TARİHİN ARKA ODASI VE ANITKABİR

Televizyonda Murat Bardakçı’nın hazırlayıp sunduğu “Tarihin Arka Odası” programını tarihin bilinmeyen yönlerine aydınlık getirdiği için ilgi ile izliyorum. Çok geç saate konduğu için bazen sonunu getiremiyorum.

Dün akşam bu programda Murat Bardakçı, filmin danışmanı Doç. Dr. Erhan Afyoncu ve senarist Meral Okay ile “Muhteşem Yüzyıl” dizisini tartıştılar. Bu dizi, çok tenkite uğrasa da bana ve eminim ki sizlere tarihimizi tanımada bir pencere açıyor.

Programın içinde gelen yoğun istek üzerine Atatürk’ün naşının Etnoğrafya Müzesi’nden Anıtkabir’e nakline ait kesitler gösterildi.

Anıtkabir, Türk İstiklal Savaşı’nın kumandanı ve büyük devlet adamı ilk Cumhurbaşkanımızın ebedi istirahatgahıdır.

*     *     *

Doğan Hızlan’ın masamda bekleyen ve Hürriyet gazetesinde 22.1.2009 tarihinde çıkan “Anıtkabir’in mimarını hatırlıyor musunuz” başlıklı yazısını sizlerle paylaşmayı istedim.

“HEPİMİZİN ziyaret ettiği Anıtkabir’in mimarını tanıyor musunuz? Kim, diye sorsam çoğumuz yanıt veremeyecektir.

Anıtkabir’in mimarları Prof. Dr. Emin Onat ile Doç. Dr. Orhan Arda’dır.

1942 yılında düzenlenen uluslararası yarışmada, birinci seçilen üç projeden biri Onat-Arda ortak çalışmasıydı. Seçildikten sonra uygulanmasına da karar verildi. Bu konuyu gündeme taşımamın nedeni bir sergi.

İTÜ (İstanbul Teknik Üniversitesi) Taşkışla binasında gerçekten görülmesi gereken bir sergi var:

Emin Onat. Kurucu ve Mimar, 1908-1961.

Sergi kataloğunun başında Afife Batur’un “Bu serginin ruhu bir sınav konusudur” yazısında, Onat’ın iki özelliğinin altı çiziliyor:

“Onat’ın kimliğinin iki ana öğesi, mimarlığı ile eğitmenliği, kurucu ve örgütleyici kimliği idi. Ama Onat, bu resim ve mesleki kimlik gerisinde çok özel bir insanı da barındırıyordu.”

Meşrutiyet’le Doğan Cumhuriyet’le Süren Bir Yaşam sözü, yalnız Emin Onat’ı değil, genelde bir kuşağın özelliğini de yansıtır.

*     *     *

EMİN ONAT, yurtdışında, Batı’da öğrendiklerini kendi ülkesine getirdi. O ve kuşağı yeni cumhuriyetin bilimini, sanatını öyle kurdu.

1929’da eğitimlerini Avrupa’da sürdürmek üzere Yüksek Mühendis Mektebi’nden seçilen üç öğrenciden biriydi. Diğer ikisi de Fuat Külünk ve Hilmi İleri (Selim İleri’nin babası) idi. Üçü de dönüşlerinde burada öğrenci yetiştirdiler.

1944’te kurulan Mimarlık Fakültesi’nin ilk dekanı, 1951’de İTÜ’nün rektörü oldu. 1954’te milletvekili seçildi, aradığını bulamayınca yeniden üniversiteye döndü.

Hannover Technischen Hochschule’nin 125. yılında seçilen altı yabancı sanat ve bilim adamından biriydi, Fahri Doktorluk payesi verildi.

Eğitim tarihimize geçen Köy Enstitüsü binaları projeleri için açılan yarışmayı Prof. Leman Tomsu ile birlikte kazandı, Kepirtepe, Çifteler (Hamidiye), Mahmudiye Köy Enstitüleri de onun yapıtları arasındadır.

Emin Onat, Anıtkabir’in mimarisini bakın nasıl tanımlıyor:

“Ata’nın Anıtkabir’ini, bir sultan veya veli türbesinden ayrı, yedi bin yıllık bir medeniyetin, rasyonel çizgilere dayanan klasik bir ruh içinde kurmak istedik.”

*     *     *

BÖYLE sergiler gezmenin birkaç açıdan önem taşıdığı kanısındayım.

Hem eğitim kurumlarımızın Cumhuriyet sonrası yükselişinin önemli dönemeçlerini hem de önemli bir mimarın mesleki başarılarını, yaşamöyküsünü öğreniyoruz.

Emin Onat, İTÜ ve Mimarlar Odası’nın açtığı yarışmayı kazanan öğrencisi Doğan Tekeli’nin tasarladığı, Zincirlikuyu’daki mezarında yatıyor.”

*     *     *

Bu yazımı, ülkemizin kalkınmasına ve mimarisine yön veren değerli bir insanı sizlere tanıtmak ve hatırlatmak için kaleme aldım.

İstanbul, 17 Nisan 2011