Ulusal Taşkın Sempozyumu’nun Ardından…

Yorum

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün Rize’de 23-25 Kasım 2016 tarihlerinde tertiplediği “4. Ulusal Taşkın Sempozyumu”nun açılış oturumuna panelist olarak katıldım.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ali Rıza Diniz’in yöneticisi olduğu panelin diğer panelistleri ise Doğu Karadeniz Belediyeler Birliği ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Orhan Fevzi Gümrükcüoğlu, DSİ Genel Müdürü Murat Acu, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürü Hanifi Avcı ile İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Necati Ağıralioğlu’ydu.

Panelde, daha çok karların erimesi ve karların yağmur şeklindeki yağışlarla birleşmesi neticesinde oluşmakta olan taşkınlar, taşkınların yarattığı sorunlar ve bu gibi olaylarda alınabilecek önlemler üzerinde duruldu. Benim panel konuşmamda üzerinde durduğum “şehir kanalizasyon taşkınları” hakkında sunulan tebliğlerin sayısı ise çok azdı.

Bu yorum yazımda baştan sonuna kadar takip ettiğim bu sempozyumda edindiğim bazı bilgileri kendi konuşmamla da zenginleştirerek iki bölüm halinde sizlerin değerlendirmesine sunacağım.

Taşkınlar (Sel) ve Şehirlerde Kanalizasyon Sistemi Taşkınları

Giriş
Ülkemizde “taşkınlar” denilince, şiddetli yağmurlarda mevcut akarsu kesitlerinin bu şiddetli yağmurların debisini taşıyamamasından dolayı yatağını terk ederek etrafa yayılması akla gelmektedir. Bu taşkınlarda yağışların mevsimlere göre dağılımının ve yoğunluğunun düzensiz olması yanında bahar aylarında karların ani sıcaklık artışlarına bağlı olarak erimeleri ve buna paralel olarak yağmur şeklindeki yağışlarla birleşmesi neticesinde yüksek debiler oluşmakta ve bu durum taşkınlara yol açmaktadır. Bu taşkınlarla ilgili bilimsel çalışmaların yanında, başta Devlet Su İşleri olmak üzere diğer kamu kuruluşları tarafından önleyici uygulama çalışmaları yürütülmektedir.

Diğer bir taşkın türü ise şehirlerde ve şehir kanalizasyon sistemlerinde meydana gelen taşkınlardır. Ülkemizde inşa edilen kanalizasyon sistemleri İller Bankası’nın da önerdiği gibi ayrık sistem olarak inşa edilmektedir. Belediyeler öncelikle atıksu kanallarını inşa edip, yağmur suyu kanallarının inşasını daha sonraya bırakmaktalardır. Yağmur suyu şebekeleri olmayan yerleşimlerde yağmur suyu şebekelerinin inşa edilmemesi nedeniyle şehir taşkınları oluşmaktadır. Yağmur suyu şebekelerinin inşa edilmesi durumunda da şehir taşkınlarına rastlanılmaktadır. Bunun nedeni, yağmur suyu şebekelerinin boyutlandırılmasında esas alınan tekerrür (yinelenme) sayısının ekonomik nedenlerle çok yüksek seçilememesidir. Bu nedenle şiddetli yağmurlarda yağmur suyu kanalının en kesiti gelen debiyi taşıyamadığından, şehir kanalizasyon sistemlerinde taşkın meydana gelmektedir. Şehir kanallarındaki taşkınlarla ilgili bilimsel çalışmaların yanında belediyeler tarafından da önleyici uygulama çalışmaları yürütülmektedir.

Bu iki tür taşkın konusunu birbirini takip eden iki yorum yazımda ayrı ayrı ele alacağım.

Taşkın (Sel)
Hidroloji ile ilgilenen önde gelen meslek gruplarından biri “İnşaat Mühendisliği”, diğeri de “Orman Mühendisliği”dir.
Orman mühendisleri, çalışma alanları olan yukarı havzada meydana gelen yüksek akımlara “sel”, genellikle çalışma alanları dışında kalan aşağıda havzadaki yüksek akımlara “taşkın” adı verirken, inşaat mühendislerinin ise çoğunlukla aşağı havzadaki yüksek akımlarda “sel” veya “taşkın” terimlerini kullandıkları görülmektedir. Bu kargaşa bilim dünyasında olduğu gibi, toplumda ve basında da sürmektedir. Bu kargaşaya karşı bazı inşaat mühendisi akademisyenlerin, yukarı havzada meydana gelen yüksek akıma “yukarı havza taşkını”, aşağı havzada meydana gelende ise “aşağı havza taşkını” terimlerini kullanmaya karar verdikleri öğrenilmiştir (Çelik, 2016).
AB ülkelerine baktığımızda, 2007 yılında kabul edilen taşkın direktifinde “taşkın”ın, normal şartlarda sularla kaplı olmayan alanların geçici olarak suyla kaplanması olarak ifade edildiği, kanalizasyon (atık) sistemlerinden kaynaklı taşkınlar hariç olmak üzere bu taşkınların nehirden, dağ sellerinden, kıyı taşkınlarından kaynaklı taşkınları kapsadığı ifade edilmektedir.
Dere yatağındaki mevcut su miktarının, havzaya normalden fazla yağmur yağması veya havzada mevcut kar örtüsünün erimesinden dolayı hızla artması ve yatak çevresinde yaşayan canlılara, arazilere, mal ve mülke zarar vermesi olayına “taşkın” denilmektedir. Taşkın, “Bir akarsuyun muhtelif nedenlerle yatağından taşarak, çevresindeki arazilere, yerleşim yerlerine, altyapı tesislerine ve canlılara zarar vermek suretiyle, etki bölgesinde normal sosyo-ekonomik faaliyeti kesintiye uğratacak ölçüde bir akış büyüklüğü oluşturması olayı” şeklinde de ifade edilmektedir.

Rize Taşkını, 2009

Taşkın Yaratan Nedenler
Ülkemizde gerçekleşen taşkınların oluşumunda yağış rejimlerindeki düzensizliklere ilave olarak, dere yataklarına ve taşkın kontrol tesislerine yapılan lüzumsuz müdahaleler, ormanların tahrip edilmesi, havzada arazi kullanım planlamasına uygun olmayan faaliyetler, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı, plansız ve çarpık kentleşme, altyapının yerleşim yerlerinde yetersiz olmayışı, dere yataklarında yapılan iskân faaliyetleri sıralanabilir (Acu, 2016).
Plansız mühendislik uygulamaları neticesinde dere yataklarının “yol olarak kullanılması”, “üzerlerinin kapatılması”, “kapasiteleri yetersiz menfez ve köprüler inşa edilmesi”, “çok gözlü menfez şeklinde yapılan geçiş yapılarının taşkınlarda sürüklenen rüsubat, bitki kök ve benzeri materyaller ile tıkanması” yanında dere yataklarına “uygunsuz kanalizasyon deşarjı”, “çöp ve atık atılması”, “dere yataklarından izinsiz ve uygun olmayan şekilde kum-çakıl alınması” gibi hususlar da taşkın riskinin gerçekleşmesinde sıralanacak en önemli nedenlerdir.

Dere yatağının daraltılması. Derenin kapatılması ve dere üzerine konut yapılması

Dere yatağı üzerinden yol geçirilmesi ve dere kesitinin küçültülmesi

Dere kesitinin küçültülmesi ve izinsiz köprü

Dere yatağına çöp dökülmesi

Yanlış projelendirilen köprü nedeniyle tıkanma

Ülkemizde Taşkınlardan Korunmak için Yapılanlar ve Taşkınların Yarattığı Zararlar
Ülkemizde taşkınlardan korunmak için DSİ tarafından 68 adet baraj, 7368 taşkın koruma tesisi ve 3400 dere ıslahı yapılmıştır. Böylece 1.8 milyar hektar alanın taşkınlardan korunması sağlanmıştır. Taşkınları önlemek ve akış katsayısını düşürmek için yukarı havzada tersip bentleri, geciktirme yapıları ve göletler yapılmış, erozyon kontrolü ile ağaçlandırma faaliyetleri yürütülmüştür (Eroğlu, 2016), (Diniz, 2016).
1975-2015 yılları arasında 1200 taşkın meydana gelmiştir. Bu taşkınlar 720 can kaybına ve 893.933 hektar alanın sular altında kalmasına sebep olmuştur (Selek ve arkd, 2016). Diğer bir kaynakta 1985-2005 yılları arasında 197 taşkın meydana geldiği ve 300 can kaybı, su altında kalan alan 411318 hektar ve taşkınların maddi zararının 2.094.770.000 dolar olduğu belirtilmektedir (Kirmencioğlu, 2015).

Taşkınlar ve Yağmur Tekerrürü
Yukarıda sayılan taşkın yaratan nedenlerden birisi de, nehir yataklarının ve menfezlerin şiddetli yağışta gelen yüksek akımları geçirememesidir. Buna örnek olarak Karadeniz otoyollarında rastlanan taşkınların, menfezlerinin U100 yıllık tekerrüre göre boyutlandırılmış olmasından kaynaklandığı ve taşkınları önlemek için menfezlerin Q500 yıllık tekerrürlü taşkınları akıtabilecek kesite göre boyutlandırılacağı da bu sempozyumda açıklanmıştır. Hatta yetkililerce genelde taşkın ile mücadele de Q1000 debisinin esas alınması gerektiği de ifade edilmiştir.
Taşkınlardan korunmada seçilen yağmur tekerrürü büyük bir öneme haizdir. Grafik 1’de farklı tekerrür sürelerine göre taşkın debileri ve hidrografları görülmektedir. Taşkın risk ön değerlendirmesi sonucunda riskli bulunan yerlerde 50, 100 ve 500 yıllık tekerrür sürelerine göre debilerin belirlenmesi hidrolik modellerle sağlanır.

Grafik 1. Amasya için Tasarım Hidrografları (Girayhan ve arkd, 2016)

Yeşilırmak Havzası’nda Yürütülen Bir Taşkın Çalışması
Yeşilırmak Havzası’nda yürütülen bir çalışmada elde edilen neticeler dikkate alınarak, havzada yer alan bazı şehirler için taşkın tehlike haritaları hazırlanmıştır. Bilindiği gibi taşkın tehlike haritaları, değişik tekerrür debilerine bağlı olarak taşkın suyunun arazide yayılacağı alan belirlenerek harita üzerinde işlenerek gösterilir. 50, 100 ve 500 yıl yinelenmeli (tekerrür) taşkın çalışmasında elde edilen Çorum (şehir merkezi) iline ilişkin birleştirilmiş taşkın tehlike haritası aşağıda görülmektedir.

50, 100 ve 500 yıllık dönüş periyotları için Çorum bölgesine ilişkin taşkın tehlike haritası (Girayhan ve arkd, 2016)

Q50 yıllık yinelenmeli taşkın için Çorum bölgesinde halihazırda nispeten ciddi taşkın olayları meydana gelmektedir. Memba yönünde en kuzeyde bulunan nehir kolunda pek çoğu sadece 1 m2lik bir ıslak en kesit alanına sahip olan bir dizi engelleyici köprüler ve menfezler nedeniyle taşkın olayları meydana gelmektedir. Söz konusu köprüler ve menfezler dizisi 19,8 m3/s değerindeki pik deşarj (memba) ve kuzeydeki nehir kollarının birleşmesi sonucu ortaya çıkan 32,4 m3/s değerindeki pik deşarj debisini geçirememektedir. Daha sonra taşan su, nehir kesitlerine paralel olarak mansap yönünde kendi taşkın yolunu bulmakta ve nispeten büyük bir taşkın alanına neden olmaktadır.

Paralel taşkın yolu 1 m/s’den daha yüksek maksimum 1,5 m/s’lik akış hızıyla geniş bir bölümü kapsamaktadır. Güneyde yer alan nehir kolunda da benzeri durumlara rastlanılmış ve ölçülmüştür.
Yapılan değerlendirmede, Q50 taşkın alanı taşkın derinliklerinin 1 ila 1,5 metreye ulaştığı ve toplam taşkın alanının yaklaşık 317 hektarlık bir alanı kapladığı belirlenmiştir. Bu değerler Q100 için 1 ila 1,5 metre ve 407 hektar, Q500 için ise 1 ila 2 metre ve yaklaşık 474 hektar olarak tespit edilmiştir. Su hızı ise 1,0-2m/s ölçülmüştür.

Ayamama Deresi Taşkını 
2009 Eylül ayında İstanbul’da Q500 yıllık tekerrürlü yağış meydana gelmiş ve son yılların en büyük yağışını alan bölgeye Tablo 1’de görüldüğü gibi saatte metrekareye 88,4 mm (kg) olarak ölçülen yağış düşmüştür.

Tablo 1: 9 Eylül 2009 Ayamama Deresine Yağan Yağış Miktarı (Demir, 2010)

Bu yağış 32 can kaybı ile 3816 konut ve 1490 işyerinin zarar görmesine ve mal kaybına neden olmuştur. Ayamama Deresi taştığından Basın Ekspres Yolu da dâhil birçok yer sular altında kalmış ve vatandaşlar araçlarının üzerine çıkarak kurtarılmayı beklemişlerdir. Bu taşkınların meydana gelmesinde dere kesitlerinin küçültülmesi, dere yataklarına inşaat yapılması gibi faktörler etken olmuştur.

Başakşehir’den doğan, Basın Ekspres Yolu’nu takip ederek 6 ilçenin sınırından geçen ve Marmara Denizi’ne dökülen Ayamama Deresi toplam 42 kilometre uzunluğa sahiptir. 500 yıllık yağış debisi dikkate alınarak projelendirilen ve İSKİ tarafından Ayamama Deresi’nde yürütülen toplam 8.3 kilometrelik ıslah çalışmalarına 28 Ağustos 2008 tarihinde başlanmıştır. Islah çalışmalarının taşkınları etkileyecek 6,8 kilometrelik bölümü bitirilmiştir. Geriye kalan ve taşkın olması durumunda önem arz etmeyen 1,5 kilometrelik kısmı, kamulaştırma sorunları nedeniyle bitirilememiştir. Buradaki dere ıslahında, sorunlu olan yol ve kavşak geçişlerindeki kesitlerin genişletilmesi, yetersiz ve düzensiz olan dere güzergâhının düzeltilerek sel riskinin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmalarla dere yatağı 4 kat genişletilmiş, dere güzergahında yer alan kaçak ve dere alanına girmiş 119 yapının da yıkımı gerçekleştirilmiştir.

Taskın ve İkitelli Basın Ekspres Yolu

Basın Ekspres yolunda kurtarma çalışmaları

Benzeri tehlikeleri tekrar yaşamamak için Ayamama Deresi risk haritaları İSKİ tarafından hazırlanmıştır. Aşağıda, hazırlanan risk haritası görülmektedir. Bilindiği gibi taşkın risk haritaları, taşkın tehlike haritaları üzerinde tehlikenin risk açısından sınıflandırılması yapılarak hazırlanır.

Ayamama Deresi ıslah çalışmalarından bir görünüm

Ayamama Deresi risk haritası (Şenkesen, 2012)

Dere mutlak koruma alanları ve alınması gereken önlemler aşağıda anlatılmıştır.

Kırmızı bant içerisindeki mutlak koruma alanı içerisinde, dere yatakları, vadi tabanları ve dere koruma bantlarında, kazı, hafriyat, dolgu, döküm, malzeme depolama gibi faaliyetler kamu, çevre sağlığı ve dere taşkın riski bakımından kesinlikle yasaktır. Ayrıca dere ya da vadi kesitinin daraltılmaması, dere yatağının doğal halinin korunması, arazinin eş yükselti eğrilerinin değiştirilmemesi, dere yatakları ve koruma bantları dâhilinde sedde, topuk, duvar gibi yüzeysel suların akışını engelleyecek yapılar kesinlikle yapılmamalıdır. Taşkın kontrolü amacıyla derelerin üzeri kesinlikle kapatılmamalıdır. Akarsu ve dere yatakları yol olarak kullanılmamalıdır. Daha önce inşa edilmiş taşkın kontrol tesislerinin üzeri kapatılmamalıdır. Dere mutlak koruma bandı olarak belirlenen bu alanlarda servis yolları ve yeşil alanlar ayrılmalıdır. Ancak bu alanlarda yapılaşmaya izin verilmemeli, derenin akışını engelleyecek, topografyasını değiştirecek herhangi bir çalışma yapılmamalıdır.

Mavi bant içerisindeki mutlak koruma alanlarında, imar parsellerinde bodrum katlarına izin verilmemelidir. Ancak, bodrum yapılması zorunlu hallerde bu katlar, konut, depo, otopark gibi her türlü ticari ve diğer riskli faaliyetler amacıyla kullanılmamalıdır. Yağışlı havalarda yağmursularının atıksu kanalizasyon hatlarına karışması sonucu yaşanan geri tepme olaylarının önlenebilmesi için taşkın riski taşıyan dere mutlak koruma bandına komşu yapılarda, bina atıksu tesisat çıkışı zemin kat seviyesinden yapılacak, parsel bacası çıkışı mümkün olan en yüksek eğim ve kotta atıksu kanalizasyon şebeke hattına bağlanmalıdır. Varsa bina bodrum katlarından atıksu parsel bağlantıları yapılmayacak ve olanlar da iptal edilecektir. Herhangi bir noktada su basman kotunun, bu noktadan dere kesitine dik ve en yakın mesafedeki dere kenar duvar kotundan +1,50 metre yüksekte olması zorunludur. Binaların zemin ve varsa bodrum katlarının taşkın zararlarına karşı sigortalanması zorunludur. Kimyasal tesisler, bakımevleri, hastaneler, öğretim kurumları, jandarma ve polis karakolu, yangın istasyonu ve taşkın esnasında müdahalede bulunacak personelin bulunduğu ve ekipmanın depolandığı tesislere ait yapı grubuna dere mutlak koruma bandına komşu imar parsellerinde izin verilmemesi önerilmektedir.
Beyaz bant içerisindeki mutlak koruma alanında ise mavi bant için belirtilen hususlar geçerli olup, bu binalarda sigortalama zorunlu tutulmamıştır.

Taşkın Konusuyla İlgili Yasal Durum
Ülkemizde taşkın konusuyla ilgili 24 adet kanun, 16 adet yönetmelik ve genelge gibi diğer mevzuat bulunmaktadır. 12 Mayıs 2016 tarihinde yayınlanan “Taşkın Yönetim Planlarının Hazırlanması, Uygulanması ve İzlenmesi Hakkında Yönetmelik” ile taşkın yönetim planlarının havza bazında nasıl hazırlanması, uygulaması ve izlenmesi gerektiği hususları sistematik bir şekilde belirlenmiştir. Bu yönetmelikle AB Taşkın Direktifi (2007/60/EC) sınır aşan sular ile ilgili hükümleri dışında tamamen mevzuata aktarılmıştır (Özcan ve arkd., 2016).
AB Taşkın Direktifi’nin uygulanması, temel olarak üç aşamalı bir çalışmayı gerektirmektedir. Bunlar, “taşkın riski ön değerlendirmesinin yapılması”, “taşkın zarar ve risk haritalarının hazırlanması” ve “taşkın risk yönetim planlarının oluşturulması”dır.

Dere Yataklarının Düzenlenmesi
Ülkemizde taşkına karşı dere yataklarının düzenlenmesinde Q100,  Q500 ve Q1000 yıllık tekerrürlü (yinelenmeli) taşkın için kesit seçilmektedir. Taşkın olmadığı durumlarda dere kesitinde akan debinin hızı çok düşük olduğunda dere yatağında çökeltiler olmakta ve bazen de etrafa koku yayılmaktadır. Bunu önleyebilmek için kesitin ortasında kuru hava debisini ve Q25-Q50 debilerini akıtabilecek bir kesit öngörülmelidir. Bu durumda boş kalan diğer kesit alanları, yürüyüş ve bisiklet yolları olarak düzenlenmelidir. Ayrıca taşkın kesitlerini dik beton duvar şeklinde oluşturma yerine, bu kesitler kamulaştırma sorunları olsa da şevli yatak olarak yapılmalıdır. Hatta doğal ortama uyum sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Böylece kurak havalarda buraların rekreasyon alanları olarak kullanımı sağlanmış olur (Göksu ve arkd., 2006).

Birikintinin oluştuğu ve doğaya uygun olmayan taşkın kesiti

Doğaya uygun taşkın kesiti

Kaynaklar 
–     Hüseyin E. ÇELİK, “Sel/Taşkın Kontrolünde Terminoloji Sorunu: Sel mi Taşkın mı?”, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ Yayını, 23-25 Kasım 2016.
–     Murat ACU, “Taşkınlar”, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ Yayını, 23-25 Kasım 2016.
–     Veysel EROĞLU, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu kapanış konuşması, 25 Kasım 2016.
–     Ali Rıza DİNİZ, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu Panel Konuşması, 23 Kasım 2016.
–     Bilal KİRMENCİOĞLU, “Türkiye’de Dere Yataklarına Müdahalelerin Taşkınlar Üzerindeki Etkilerinin Değerlendirilmesi -Uzmanlık Tezi- Orman ve Su İşleri Bakanlığı, 2015.
–     T. Fikret GİRAYHAN, Serdar ÖZCAN, Satuk Buğra FINDIK, Mağruf ARAS, “Yeşilırmak Havzası Taşkın Tehlike Haritaları”, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ Yayını, 23-25 Kasım 2016.
–     Ahmet DEMİR, “Şehir Taşkınları ve İstanbul”, 2. Ulusal Taşkın Sempozyumu, 2010.
–     Zeynep ŞENKESEN, “Şehirlerde Taşkın Nedeniyle Şehircilik ve Mühendislik Açısından Alınan Önlemler”, İTÜ Kentsel Altyapı ve Çevre Planlaması Dersi Yüksek Lisans Ödevi,2012, (Yöneten: Ahmet Samsunlu).
–     Serdar ÖZCAN, Işıl SAKIN, Satuk Buğra FINDIK, Mağruf ARAS, ”Ülkemizdeki Taşkın Mevzuatı ve AB Taşkın Direktifi”, 4. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ Yayını, 23-25 Kasım 2016.
–     M. Tevfik GÖKSU, Ahmet SAMSUNLU, Mehmet PATAN, İsa YILMAZ, Aynur G. ULUĞTEKİN, “İstanbul’da Taşkın Kontrol ve Dere Düzenleme Çalışmaları”, 1. Ulusal Taşkın Sempozyumu, DSİ Yayını, 10-12 Mayıs 2006.