İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, KYOTO-KOPENHAG-CANCUN

1992 yılında Rio’92 Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda hazırlanan 5 belgeden biri de ”İklim Değişikliği Çevre Anlaşması”idi. Bu anlaşma’da iklim değişikliği konusunun dünyamızın karşılaştığı en önemli sorunlarından birisini oluşturduğu vurgulanarak, ısı yükselmesi ve sera gazının dünya üzerinde değişik şekilde etkisini gösterdiğine dikkat çekiliyordu.

Bilindiği gibi iklim değişiklikleri bilimsel olarak klimatoloji dalına göre incelenen bir tür atmosferik değişikliklerdir. Atmosferdeki  CO2 (Karbon dioksit), CH4 (Metan), C4H10 (Bütan) gibi sera gazları ile bir tabaka oluşması, bunun sonucu atmosferdeki ısının çıkamaması ve uzaklaşamaması iklim değişikliğine neden olmaktadır.. Küresel Isınma, atmosferdeki ısının orada kalmasını sağlayarak iklimlerin normalin üzerinde sıcak olmasını sağlar. Bu sayede örneğin kış mevsimi her zamankinden sıcak olabilir ya da yaz mevsimi çok sıcak olabilir. Atmosferdeki CO2 (Karbon dioksit) konsantrasyonu,son elli yılda 310 ppm’den 370 ‘a yükselmiştir. Bu sonucu, son 150 yılda dünya sıcaklığı yaklaşık 1 derece artmıştır.

*     *     *

Dünyadaki yaşamı etkileyecek bu ısınmayı engellemek için 1997 yılında Kyoto Protokolü hazırlandı. Kyoto protokolündeki amaç, ”atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyede dengede kalmasını sağlamaktır. Bu protokolü imzalayan ülkeler karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımın azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa salınım ticareti haklarını artırmaya söz vermişlerdir.

Kyoto Protokolüne göre ülkeler 2008–2012 yılları arasında salınımlarını 1990 yılına göre %5.2 düşürmekle yükümlüdürler. Avrupa Birliği ülkeleri bu şartı yerine getirmişler ve birçok ülkede buna uymaya çalışmıştır. Ayrıca belirli sanayi kuruluşlarına sınırlamalar koymuştur (kağıt endüstrisi, enerji santralleri gibi). Belirlenen seviyeden daha fazla salınım yapacağını anlayan bir şirket bir şekilde başka bir yerlerden Karbon Kredisi bulmak zorundadır. Bu da Karbon Kredisi ticaretini ve borsasını ortaya çıkarmıştır.

*     *     *

Türkiye, 1992 tarihli Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini 2003 yılında ve Kyoto Protokolü’nü ise 2009 yılında imzalayarak taraf olmuş ve bu iki metnin bağlayıcılığını kabul eden ülkeler arasına girmiştir.

*     *     *

İklim değişikliğini ve küresel ısınmayı ele alan uluslararası büyük toplantı 2009 yılında yapılan Kopenhag Zirvesi oldu. Bu toplantıda son dakikaya kadar tam uzlaşmaya varılamadı ve küresel sıcaklık artışının iki derece ile sınırlandırılması hakkında mutabakat sağlandı. Ülkeleri bağlayıcı emisyon hedeflerinin belirlenmesi daha sonraya bırakıldı. Türkiye’yi temsilen bu toplantıya Cumhurbaşkanımız katılmıştır.

*     *     *

Son toplantı 11 Aralık 2010 tarihinden itibaren Meksika’nın Cancun şehrinde gerçekleştirildi. İki hafta süren bu toplantıda sonunda varılan Cancun anlaşmaları, sera gazı emisyonlarının zengin ülkelerde 1990’lardaki düzeyinin gelecek 10 yılda %25-%40 miktarında azalmasını amaçlamaktadır. Mevcut verilen söz %16’dır. ABD, 2020 yılı itibariyle % 17 azaltmaya söz vermiştir. 194 ülkenin delegeleri sera gazı emisyonlarında éderin indirimlerin” aranacağı üzerinde anlaşmaya varmışlardır. Fakat gelecek yıl Güney Afrika’da Durban’da yapılacak olan görüşmelere kadar emisyonları ne kadar azaltacakları konusu sorusunu ertelemektedirler. Sorun çıkaran ülkelerin başında Rusya, Çin, Hindistan, Amerika gibi kalkınmış ülkeler bulunmaktadır.

Delegeler, 30 milyar dolarlık bir Yeşil İklim Fonu kurmaya karar verdiler. Bununla 2010-2012 arasında en zayıf gelişmekte olan ülkelerin önlenemez  iklim değişikliği etkilerine uyum sağlamaları (adapte olmaları) ve karbon ayak izini azaltmaları hedeflenmiştir.

Daha uzun vadede, gelişmiş ülkeler ortak olarak her yıl 10milyar ABD doları daha fakir ülkelerin ihtiyaçları için kullanmak üzere bir amaçları vardır. Adaptasyon için yeni çok yanlı fonlamanın “önemli bir kısmı ”Yeşil İklim Fonu’ndan geçmelidir. Delegelerin üzerinde anlaştığı şekilde Yeşil İklim Fonu ilk 3 yıl için Dünya Bankası tarafından yönetilecektir.

Cancun Anlaşmaları, dünya ormanlarını korumak için harekete geçmektedir. Bu önemlidir çünkü ormansızlaşma tüm küresel karbon dioksit emisyonlarının yaklaşık beşte birine yol açmaktadır. Delegeler, tropik ülkelerin ormansızlaşmasını azaltmak ve gelişmiş ülkelerden tazminat almak için üç aşamalı bir süreç üzerinde karara vardı. Burada yapılan anlaşmaya göre, orman bölgelerinde yaşayan insanları ve biyo çeşitlilik için koruma sağlanacaktır. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşması için temiz teknolojilerin paylaşılması için mekanizmalar da kurdular.

Türkiye, Cancun’da kabul edilmesi amacı ile Konferans başkanlığına bir karar bildiriminde bulundu. Bu bildirim kısaca; Türkiye’nin özel şartlarından kaynaklanan durumu, kişi başı sera gazı salım oranı, sosyo-ekonomik profili ile diğer gelişmekte olan ülkeler gibi azaltım, uyum, teknoloji transfer ve finansman konularında desteklenmesi gereğini belirtiyordu. Bu bildirime ise taraf ülkeler şu an için destek göstermediler.

*     *     *

Bu toplantıya katılan Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu,” Türkiye’nin 2012 yılının sonuna kadar son derece etkili bir eylem planı hazırladığını, bu kapsamda sera gazı salımı açısından yüzde 9’luk bir azalmanın sağlanacağını” söyledi. Türkiye’de ulaştırma sektöründeki gelişmelere de dikkat çeken Eroğlu,  ”daha kaliteli yakıtın getirildiğini, piyasadan eski arabaların çekildiğini, toplu ve raylı ulaşıma önem verildiğini” kaydetti. ”İstanbul’da metrobüs uygulamasının hava kirliliğini ve dolayısıyla emisyonları azaltmadaki rolünü vurgulayan” Eroğlu, “Marmaray’ın tamamlanmasıyla emisyonlarda büyük bir azalma olacaktır, keza sanayide, tarımda, her alanda adımlar atılmaktadır. Bunlar sera gazı azaltılmasına yönelik faaliyetlerdir” dedi

İklim değişikliği konusunda Eroğlu, “Tarihi sorumluluk açısından Türkiye’nin sorumluluğu son derece düşüktür, Türkiye’nin 1750’lerden, sanayi inkılâbından bu yana dünyada sera gazı emisyonlarında ancak binde dörtlük bir sorumluluğu vardır, bunu toplantıda da vurguladım. Ayrıca kişi başı sera gazı emisyonları diğer ülkelere, gerek AB, gerek OECD ülkeleri ortalamasına göre, ABD ve Kanada’ya göre oldukça düşüktür.” dedi.

*     *     *

Bu noktada ülkelere düşen görev, insanlığın en önemli sorunlarından biri olan iklim değişikliği ve küresel ısınma ile mücadele etmek olduğunu belirtmeyi isterim.

Bizler de bireysel katkılarımızla iklim değişikliği ve küresel ısınma ile mücadele edebiliriz.

İstanbul, 24 Aralık 2010