Şehirleşme, Nüfus ve Çevre(*)

Yorum

Tüm dünya üzerindeki insanların gün geçtikçe artan bir hızla sanayileşme çabası ve kırsal yaşamdan hızlı kentleşme sürecine geçişi, son yıllarda insanlığı tehdit edecek ciddi boyutlarda çevre kirliliğine yol açtı; ve kirlenme hızla artıyor.

Bu yüzyılın sonunda dünyanın daha kalabalık, daha kirli bir hal alacağı düşünülüyor.

İnsanları en çok korkutan ise “‘İklim Değişikliği”…

Hızlı nüfus artışının getireceği bu olumsuz durum, geri kalmış ülkelerde gelişmiş ülkelere göre daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Nüfusu kontrolsüz artan bu ülkelerin imkânları yetersiz olduğundan şehirleşme düzgün olmamakta, insanlar sağlıksız barınma ve çevre koşulları içinde yaşamak durumunda kalmaktadırlar.

Bugün dünya şehirleri “yaşam kalitesi” bakımından değerlendirilmekte  ve sıralanmaktadır.

Uluslararası insan kaynakları yönetim danışmanlığı firması Mercer’ın her yıl gerçekleştirdiği Yaşam Kalitesi Araştırması’nda tüm dünyada 215 şehrin durumu, 10 ayrı kategori arasında gruplanan 39 faktöre dayandırılarak analiz edilmektedir. 215 şehrin dahil olduğu Yaşam Kalitesi Araştırması’nda Viyana, 2009 sıralamasında puanını 108.6’ya çıkararak listenin en tepesine oturdu. 2008’de Viyana ile ikinciliği paylaşan Cenevre ise üçüncü sıraya düştü.

Türkiye’nin sadece İstanbul’la temsil edildiği araştırmada İstanbul, 2008 yılındaki yükselişini sürdüremedi. 2008 yılında, bir önceki yıla kıyasla 7 basamak yükselerek 114’üncü sıraya gelen İstanbul, 2009 sonuçlarında yine 121’inci sıraya indi. 90’lı yıllarda İstanbul 85. sırada yer alıyordu.

Washington ve New York’un sırasıyla 44 ve 49’uncu sıralarda kaldığı Mercer Yaşam Kalitesi Araştırması’na göre popüler şehirlerden Paris 33, Londra 38, Milano 41, Madrid 48 Los Angeles ise 59’uncu sırada.

Bağdat 215’inci sıra ile tablonun en altındaki yerini muhafaza ediyor. Bağdat, yaşam kalitesi en düşük şehir.

Bu araştırmada ön sıralarda yer alan şehirler zengin Avrupa, özellikle Batı ve Kuzey Avrupa’da bulunmaktadır. Buralarda yaşayanlar birçok avantajın tadını çıkarmaktadırlar. Batı ve Kuzey Avrupa’da yüksek hayat standartları ve son derece iyi sağlık bakım sistemi yanında sosyal güvenlik ağı da çok iyi örülmüştür. Vasıflı işçi düzeyi çok yüksektir, çok miktarda sermaye vardır, araştırma-geliştirme kuruluşları vardır, iyi bir altyapı söz konusudur, uygar kent merkezleri vardır, kültürel faaliyetler cıvıl cıvıldır.

Buralardaki şehirlerde tarihi miras korunmakta, yeşil alanlar şehirlerin yaşanabilirliğini artırmakta, bisiklet yolları her tarafa ulaşmakta, çocuklar evlerinden okullarına yürüyerek gidebilmekte, spor tesisleri şehrin her tarafında yer almaktadır.

* * *

Şehirleşme, dar anlamıyla ülkede kent sayısının ve kentlerde yaşayan nüfusun artması olarak tanımlanır.

Türkiye’deki yaklaşık 2950 belediye sınırı içinde yaşayan nüfusun yarıdan çoğu, nüfusu 50.000’in üstünde olan 48 kentte yaşamaktadır.

Bu nüfusun yaklaşık yarısı da üç büyük kentte (İstanbul, Ankara, İzmir) oturmaktadır.

Ülkemizde hemen her gelişmekte olan ülkede gözlenen kuvvetli bir iç göç hareketi vardır. Söz konusu hareket, kırsal kesimin iş bulma olanaklarının en çok olduğu şehirlere doğru akın etmesi sebebiyle doğmaktadır. Bu yönde gidiş, şehirlerin hızla fakat plansız büyümesine yol açmaktadır.

Türkiye’de belediyelerin yüzde 70’inin nüfusu 5.000’in altındadır. Belediyelerin yüzde 81’inin nüfusu ise 10.000’in altındadır. Nüfusu 100.000 ve üzerinde bulunan belediyelerin oranı sadece yüzde 5.32’dir. Bu belediyelerin bulunduğu yörelerde yaklaşık olarak Türkiye nüfusunun yarısı yaşamaktadır.

* * *

Genelde nüfus yığılmaları şeklinde meydana gelen bu şehirleşme olayı birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Sağlıklı bir şehirleşmenin sağlanabilmesi için öncelikle çözümlenmesi gereken sorunlar şunlardır:

1.Nüfus artışı

2.İstihdam sorunu

3.Altyapı sorunu

4.Ulaşım sorunu

5.Konut sorunu

6.Arsa temini ve imar planlarının hazırlanması

7.Teşkilâtlanma ve hukuki

düzenlemeler

8.Çevre sorunları

Büyük şehirler, kırsal kesimde yaşayanlar tarafından birer iş olanağı kaynağı olarak görülmektedir. İçgöç hareketinin en olumlu şekilde yönlendirilmesi ve nüfusun dengeli dağılımının sağlanması için, mevcut büyük şehirlerin nüfusunun daha fazla artmaması için gelişimi kontrol altına alınmalı ve mümkün olduğu takdirde bu yerleşim yörelerinin nüfus artışını kısıtlayıcı önlemler alma yoluna gidilmelidir. Ancak bundan daha önemlisi, Türkiye’de bilinen belli başlı kalkınmış şehirlerin dışındaki bölgelerde istihdam olanakları sağlanarak iç göç hareketinin bu yeni gelişecek şehirlere yönlendirilmesidir.

Bu konuda başarılı olunması için devletin belli bir program çerçevesinde buralara yatırım yapılmasını sağlaması gerekmektedir. Hükümetimiz geçtiğimiz senelerde Türkiye’yi kalkınmışlık açısından 1’den 6’ya kadar sınıflandırmış ve 5 ile 6’ıncı bölgelere önemli teşvikler getirmiştir.

Güney Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki huzursuzluk, buralara yapılabilecek yatırımları engellemektedir. Öncelikle planlanan yatırımların bu yerleşim yörelerine, her şeye rağmen yönlendirilmesi ve gerçekleştirilmesi şarttır.

(*) Çorum Haber gazetesinde 4 Kasım 2012’de yayınlanmıştır.