GELECEĞİN ŞEHİRLERİ

Geçen hafta İstanbul’da ’Geleceğin Şehirleri’ çalıştayı yapıldı..Bu çalıştay, Çevre ve Orman Bakanlığı,İstanbul Büyükşehir Belediyesi,İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren, benim de üyesi bulunduğum SKATMK (Su Kirlenmeleri Araştırmaları Türk Milli Komitesi)  ile Uluslararası Su Kuruluşu (IWA) tarafından tertiplendi.

IWA’nın sorumluluğunda yürütülen Dünya Bankası ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen  ’Geleceğin Şehirleri’ projesi kapsamında dünyanın beş kıtasında yer alan 20’den fazla şehir, özellikle ‘Kentsel Su’ ile ilgili farklı konularda mercek altına alındı ve incelendi. Bu projenin Türkiye bilimsel sorumluluğu TÜBİTAK tarafından üstlenilmiştir.

Su Kirlenmesi Araştırmaları Türk Milli Komitesi ise, İWA ile üç yıl sürecek müşterek bir çalışma ile de yukarıda belirtilen proje kapsamında, İstanbul, Kayseri ve Trabzon’da ’Geleceğin Şehirleri’ örneğine uygun altyapı yatırımlarının entegre bir yaklaşım ile ele alınması projesini yürütmektedir.

Su Kirlenmesi Araştırmaları Türk Milli Komitesi , İWA ile 2013 yılında İstanbul’da ‘Uluslararası Geleceğin Şehirleri Konferansı’nı tertipleyecektir ( international Cities of the Future Conference in Istanbul in 2013)

Dünya nüfusu hızla artarken, bilhassa geri kalmış ve kalkınmakta olan ülkelerde bazı şehirlerin (İstanbul, Kahire, Langay, Mexico City, Bombay, Rio de Janerio, Buenos Aires gibi) nüfusu hızla yükselmektedir. Bunun nedeni aşırı göç ve kentleşmedir. Nüfusu hızla artan bu şehirlerin altyapıları yetersiz kalmakta ve yaşam kalitesi giderek düşmektedir.

Dünya Bankası’nın 2009 yılında yaptırdığı bir çalışmaya göre bu gibi şehirlerdeki yalnız su kaybı 10 milyar dolarlık bir  kayba neden olmaktadır. Bazı şehirlerde su kaybı yüzde 60’ın üzerinde olup alınan önlemlere rağmen İstanbul’da halen yüzde 24’dür.

Bugün dünyada 2.8 milyar insan, yeterli kanalizasyon ve atıksu arıtma tesislerinden (sanitasyon imkanlarından) faydalanamadığı gibi ve sağlıklı içme suyuna kavuşamayan 1 milyar insan bulunduğu da bilinmektedir.

16-22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen  5. Dünya Su Forumu’nda oturumların birinde sunulan Birleşmiş Milletler Dünya Su Geliştirme Raporu’na göre gerekli tedbirler hemen alınmazsa dünyada 2050 yılına kadar su krizinin çıkacağı uyarısında bulunulmuştur.

Nüfusun ve kişi başı gelirin artmasıyla yükselen tüketim, su sorununun en önemli nedenlerini oluşturuyor. Isınma, elektrik ve ulaşım için enerjiye olan talep de hızlı bir şekilde artıyor. Biyoenerji üretimindeki artışın su kalitesi ve bulunurluğu üzerinde potansiyel olarak önemli etkileri vardır.

Dünya nüfusu her yıl 80 milyon kişi artıyor; bu, tatlı su talebinin yılda 64 milyar metre küp artması demektir. 2050 yılına kadar dünya nüfusuna katılması beklenen 3 milyar kişinin yaklaşık %90’ı, gelişmekte olan ülkelerde ve birçoğu temiz içme suyuna sürdürülebilir erişimi ve yeterince kanalizasyon ve arıtma tesisine sahip olmayan bölgelerde olacaktır.

Çalıştay’da sunulan tebliğlerde bu sorunun en iyi şekilde çözüldüğü Singapur örneği detaylı bir şekilde anlatılırken, özellikle Afrika ve Asya ülkelerinin dev sorunları olduğu ortaya konuldu.

Singapur örneğinde alt yapı ve yeşil yapı  işlerinin bir elden planlandığı ve uygulandığı, bugüne kadar 650 bin binanın yeşil bina sertifakası aldığı, 2030 yılına kadar tüm binaların yüzde 80’inin yeşil bina olabilmesi için 150 milyon metrekarede iyileştirme yapılmasının ve  verilen teşvikin daha artırılması gerektiği, enerji verimliliğini sağlamak için de teşvikler olduğu açıklandı. Bunun yanında 20 bin yöneticinin ve teknik elemanın eğitimden geçirildiğine de dikkat çekildi.

İSKİ, başarılı çalışmaları ile İstanbul’un içme suyu ve atıksu konusunda kalkınmış ülkeler seviyesinde olduğunu, Melen I projesi ile darboğazların aşıldığını, Melen II projesinin başlatıldığını ve atıksuların yüzde 90’ının arıtıldığını açıkladı.

Dünya nüfusunun hızla arttığı ve bu nedenle geleceğin teknolojilerinin bugünkü teknolojiden farklı olması gerektiğine, su sıkıntısının giderek artacağına ve Türkiye’nin de bunu yakinen hissedecek ülkeler arasında olduğuna dikkat çekildi.Bu nedenle arıtılmış ve yağmur sularından faydalanılması, evlerde kullanılan banyo ve mutfak sularının (gri su) yeniden kullanılması, tuvalet sifon suyunun tüketiminin alınacak önlemlerle azaltılmasının gerekliliği vurgulandı.

Bu çalıştayda eksikliğini hissetdiğim bir husus ülkemizden yeşil binalar konusunda bir sunum yapılmaması idi. Bu eksikliğin yeşil binalar, enerji verimliliği gibi yapı sektörünü etkileyecek kararlar konusunda çok sayıda bakanlık, il teşkilatı ve belediyenin yetkili olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Burada dikkat çekmek istediğim bir husus da ülkemizde, Singapur’da olduğu gibi konunun bir elde toplanmadığı ve yeterli teşvik sağlanmadığıdır.

İstanbul, 22 Şubat 2011