Eskişehir Anadolu Üni. Doğa ve Çevre Kulübü Konuşması – SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE ÇEVRE

Not: Figürlerin, Tabloların ve Formüllerin daha yüksek çözünürlüklü görüntüleri için görsele sağ tıklayıp “resmi yeni sekmede aç” seçeneğini seçiniz

Prof. Dr.- Ing. Ahmet SAMSUNLU

İstanbul Teknik Üniversitesi

İnşaat Fakültesi

Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

BU YAYIM SUNUŞDAN YAZI HALİNE GETİRİLMİŞTİR

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 1   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

•Sürdürülebilirlik, daimi olma yeteneği olarak adlandırılabilir. •Ekoloji bilimindeki anlamı ise biyolojik sistemlerinin çeşitliğinin ve üretkenliğinin devamlılığının sağlanmasıdır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 2   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılı tanımına göre: “İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.”

•Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme ve refah seviyesini yükseltme çabalarını, çevreyi ve yeryüzündeki tüm insanların yaşam kalitesini koruyarak gerçekleştirme yöntemidir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 3   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

    Sürdürülebilirliğin sağlanması ile Dünya insan yaşamına ev sahipliği etmeye devam edebilecektir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 4   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

ESKİŞEHİR’DE DOÇENTLİK ÇALIŞMAM

Eskişehir Basma Fabrikasında ‘’Pamuklu Tekstil Fabrikaları Atıklarının Biyolojik Tasfiyesi ve Kinetiği’’ konulu doçentlik tezi model çalışmalarımı 1972-73 yılında yürüttüm. Bunun nedeni, İzmir’de böyle bir imkanı bulamamam ve 1968 yılında kurulan Mühendislik Fakültesi’nin çevre laboratuvarlarının olmaması idi.

İzmir’de bir toplantıda tanıştığım Eskişehir Basma Fabrikası Müdürü zorluklarımı dinleyince Eskişehir’e gelmemi ve bana model tesisinin hazırlanmasında ve işletilmesinde yardımcı olacağını belirtti.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nde tanıdığım yetkililer deneylerimin DSİ Eskişehir Böle Müdürlüğü Laboratuvarları’nda yapılabileceğini ve yardımcı olacaklarını belirttiler.

Bu iki gelişme üzerine çalışmamı Eskişehir’de yürüttüm. Benim İzmir’de bulunduğum zamanlarda tesisi çalıştırması, numune alması ve DSİ laboratuvarına götürmek üzere Eskişehir’de üniversitede okuyan bir kimya mühendisliği öğrencisini kişisel olarak görevlendirdim.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 5   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 6   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 7   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

ESKİŞEHİR VE ÇEVRE

O dönemde Eskişehir basma fabrikası günde 6000 m3 suyu yeraltından çekiyor, fabrikada kullanıyor ve hiçbir işlem (arıtma) yapmadan Porsuk Çayı’na veriyordu.

Şehir merkezi olan Köprübaşı’ndan izlendiğinde Porsuk sabahları yeşil, öğleden sonra kırmızı, akşam ise sarı renkte akıyordu.

Türkiye’de o dönemde hiçbir evsel arıtma tesisi olmadığı gibi yalnız Kocaeli’nde Goodyear Lastik Fabrikası’nın arıtma tesisi bulunuyordu.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 8   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

TÜRKİYE’DE ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ LİSANS EĞİTİMİ

1975 yılında Türkiye’de ilk Çevre Mühendisliği Bölümü tarafımdan kurulmuş ve lisans eğitimine başlamıştır.

1978 yılında İTÜ ve ODTÜ’de kurulmuştur.

Aynı dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri Enstitüsü kurulmuştur.

Bugün Türkiye’de 43 üniversitede Çevre Mühendisliği Bölümü bulunmaktadır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 9   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Bu üniversitelerde(İTÜ,ODTÜ; EGE,BÜ) çevre laboratuvarlarının kurulması ve çevre eğitiminin gelişmesi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin UNEP ile 1973 yılında başlattığı ‘’Türkiye’de Çevre Mühendisliği’nin Geliştirilmesi Projesi’’ ile mümkün olmuştur. Bu proje kapsamında ayrıca öğretim elemanlarının yurtdışında uzun süre kalmaları ve eğitim görmeleri mümkün olmuştur.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 10   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Ege Üniversitesi bünyesindeki laboratuvarlarımızın istenilen seviyelere gelememesi nedeniyle ‘’Endüstriyi kullanmış sularının indirgenebilirliğinin solunum aktivite ve biyolojik test yöntemi ile değerlendirilmesi’’ konulu profesörlük tezimi Stuttgart Üniversitesi’nin Kentsel Altyapı ve Su Enstitüsü’nde yürüttüm.

Stuttgart Üniversitesi’nde bu imkanı bulmamın nedeni 1975 yılında 1. Türk-Alman Çevre Sempozyumu’nu birlikte İzmir’de başlatmamız ve senelerce her iki yılda bir Stuttgart ve İzmir’de sürdürmemiz olmuştur.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 11   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Bu üniversite enstitüsünün alanında üniversitenin ve kurulu olduğu bölgenin sularını arıtan bir arıtma tesisi bulunmaktadır.

 Enstitü laboratuvarlarında yürütülen çalışmalarda istenildiği zamanda istenildiği arıtma biriminden atıksu, bakteri, çamur ve benzerleri alınabilmektedir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 12   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 13   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

BAKTERİ YAŞAM EĞRİSİ VE İNSAN

Ben bakterilerin yaşam eğrisi ile insanların yaşamları, gelişmeleri ve hayattan bekleyişleri arasında bir benzerlik olduğunu düşünürüm.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 14   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Bakteri Sayısına Bağlı Tipik Bakteri Büyüme Eğrisi

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 15   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

YAŞAM SÜRELERİ VE ÇEVRE

İnsan yaşam süresi çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik sağlandığı takdirde devamlı artmaktadır. Nitekim 1950’lerde ülkemizde ortalama yaşam süresi 50 iken bugün 78’dir. Dünyada ortalama yaşam süresinin 83 yıl olduğu gibi ülkeler yanında ortalama yaşam süresinin 40 yıl olduğu ülkeler de bulunmaktadır. 

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 16   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

İnsan yaşamını etkileyen çevresel şartların başında temiz suya ve kanalizasyon ile atıksu arıtma (sanitasyon) sahipliği büyük rol oynamaktadır.

Bugün dünyada 1 milyar insan sağlıklı içme suyuna ulaşamamaktadır. 2,7 milyar insan da kanalizasyon ve arıtma tesisine sahip olmayan yerleşimlerde yaşamaktadırlar.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 17  •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 18   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Bin Yıl Bildirgesi’nin 4. maddesi ortak çevrenin korunması başlığını taşımaktadır. Bu maddede ‘’başta çocuklarımız ve torunlarımız olmak üzere tüm insanlığı, insanoğlunun faaliyetleri nedeniyle onarılmaz ölçüde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılayamayacak kadar yetersizleşmiş olan bir gezegende yaşama tehditinden kurtarmak için hiç bir ayrı çabadan kaçınmamalıyız’’ denmektedir.

Bu kapsamda su teminine ve kanalizasyon ile atıksu arıtma tesisi yapımına önem verilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 19   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

SU KITLIĞI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

1950 yılında su kıtlığı çeken ülke sayısı 12 ve bu ülkelerde yaşayan toplam nüfus 20 milyon iken, 1990 yılında su kıtlığı çeken ülke sayısının 26’ya ve toplam nüfusun 300 milyara ulaştığı belirlenmiştir. 2050 yılı için yapılan tahminler ise su kıtlığı çekecek ülke sayısının 65 ve etkilenecek insan sayısının 7 milyar civarında olacağını göstermektedir.

Su kıtlığı nedeniyle mevcut suyun bir defadan daha çok kullanılması sağlanmalıdır. Ayrıca atıksuların arıtılarak yeniden kullanımı ve evlerde oluşan gri suların yeniden kullanımı sağlanmalıdır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 20   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Bu nedenle suyun temin edildiği kaynakların (menba, kuyu, nehir, dere, göl, baraj) temiz tutulması ve kirletilmemesi gereklidir. Halbuki dünyada ve ülkemizde önemli su kaynakları kentleşme ve sanayileşme nedeniyle kirletilmiştir.

Ülkemizde Porsuk Çayı, Sapanca Gölü, Çark Deresi (Adapazarı), Küçükçekmece Gölü (İstanbul) yanında Haliç, İzmir Körfezi’nin durumu çok rastlanan kirlenmelere birer örnek olarak verilebilir. Bu nedenle evsel ve endüstriyel atıksuların buralara verilmeden arıtılması gerekmektedir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 21   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Ülkemizde 1983 yılında çıkarılan 2872 Sayılı Çevre Kanunu’na bağlı olarak çıkarılan Su Kirliliği ve Kontrolü Yönetmeliği’nde yüzeysel sulardan su temininde, birinci ve ikinci kalite suların içme suyu olarak kullanılabileceği belirtilmektedir. Bu yönetmelikte yüzeysel suların kalite gruplandırılmaları ve her bir gruba ait en çok bilinen parametre değerleri tabloda verilmiştir. 

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 22   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•Sulara organik madde karışmadığında BOI5 sıfır olur, karışan organik maddenin konsantrasyonuna göre devamlı artmaktadır. Organik maddeler suda yaşayan bakteriler tarafında tüketilirken ortamdaki oksijen kullanılmaktadır. Bu durumda oksijen doygunluk değerinden sıfıra doğru düşebilmektedir. Sıfıra düştüğünde anaerobik koşullar oluşur (Haliç ve İzmir Körfezi gibi). Ayrıca oluşan metan, hidrojen sülfür sebebi ile etrafa kötü kokular yayılır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 23   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 24   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 25   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 26   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 27   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Ülkemizde sürdürülebilirlik konusuna iyi bir örnek teşkil etmeyen Haliç’in durumu olup Haliç’teki gelişmeleri kısaca birlikte inceleyelim.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 28   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Boğaza eklenmiş boynuz biçiminde hafif bir yay oluşturan Haliç’in uzunluğu 8 km kadardır; genişliği 200 m (Eyüp-Hasköy) ile 700 m (Kasımpaşa önleri) arasında değişir. Yukarı kesiminde derinliği azdır; boğaza yaklaştıkça artar, Atatürk (Unkapanı) Köprüsü’nün bulunduğu kesimde 40 m’yi, Galata Köprüsü’nün altında da 50 km’yi geçer.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 29   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ’İN KİRLENMESİ

İstanbul halkının yaşam ve mesire yeri olan Haliç, şehir planlamasının yanlış yapılmasıyla 1950’li yıllarda sanayi bölgesi ilan edilmiştir.

Haliç’in sanayi bölgesi ilan edilmesiyle fabrikalara işgücü çalışana ev gerekiyordu. Altyapı planlaması olmaksızın kurulan her yeni ev açılan her yeni fabrika kirlilik üretiyor ve Haliç’i öldürüyordu. 1980 yılına gelindiğinde Haliç çevresinde 700 civarında sanayi tesisi ve 2000’den fazla iş yeri bulunmaktaydı.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 30   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Haliç’in kirlenmesi Henri Prost adlı Fransız mimar tarafından yapılan planlamanın sonucudur.

Prost’un Haliç ile ilgili düşüncesi, zaten bir dereceye kadar sanayi bölgesi olan bölgenin kıyı şeridinin fabrikalar inşa edilerek endüstri bölgesi haline getirilmesidir.

Bu bağlamda Haliç’in özellikle iç kısımlarına makine, tekstil, metal işleme fabrikaları ve mezbaha inşa edilmiştir.

İrili ufaklı toplam 500 fabrika yaklaşık elli yıl faaliyetlerini burada sürdürdükten sonra, 1980’li yıllarda ya başka bir yere taşınmış ya da kapatılmıştır. Bu fabrikalar, izin verilen limitlerin çok üzerinde ağır metal ve diğer kimyasalları içeren atıkları Haliç’e bırakmıştır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 32   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Haliç’in kirlenmesi Henri Prost adlı Fransız mimar tarafından yapılan planlamanın sonucudur.

Prost’un Haliç ile ilgili düşüncesi, zaten bir dereceye kadar sanayi bölgesi olan bölgenin kıyı şeridinin fabrikalar inşa edilerek endüstri bölgesi haline getirilmesidir.

Bu bağlamda Haliç’in özellikle iç kısımlarına makine, tekstil, metal işleme fabrikaları ve mezbaha inşa edilmiştir.

İrili ufaklı toplam 500 fabrika yaklaşık elli yıl faaliyetlerini burada sürdürdükten sonra, 1980’li yıllarda ya başka bir yere taşınmış ya da kapatılmıştır. Bu fabrikalar, izin verilen limitlerin çok üzerinde ağır metal ve diğer kimyasalları içeren atıkları Haliç’e bırakmıştır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 33   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

     Sadece 1980 yılında Haliç’e;

24000 ton krom,

300 ton bakır ve

7500 ton çinko kontrolsüz olarak bırakılmıştır.

Alibeyköy ve Kağıthane derelerinden gelen atıklar ve atmosferden doğrudan deniz yüzeyine çökelen kirleticiler Haliç’i kirletmiştir.

Derelerin kenarlarının ağaçlandırılmaması ve yerleşime açılması, Haliç’e derelerden katı madde ve evsel atık girişini arttırmıştır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 34   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Haliç’e yılda ortalama 263000 m3 katı madde atıldı.

Tabanında 10 cm kalınlığında bir çamur tabakası birikti.

Haliç’teki su derinliğinin 1995 yılında 52 cm’ye kadar düştüğü ölçüldü. 

1950 yılında Haliç’in Görünümü

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 35   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Son yüz yıl içinde kıyıların, zehirli atık sular boşaltan çeşitli sanayi kuruluşlarıyla ve altyapısız konutlarla kaplanması, çevredeki doğal bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu yamaçlarda ve özellikle Alibey ve Kağıthane derelerinin havzalarında erozyonun şiddetlenmesiyle Haliç’in durumu büyük ölçüde değişmiştir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 36   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ’İ KURTARMA PROJELERİ

1970’li yıllarda bölgedeki gemi söküm yerlerinin başka illere taşınması, Haliç’in Boğaza kanallarla bağlanarak temizlenmesi gündeme geldi, ancak uygulanamadı.

1975 yılında Haliç’in kurtarılması için İstanbul Teknik ve Boğaziçi Üniversitesi sempozyumlar düzenledi.

Haliç’in çamurunun taranarak Marmara Denizi ortasındaki çukur alanlara boşaltılması veya Haliç’in Unkapanı Köprüsü’ne kadar toprakla doldurularak yeşil alan ve park haline getirilmesi gibi radikal görüşler de yer alıyordu.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 37   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Haliç’i kurtarmak adına iki önemli adım atılması gerekiyordu;

Haliç’e gelen atıksuların girişinin önlenerek, arıtma tesislerine iletilmesi,

Haliç’in zaman içinde birikmiş olan çamurunun taranarak, uygun bir alanda toplanması.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 38   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

GÜNEY HALİÇ PROJESİ

Bakırköy, Güngören, Esenler, Bayrampaşa, Küçükköy, Gaziosmanpaşa, Eyüp, Alibeyköy, Zeytinburnu, Fatih, Eminönü gibi Haliç’in güneyinde ve batısında kalan 10 bin hektarlık alanda yaşayan İstanbul’un bugünkü nüfusun dörtte biri olan, 3 milyon kişiye kanalizasyon-atıksu arıtma hizmeti götürmek amacıyla yapılan kollektörde toplanan atıksular, Yenikapı Atıksu Ön Tasfiye Tesisi’nden geçirildikten sonra derin deniz deşarj tesisiyle Marmara Denizi’nin dip akıntısına verildi. Bu proje 1988 yılında tamamlandı. Böylece İstanbul’da oluşan atıksuların %4’ü arıtılmış(ön arıtma) oldu.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 39   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Güney Haliç Projesi hızlı bitirilmesine rağmen Kuzey Haliç Projesi 1997 yılında bitirebildi. Yanda görülen yerleşim alanlarının atık suları kolektör ve tünellerle toplanıp Baltalimanı Ön Arıtma Tesisine iletildi ve deniz deşarjı vasıtasıyla İstanbul Boğazı’nın dip akıntısına verildi.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 40   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Yenikapı Atıksu Önarıtma Tesisi      

Debi: 873.000 m3 /gün

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 41   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Baltalimanı  ArıtmaTesisi

Debi: 625.000 m3 /gün

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 42   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ KIYILARININ DÜZENLENMESİ

1980’li yıllarda hazırlanan Haliç’i kurtarma projesi kapsamında Haliç’in etrafında bulunan fabrikaların, işyerlerinin kapatılması ve taşınması 1981 yılında sağlanmıştır. Bu kapsamda Haliç kenarında oluşturulmak istenen yeşil alanlar üzerinde bulunan yapıların birçoğu 1984 yılında yıkılmıştır.

Bugün Haliç’in kenarındaki yeşil alanlarda kilometrelerce yürünebilmektedir. Burada bulunan birçok eski yapı restore edilmiş ve yeni fonksiyonlar kazanmıştır (Feshane, Haliç Kültür Merkezi, Koç Müzesi, Kadir Has Üniversitesi gibi).

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 43   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 44   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 45   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ’TE ÇAMUR TARAMASI

Haliç’in Eyüp-Sütlüce hattını 5 m’ye; Eyüp-Sütlüce hattından Sünnet Köprüsü’ne kadar olan bölgenin de 4 m derinliğe kadar çamuru taranmıştır. Taban çamurunun alınması çamurdan kaynaklanan oksijen sarfiyatını önlemiş; dolayısıyla rahatsız edici kokuların ortaya yayılması da azalmıştır.

Haliç’te sürdürülen temizlik çalışmalarında(1997-1999) yaklaşık 4,5 milyon ton çamur çıkarıldı. Çıkarılan bu çamurlarla Alibeyköy – Kağıthane bölgesindeki terk edilmiş bir taş ocağı doldurularak yaklaşık 200 bin metrekarelik yeşil alana sahip bir park oluşturuldu.

Haliç’te su derinliği en az 5 m’ye çıkarıldığından “Üsküdar-Hasköy” şehir hatları seferi tekrar  Eyüp’e kadar uzatılmıştır.

Haliç projesinin gerçekleşmesi ile küçük yolcu ve yük motorlarının Eyüp iskelesine kadar; daha küçük motor, sandal ve kayıkların da Silahtar ve Alibeyköy-Kağıthane derelerinin ağızlarına kadar gitmeleri mümkün olmuştur.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 46   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Tarama işlemleri için, biri Amerikan biri Hollanda ve diğer ikisi yerli imalat  dört adet kesici kafalı ve emici tarama teknesi ve bir adet Amerikan yapımı auger tip arama teknesi hazırlanmıştır. Tarama çalışmaları 1997 yılında gerçekleştirilmiştir.

Tarama gemileri kendi üzerlerindeki 670 hp ve 1000 hp pompalar yardımı ile çıkartılan çamuru hava ile buluşturmadan, çamur boru hattına iletmektedirler.

Tarama çalışmalarına 653 milyon dolar yatırım yapılmış ve 10 yılda 5 milyon m3 çamur çıkarılmıştır.

Bilimsel araştırmalarda elde edilen veriler, Haliç tabanında ve tabandan aşağıya doğru kimi noktalarda çamur tabakasının 60 metreye kadar indiğini göstermektedir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda bu çamur tabakasının sadece 6 metrelik bölümü taranmıştır.

Deniz dibindeki çamurun taranması öncesinde çamur barajı yapılması için İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile birlikte çevre, su ve zemin çalışması yapıldı.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 47   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Haliçte Çamur Tarama Çalışmaları

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 48   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

BOĞAZDAN HALİÇ’E DENİZ SUYU AKTARIMI

Boğazdan Haliç’e deniz suyu tüneli, Haliç’in su kalitesini arttırmak   maksadıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ tarafından geliştirilmiş ve 2012 yılında işletmeye alınan bir projedir.

Kâğıthane Deresi’ne sürekli su akışının sağlanarak dere suyunun yenilenmesi ve Haliç’e sürekli temiz suyun girmesini sağlamak için 2 bin 200 milimetre çapında borular döşenmiştir. 

Ayazağa ile Sarıyer Çayırbaşı arasındaki hat, 5 km’si tünel olmak üzere toplam 14 km’den oluşmuştur. 

Haliç Çevre Koruma Projesi’nin son halkası olan bu proje ile Haliç’in suyu Boğaz suyuyla yılda 3 kez yenilenmektedir.

Haliç’te çözünmüş oksijen miktarı ve buna bağlı olarak biyolojik çeşitlilik artmıştır.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 49   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 50   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•Boğazdan Haliç’e deniz suyu tüneli 2200 mm çapında 5 km uzunluğundadır.

•Çayırbaşı’nda ince ve kaba ızgaranın olduğu su alma yapısı bulunmaktadır.

•Tünel, Sarıyer, Çayırbaşı ve Ayazağa arasında inşa edilmiştir.

•Boğaz suyu cazibeyle Ayazağa’ya kadar ulaşmaktadır.

•Ayazağa’da inşa edilen terfi istasyonuyla günde 260000 m3 deniz suyu, 21 m derinlikten Kağıthane deresine terfi edilmektedir.

•Boğaz suyu Haliç’e verilecek ve Altınboynuz’un suyu yenilenmektedir.

•Projenin maliyeti 44 milyon TL’ dir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 51   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 52   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ’TE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK

Adım adım hayata dönüşün gerçekleştiği Haliç, canlı dönüşümün göstergesi balıkların üreme, hayat ve uğrak mekanı haline gelmiştir.

Haliç’te canlı hayatının geliştiğine örnek olarak dil balığı, iskorpit, gelincik larvalarına bolca rastlanmaktadır. Ayrıca dünyada nesli tükenmekte olan Deniz atı Haliç’te yaşamaya başlamıştır.

“Boğazdan Haliç’e Can Suyu Projesi” ile suyu temizlenen Haliç’te yaşayan canlı sayısı da artış göstermiştir. Haliç’te 47 farklı canlı türü tespit edilmiştir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 52   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Cami altı mevkiinde dahi zeminde balıkların yaşadığı tespit edilmiştir.

Bir zamanlar kötü kokusundan dolayı yanına yaklaşılamayan Haliç’te, İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü ile ortaklaşa yürütülen çalışma neticesinde 34 çeşit balık türü tespit edilmiştir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 53   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

HALİÇ’TE SU KALİTESİ İZLEME ÇALIŞMALARI

“Su Kalitesi İzleme” çalışmaları İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü ve İSKİ ekipleriyle gerçekleştirilmektedir. .

Haliç’te yaşayan balık türü 34’e çıkarken, Koliform bakterileri açısından Haliç’in birçok bölgesinde Avrupa Birliği Mavi Bayrak değerlerinin sağlandığı tespit edilmiştir.

Avrupa Birliği standartlarına göre, bir suda yüzülebilmesi için Koliform bakteri oranının 100 mL suda 2000’nin altında olması ölçü kabul edilmektedir. Haliç’te bu oran birçok bölgede 1000’in altına düşmüştür.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 54   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 55   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

ŞEF SEATTLE’IN MEKTUBUNDAN…

Çam ağaçlarının parıldaya iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.

Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizi için sadece akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda.

Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz.

Çam ormanlarının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz.

Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 56   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş. Yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 57   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI
Kanun No: 2700 Kabul Tarihi: 7 Kasım 1982

•Madde 56 – Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması

Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 58   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

ÇEVRE KANUNU
Kanun No: 2872 Kabul Tarihi: 9 Ağustos 1983

•BİRİNCİ BÖLÜM

•Amaç, Tanımlar ve İlkeler

Amaç:

Madde 1 – Bu Kanunun amacı, bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir.

•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••   Yansı 59   •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

ÇEVRENİN KORUNMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİN, SİZ ÇEVRECİ GENÇLERİN TUTUM, DAVRANIŞ VE ÇABALARIYLA, MÜMKÜN OLABİLECEĞİNE İNANIYORUM.

TÜRKİYE’DE LİSANS KADEMESİNDE İLK ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜNÜ KURMUŞ BİR ÖĞRETİM ÜYESİ SIFATIYLA, ÇEVREYE GÖNÜL VERMİŞ GENÇLER OLARAK SİZLERE, BÖYLE BİR TOPLANTIYI TERTİPLEDİĞİNİZ VE BENİ BURAYA DAVET ETTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM VE SİZLERİ TEBRİK EDİYORUM.

Leave a Comment.