TÜRKLERDE ÇAM BAYRAMI (Nardugan)

İzmir’de öğretim üyeliği yaptığım dönemde dekanım olan Erol İzdar, Orta Asya’da yaşayan Türklerin çam ağacını şölenlerinde süslediklerini ve Hıristiyanların daha sonra bu kutlamayı alarak kendilerine mal ettiklerini söylediğinde pek  şaşırmıştım.

Şaşırmamın nedeni, 50’li yıllarda ülkemizde böyle bir şeyi görmeyişim, buna karşılık uzun yıllar yaşadığım Almanya’da Hıristiyanların Noel kutlamalarında çam ağaçlarının yer aldığını ve süslendiğini görmemdi.

Kendim, hiç bir zaman böyle bir çam ağacını bir çevreci olarak evime koymadığım gibi bugüne kadar bunun bir Türk âdedi olduğuna da inanmadım. Ama yılbaşı için çam ağacı alıp da süsleyenlere de ters gözle bakmadım. Böyle yapmamın nedeni vatandaşlarımızı ötekileştirmemek arzumdu.

50’li yıllardan itibaren insanlar ilk önce sağcı ve solcu olarak ötekileştirildi. Daha sonra Sünni ve Alevi olarak ötekileştirilmeye devam edildi. Şimdi de Türk ve Kürt diye ötekileştirildiği gibi dindar ve dindar olmayan diye ötekileştiriliyor.

Şimdi de çam ağacını evine koyanlara bir zümre pek hoş bakmıyor ve ötekileştiriyor.

*     *     *

Birkaç gün önce eski bir milletvekili arkadaşımdan aşağıdaki maili aldım. Bu ” Türklerde Çam Bayramı- Noel Bayramının Başlangıcı” başlıklı açıklama ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ tarafından kaleme alınmıştı.

”Türklerde çam ağacı tanrı Ülgenin ağacı  olduğu için ayrıca bir kutsallık kazanmış. O mızrak gibi boyu ile Ülgen’e doğru yolu gösteriyor, yer altı ruhlarıyla yerüstü varlıklarını birbirine bağlıyor. Bugün Hıristiyanlarda Noel bayramı olarak kutlanan bu bayram Türklerde Çam Bayramı olarak tanrıların ve ruhlarının dinlenme yeri olan Yer-Su’ya adanıyor. Onun yanında gök tanrısı Ülgen bulunuyor. Ülgen’in gökyüzünde sarayı var. O gece ile gündüzü, Ay ile güneşi idare ediyor. Güneş Türkler için çok önemli ve kutsal. O dünyayı ısıtıp aydınlatıyor. Ülgen de onun hareketlerini düzenliyor.  22 Aralık gecesi, gün geceyi yenerek uzamaya, güneş de dünyayı daha çok aydınlatmaya başlıyor. İşte bu gece Çam Bayramı olarak kutlanıyor.

Türklerde, evlere bir çam ağacı alınıyor. Onun altına o seneyi iyi geçirdikleri için tanrı Ülgen’e hediyeler konuyor, dallarına ertesi yıl tanrıdan istediklerine karşılık adak süsleri bağlanıyor. Türklerin ağaca adak için bez bağlaması bundan geliyor.  O gece aile, dostlar toplanıyor, özel yemekler hazırlanıyor, yeni giyisiler giyiliyor. Çalgılar çalınıyor oyunlar oynanıyor. Oyunlardan biri el ele tutunarak halka olup  “koraçun, koraçun “ diye şarkı söylemek ve dönmek. Koraçun=azalsın anlamına geliyor, yani gece azalsın demek. Halka olmak da güneşi ve güneşin gelmesini gösteren bir simge. Bu halkaya da “inderbay” deniliyor.

O gece kötülükler kalkıyor, kötü olanlar iyi ve cömert oluyor, dostlar, çocuklar hediyelerle sevindiriliyor. Ülgen’in kardeşi, kötülüğün ve karanlığın koruyucusu olan Erlik de o akşam iyi ve cömert oluyor. Sırtında Türklere mahsus olan kürkü kemeri, başında kırmızı kürklü başlığı, ayaklarında Türklerin icat edip giydiği çizmeler, elinde hediyeler dolu torbası ile tanrı Erlik’in evleri dolaştığı düşünülüyor, onu simgeleyen birini çocuklar kolayde= yardım ve mutluluğun ilahilerini söyleyerek karşılıyorlar. Aradan yüzyıllar geçtiği halde bu gelenek Türkler arasında şu veya bu şekilde sürmektedir. Erlik dede Moroz olmuş, daha sonra Santaklaus ve Noel Baba’ya dönüşmüştür. Ayrıca Türklerde geyik de kutsaldı. Bunun izlerini Anadolu’da bile buluyoruz.

Bu Türk bayramı, Hıristiyanlıktan önce Türklerle Batıya, yani Avrupa’ya geçiyor. Hıristiyanlıkta devam ediyor. M.S. 325’de İznik’de toplanan konsülde bu pagan, yani ilkel bayramın İsa’nın doğuşu olarak kutlanmasına karar veriliyor. İsa da dünyayı aydınlattı, diye kabul edildiğine göre ona yakıştırılmakta bir sakınca görülmüyor.

İşte olay bundan ibaret.

Bu olay, Atatürk Kültür Merkezi Yayınlarından :

Adji, Murat, Kıpçaklar (Türklerin ve Büyük Bozkırın Kadim Tarihi) kitabının 47-50. sayfalarında yazılı. Onu okusun bu yarım tarihçilerimiz! Rusya’da yaşayan bu yazar uzun zamandır Türk tarihi ve kültürü üzerinde araştırmalar yapmakta. Başka kitapları da var.

Bundan başka  Devamlı haberleştiğim İran’da sayın Aref Esmaili bu bayramın oralardaki Türkler arasında çeşitli şekillerde sürdüğünü bildirdi. Bu bayramın hakkında ilk bilgiyi de sayın Adnan’dan aldım

Bu arada bu geleneğin Anadolu’da nasıl sürdüğünü, İsveç’den gelen yazar araştırıcı sayın Abdullah Gürgün’den öğrendim. Kendisine bu çam bayramını anlatınca bana söyledikleri: Ailesi ne zaman olduğunu bilmediği bir tarihte Bafa gölü civarında yerleşmişler. Onların düğünlerinde eve çam getirilir üstü süslenir ve etrafında oyunlar oynanırmış. Ayrıca yakınlarında etrafı zeytin ağaçlarıyla kaplı bir tepenin tam üstünde bir çam ağacı varmış. Çamın altında bir kaynak bulunuyormuş. Bu ağaç kutsal görüldüğü için kesilmiyormuş. Daha araştırılsa kim bilir neler bulacağız eski geleneklerimizden batılılara geçen.”

(Ülgen : 1. Yüce, yüksek, ulu. 2. İyilik tanrısına verilen isim)

(Yersu : Türkler aşiretlerin sembolü olan bir koruyucu güce inanırlardı, onu adı gök tanrı Ogan’dı. Ogan’ın oğulları olan Yersu’lardı. Türklerin yaşadığı yer, toprak ile büyük ırmaklardan dolayı bu Yersu’lar her boyda ayrı ayrı idi)

*     *     *

Bu açıklamayı tam anlamadığım ve emin olmadığım için Vikipedia ansiklopedisine baktım ve aşağıdaki bilgiye ulaştım..

”Nardugan, Ön Türkler’de ve İslama kadar olan Türkler ile Sümerlerde de aynı adla anılan yeni yıl bayramıdır.Her yıl 22 Aralık’tan sonra gelen ilk dolunayda kutlanır.Bunun nedeni ise Türklerin eski inanışına göre gece ile gündüz sürekli savaşırlar ve 21 Aralık günü en uzun gecedir ve ardından günler uzamaya başlar. Bu yüzden 22 Aralık günü Türkler için çok önemlidir ve bu günü takiben (Ay yılı esasına dayalı bir takvim kullandıkları için) ilk dolunayın çıktığı ilk gün yeni yılın ilk günüdür.

Bu gün içinde tüm Türkler, ölümsüzlüğün simgesi olan ve Türk Mitolojisi’ne göre tüm insanların türediği ağaç olan Akçaçam Ağaçları süslenir[1] ve altında türlü geleneksel oyunlar oynanır, kopuz eşliğinde şarkılar söylenir ve eğlenceler düzenlenirdi.

Bu geleneğin yine anayurtları Orta Asya olan ve türlü nedenlerle Mezapotamya’ya göçen Sümerler’e Türklerden geçtiği oradan da Anadolu aracılığıyla Eski Roma’ya değin uzandığı ve günümüze kadar gelip günümüzdeki 1 Ocak yılbaşının temelini oluşturduğu sanılmaktadır.

Ayrıca sözbiçim olarak Türklerdeki Paktıgan ve Koçagan bayramlarıyla da uyumludur. Gündönümüne dayalı bayramlarda böylece üçlü bir silsile oluşmaktadır. Nar sözcüğü güneş (günümüz Moğolcasında) nara anlamına gelir, dugan ise doğmak fiili ile bağlantılıdır.[2] Narduqan kelimesi Moğol dilindeki “nar” (güneş), Türk dilindeki “tuqan» (dugan, doğan) sözcüklerinden oluşmuştur. Tatarlar bu bayrama “Koyaş Tuğa», yani «Güneş Doğan» günü derler, Başkurtlar, Udmurtlar «Nardugan» veya «Mardugan», Mişer Tatarları «Raştua», Çuvaşlar “Nartavan» ya da «Nartukan»,[3] Zırizyalar «Nardava», Mokşalar «Nardvan” olarak bilirler.

*     *     *

Lütfen örf ve âdetlerimizi dikkate alarak birbirimize hoşgörü ile yaklaşalım.Yılbaşını ailesi ile yeni bir yıla geçiş olarak kutlayan insanlarımızı ötekileştirmeyelim. Bugünlerde sık sık özlemle anılan Osmanlı İmparatorluğu’nda insanların huzur ve hoşgörü içinde yaşadıklarını unutmayalım.

Sizlerin Yeni Yılınızı kutlar,mutluluk sağlık ve başarı getirmesini dilerim.Yeni yılda kardeşlik hissi ile insanların birbirlerine yakın olmasını temenni ederim.

İstanbul, 30 Aralık 2012