar Manastır’ın 250 odasının büyük bir kısmını teşkil ediyormuş. Esas Manastırın belirli bir kısmı dağın içine oyulmuş yaklaşık 120 metrekare büyüklüğünde. Halk arasında Meryem Ana Manastırı olarak da tanınıyor. Sümela isminin yörede bulunan Melas taşının isminden kaynaklandığı ve zaman içinde Sümela’ya döndüğü belirtilmektedir. Benim önünde görüldüğüm Manastır dışındaki ve içindeki resimler İncil’de anlatılan olayları ifade etmektedir. Burada 155 fresko bulunmaktadır. Efes’de ise bu sayı yalnız 9’dur.

Osmanlı’dan önce gizli yapılar ve odalar yapılırken Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra başka dinlere sağladığı serbestlik ve hoşgörü neticesinde serbestce binalar yapılmıştır.Buradaki odalarda Marco Polo,Evliya Çelebi gibi seyyahlar da kalmışlar. Bölge Ruslar tarafından işgal edildiğinde burası tahribata uğramış.1970 tarihinden Manastır korumaya alınmış ve müze haline getirilmiştir.Ayrıca yemyeşil olan bölge Milli Park ilan edilmiştir.Vadinin yamaçlarında akan sular Altındere’de toplanıyor.Burada devlete ve özel teşebbüse ait çok sayıda alabalık çiftliği var.Bu fotoğrafları çeken 1988 yılında Üniversitemizin Çevre Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Funda Türkoğlu Durmuş ve Trabzon İl Çevre ve Orman Müdürlüğü elemanları ile çektirdiğimiz fotoğrafta bölgenin ne kadar güzel korunduğunu izleyebilirsiniz.

*     *     *

4. yüzyılda Atina’dan buraya gelen iki keşiş bölgeyi Hıristiyanlaştırmak için faaliyetlerde bulunmuşlar ve 6. yüzyılda bölge halkı Hıristiyanlığı kabul etmiştir.Sümela Manastırı bugünkü görünümüne 13. yüzyılda kavuşmuştur. Bu dönem Trabzon’da Komnenosların Trabzon Rum Krallığı Dönemidir.

Daha önce Karadeniz bölgesinde vali olan ve Bizans tahtını elinde tutan Komnenosların sonuncusu olan Andronikos Komnenos’un (1183-1185) ayaklanan Bizans halkı tarafından tahttan indirilip yerine Angelos hanedanından İsaakios II(1185-1195)’nin geçmesinden sonra Andronikos Komnenos ve oğlu Manuel vahşi bir şekilde öldürülmüştü. Manuel’in hapsedilen Aleksius ve David adındaki iki küçük çocuğu akrabaları olan Gürcistan Kraliçesi Thamar tarafından hapisten kaçırtılmıştı. Thamar çocuklarla birlikte Bizansın mücevher hazinesini de götürmeye muvaffak olmuştu.Bu olaydan sonra Gürcistan sahillerine giden iki kardeşten büyüğü olan Aleksiu 4 yaşında idi. .

İstanbul’un Haçlılar tarafından işgali ve bir Latin devleti kurulmasından sonra Bizans tahtının varisleri ve asilzadeler İstanbul’dan kaçarak sığındıkları bölgelerde yerli halkın desteği ile Bizans’ınn devamı sayılan devletler kurmuştu. Bunların birisi Thedore Laskaris’in İznik’te kurduğu devletti.

Bu olay yaşanmadan kısa bir sure önce Komnenos hanedanını varisleri olan Aleksius ve kardeşi David sığındıkları Gürcü Kraliçesi Büyük Thamar’ın (1184-1212) sağladığı bir ordu ile Doğu Karadeniz sahillerinde ortaya çıkmış ve 1204 Nisan’ında Trabzon’u ele geçirmişlerdi.

Büyük kardeş Aleksius Trabzon’da hükümdarlığını ilan ederken küçük olan David sahil boyunca ilerleyerek Samsun ve Sinop’tan sonra Karadeniz Ereğlisini de ele geçirmiş, fakat Thedore Laskaris tarafından daha ileri gitmesine mani olunmuştu. İstanbul’daki Latinlerin de desteğini alan Laskaris Amasra ve Ereğli’yi geri alarak Komnenosları Sinop’un batısından atmıştı.

*     *     *

Bize Sümela’yı gezdiren rehberin verdiği tüm bilgileri buraya sığdırmam mümkün değil…

Ama bir bilgiyi anlatmadan geçemeyeceğim. Bölgede halen Çaykara ve Tonya’da insanların Rumca konuşabildiğini ve buraya gelen Yunan turistlerin bunları tercüman olarak tuttuklarını, bol para verdiklerini ve zaman içinde bunların bir kısmının haç taktıklarını gördüğünü ifade etti. Hatta bu gençlerden taksi şoförlüğü yapanların Yunanistan’a yerleşmek yolunda teklifler aldıklarını ve bazılarının gittiğini de söyledi.

Bu verilen bilgilerin benim yazımın başında ifade ettiğim korkularıma bir örnek olmasını duymaktan üzüntü duydum.

İstanbul, 4 Kasım 2010