TÜRK- ALMAN ÇEVRE SEMPOZYUMLARI: AÇILIŞ KONUŞMAM

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu
İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi (E)
44. T.C. Hükümeti İmar ve İskân Bakanı

Bu toplantı çerçevesinde, Türk- Alman Çevre sempozyumlarının 40. yılı da kutlanmaktadır. Böyle bir günde, bu sempozyumların başlatılmasında, Türk tarafı adına sorumluluğu üstlenmiş birisi olarak, o günlerden bugüne kadar yaşanan gelişmeler hakkında hatırladıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

1968 yılında, Hannover Teknik Üniversitesi’nin Kentsel Alt Yapı ve Su Mühendisliği Enstitüsü’nde doktora çalışmamı tamamlayarak yurda döndüğümde, ailemin hukuk tahsili yapmış olan bir mensubu bana, “Oğlum, biz seni doğru dürüst bir inşaat mühendisliği tahsili yapmak üzere Almanya’ya göndermiştik. Sense bula bula bakteriler ve kirli suları buldun. Bu nasıl bir mühendisliktir? Bir türlü anlamadım” demişti. Gerçekten o yıllarda ülkemizde genelde çevrenin ne olduğu bilinmediği gibi, çevre mühendisliği ve çevre bilimleri eğitimi de verilmiyordu.

Çevre konusu, Türkiye’nin gündemine ilk defa dünyada giderek artan çevre sorunlarına çözüm bulmak için 1972 yılında İsveç’te yapılan Stockholm Dünya Çevre Konferansı ile girdi. Bu konferansa 113 ülkenin temsilcisi katıldı ve ülkemizi Başbakan Süleyman Demirel başkanlığında bir heyet temsil etti.

Bu Konferans’ta UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Programı)’in kurulması karara bağlandı. UNEP’in kurulması, Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nca, çevre konusunun eşgüdümünü, çevrenin durumunun küresel düzeyde sürekli gözden geçirilmesini, çevre sorunları hakkında uluslararası toplumun dikkatinin çekilmesini ve uluslararası ve ulusal çevre politikasının ve hukukunun gelişiminin sağlanmasını amaçlıyordu.

Bilindiği gibi sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan çevre sorunları, ülkemizde 1972 yılında Stockholm’de yapılan 1. Dünya Çevre Kongresi’ni takiben dikkat çekmeye başlamış ve yetkilileri çözüm aramaya yönlendirmişti. Bu kongreyi takiben, ilk defa İmar ve İskân Bakanlığı’na bağlı Çevre Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştu. Bu noktada, o dönemde yalnız Sağlık Bakanlığı’nın, koruyucu hekimlik çalışmaları çerçevesinde içme suyu ve diğer kirli sulardan kaynaklanan hastalıkları önleme  ve kontrolü çalışmaları yürütülüyordu.  Ayrıca İller Bankası da yerleşimlerin su ve kanalizasyon sorunlarını çözmeye çalışıyordu.

1973 yılında kurulan UNEP, ilk projelerinden birini Türkiye Cumhuriyeti ile başlatmıştı. Bu projenin adı Türkiye’de Çevre Mühendisliği Eğitiminin Geliştirilmesi idi. Böylece Türkiye’de çevre mühendisliğinin geliştirilmesi yönünde önemli bir adım atılmıştı. Proje kapsamında İstanbul Teknik Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde çevre mühendisliği eğitiminin başlatılması için çalışmalar desteklenmişti. Bu projenin sağladığı destek ile projenin sorumlusu Prof. Dr. S Arceivala gibi yabancı bilim adamlarının ülkemize gelmeleri sağlanmış, laboratuvarlar için aletler alınmış ve Türk bilim adamlarının yabancı ülkelerde eğitim görmeleri ve tetkik yapmaları sağlanmıştı.

Stockholm Konferansı ve UNEP projesi, ülkemizde çevre mühendisliği eğitimi konusuna ilgi duyulmasını sağladı. İTÜ, ODTÜ ve EGE üniversitelerinin inşaat mühendisliği bölümleri yüksek lisans programları içinde çevre mühendisliği ile ilgili dersler açıldı ve eğitim verilmeye başlandı. Lisans seviyesinde eğitim veren ilk Çevre Mühendisliği Bölümü, 1975 yılında Ege Üniversitesi’nde açıldı. 1978 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ortadoğu Teknik  Üniversitesi’nde de aynı bölümler eğitime başladı. Boğaziçi Üniversitesi’nde, 1970’li yıllarda Mühendislik Fakültesi bünyesinde oluşturulan Çevre Araştırmaları Grubu’nun genişletilmesi ve yeniden düzenlenmesiyle, 1982 yılında yalnızca lisansüstü eğitim ve araştırma yapan Çevre Bilimleri Enstitüsü kuruldu. Bugün Türkiye’de 43 çevre mühendisliği bölümü bulunmaktadır.

1975’te lisans seviyesinde ilk çevre mühendisliği eğitimi başladığında Türkiye’nin üç büyük şehri de dâhil olmak üzere tüm yerleşimlerin atıksuları deniz, göl ve nehirler gibi yüzeysel sulara hiçbir işlemden geçmeden akıtılıyordu. Bu dönemde İzmir ve İzmit körfezlerinin, Haliç’in ve Sakarya Nehri’nin kirlenmesi, devamlı olarak ülke basınında yer alıyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi Haliç’in sorunlarını, Ege Üniversitesi İzmir Körfez kirliliğini çözmek için çalışmalara başlamıştı. O günlerde önemli bir konu ise Ankara’nın hava kirliliği idi.

O tarihlerde, Ataköy’de kaderine terk edilmiş, çalışmayan bir atıksu arıtma tesisi, Kocaeli’nde Goodyear lastik fabrikasında bir endüstriyel atıksu arıtma tesisi, Kuşadası’nda Fransız tatil köyünde ve ODTÜ’de atıksu tesisi mevcuttu. Katı atık konusunda yalnız İzmir’de ve Mersin’de çalışan küçük kapasiteli kompost tesisleri bulunuyordu.

Çevre mühendisliği eğitimine başlanıldığında, bilimsel ve teknik işbirliği yapabilmek gayesi yanında çevre mühendisliği eğitimimizi geliştirmek ve kalkınmış ülkelerdeki uygulamalar hakkında bilgi edinebilmek ve paylaşabilmek için Stuttgart Üniversitesi ve Ege Üniversitesi arasında Prof.Dr. Müh. Oktay Tabasaran ve benim girişimimizle Türk-Alman Çevre Sempozyumlarının ilki İzmir’de 1975 yılında büyük yapıldı. Bu Sempozyum her iki yılda bir karşılıklı olarak 1993 yılına kadar sürdürüldü.  Bu toplantılara, bilim adamları yanında çok sayıda iş adamı, belediye başkanı ve diğer yetkililer katıldı. Böylece iki ülke arasında çevre konusunda çok sayıda projeler geliştirildi. Ayrıca özellikle genç Türk bilim adamlarının Stuttgart Üniversitesi’nde eğitimi almaları sağlanırken aynı üniversite öğretim üyelerinin İzmir’de yeni kurulan bölümün gelişmesine katkıları sağlandı.

Ülkemizde çevre konularına hassasiyet duyulmaya başlandığı bu dönemde aşağıdaki önemli gelişmeler gerçekleşti.

* İzmir Körfezi’nin artan kirliliği ve Ege Denizi’ndeki sorunları tespit edebilmek gayesiyle Ege Üniversitesi bünyesinde, Prof. Dr. Erol İzdar’ın başkanlığında, benim de yönetiminde görev aldığım Deniz Bilimleri Enstitüsü kuruldu. Bu Enstitü’nün yapacağı araştırmalarda kullanılmak üzere 1978 yılında Almanya’da Piri Reis Araştırma Gemisi inşa ettirildi.

* Ülkemizin içinde bulunduğu durum ve Stockholm Konferansı’na bağlı beklentiler, hükümetleri çevre konusunda daha aktif olmaya yönlendirdi. 1978 yılında Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı  kuruldu.

*İller Bankası isteği üzerine İzmir Körfezi kirlilik ölçümleri bölümümüzce başlatıldı.

* İzmir’de, bölümümüz mensuplarından merhume Prof. Dr. Füsun Şengül ve benim öncülüğünde Çevre Mühendisliği ve Bilimleri Derneği kurulması girişimi başlatıldı. Merkezi Ankara olarak belirlenen bu dernek 1978’de kuruldu ve başkanlığına ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Dr. Adnan Gür getirildi. Dernek, 1979’da Ankara’da I. Ulusal Çevre Mühendisliği Bilimleri Sempozyumu’nu gerçekleştirdi. Bu sempozyuma 43 tebliğ sunuldu ve tebliğler Ege Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nce benim yönetimimde(editör) kitap olarak basıldı. Bu sempozyuma, yurt dışında yaşayan iki Türk bilim adamı Prof. Dr. Oktay Tabasaran ve Dr. Mesut Sezgin de tebliğ sunarak katıldı.

* Çevre konularına önem kazanması üzerine TÜBiTAK bünyesinde Çevre Araştırma Grubu oluşturuldu. TÜBİTAK’ın NATO ile yaptığı Ankara’nın Hava Kirliliği Projesi bu döneme ait önemli bir çalışma idi.

* Su Kirlenmesi Türkiye Komitesi, İTÜ bünyesinde 1979 yılında kuruldu. Komite başkanlığına Prof. Dr. Nevzat Kor ve Genel Sekreterliğe Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya seçildi. Komite bir müddet sonra IWA’ya da üye oldu.

* Bu dönemde, Türkiye Çevre Koruma Vakfı, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu ve Türkiye Turing Kurumu çevre konularında çalışan etkin kuruluşlar olarak öne çıkmışlardı. Bu kuruluşlardan Türkiye Çevre Koruma ve Yeşillendirme Kurumu İstanbul’da bir çevre fuarı açmıştı.

* Boğaziçi Üniversitesi tarafından Doç. Dr. Kriton Curi’nin yürütücülüğünde “Çevre Haberleri” isimli bir dergi yayınlanmaya başlandı. Bu dönemde İller Bankası Dergisi ve Devlet Su İşleri Bülteni de yayınlanıyordu.

1980’lere gelindiğinde Türkiye’de çevre koruma ve çevre bilinci oluşmaya başlamıştı. 1981 yılında İstanbul’da özerk bir kuruluş olarak İSKİ( İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi) kuruldu. 1982 Anayasa’sında çevre ilk defa yer aldı ve 1983 yılında ilk defa Çevre Kanunu çıkarıldı. Aynı yıl Boğaziçi Kanunu,  İstanbul Boğazı’nın doğal güzelliğini korumak üzere kabul edildi. 1983 yılında İzmir Kanalizasyon projesi ihale edildi. 1984 yılında Büyükşehir Kanunu yürürlüğe girdi.

2005 yılında Avrupa Birliği ile adaylık görüşmeleri başladı. Ve 35 fasıldan birisi olan Çevre faslı açıldı. Bu faslın açılması da Türkiye’nin çevre politikasını çok etkiledi. Eğer çevre faslı açılmasaydı Türkiye’nin çevre sorunlarının çözümü için bu kadar hızlı adımlar atılamazdı. Türkiye’nin AB giriş şartlarını sağlayabilmesi için çevre konusunda 68 milyar Euroluk bir yatırım yapması gerektiği belirlendi.

Stuttgart Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi arasındaki 1975 yılında başlayan 1993 yılında sona eren bu bilimsel işbirliği 2005 yılından itibaren Türk-Alman Katı Atık Günleri(TAKAG) olarak Prof. Dr.-Ing. Oktay Tabasaran, Prof. Dr.-Ing. Martin Kranert,  Prof. Dr.-Ing. Ertuğrul Erdin, Doç. Dr. Görkem Akıncı ve isimlerini burada tek belirtemediğim arkadaşlarının gayretleri ile yeniden canlandırıldı.

Birincisi 2005 yılında gerçekleşen TAKAG toplantısının bugün VI.’sını İzmir’de gerçekleştiriyoruz. 40 yıldan beri bu toplantıların gerçekleşmesini sağlayanlara teşekkür ederken daha nice yıllar başarı ile sürdürülmesini temenni ediyorum.

Leave a Comment.