Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi

Yorum

Hatırlarsanız daha önceki yazılarımda sizlere “Çevre” konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarını tanıtmıştım… Bu ve takip eden iki yorum yazımdaysa Türkiye’de üç üniversite bünyesinde kurulmuş olan “Türk Milli Komiteleri”ni ve faaliyetlerini, ilgili komitelerin başkanlarıyla yaptığım röportajlarla tanıtmaya çalışacağım. Bunlardan ilki ise, bu sayıda yayınladığımız Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi (SKATMK) oldu. Röportajı, Komite’nin Başkanı, aynı zamanda İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüya Taşlı ve Genel Sekreteri Doç. Dr. Özlem Karahan Özgün ile yaptım… Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) ile Hava Kirlenmesi Araştırmaları ve Denetimi Türk Milli Komitesi (HKADTMK)’ni ise önümüzdeki sayılarda sizlerle paylaşacağız. Bu arada, ülkemiz için önemli görevler üstlenen bu kuruluşlardan SKATMK ve KAKAD’ın, faaliyete geçtikleri yıllardan bu yana üyesi olduğumu ve çalışmalarını uzun yıllardır yakinen takip ettiğimi de belirtmek isterim…

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi hakkında Su ve Çevre Dergisi okurlarını bilgilendirebilir misiniz?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI: Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi (SKATMK) aslında Milli Komitelerin arasında en eskilerinden birisi. 1990 yılında, ülkemizde su kirlenmesi alanındaki inceleme ve  araştırma çalışmalarını desteklemek amacıyla International Association on Water Quality (IAWQ, şimdiki adıyla International Water Association/IWA) statüsüne uygun olarak, Resmi Gazete’de yayınlanarak kurulmuş bir Milli Komiteyiz. Merkezimiz Yüksek Öğretim Kurulu, çalışma yerimizse İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü.

Komite olarak, su kirlenmesi alanındaki araştırma çalışmalarını desteklemenin yanı sıra Türkiye’yi Uluslararası Su Kuruluşu (lWA) bünyesinde temsil etmeyi, Kuruluş’a üye diğer uluslararası komitelerle ilişkiler kurarak amaç ve olanakları dahilinde işbirliği kurmayı ve çalışmalara katılmayı da hedefliyoruz. Ayrıca 1990  yılından bu yana Türkiye’nin sayılı Türkçe hakemli dergilerinden biri olan Su Kirlenmesi Kontrolü Dergisi’ni yayımlıyoruz.

Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi (SKATMK) Başkanı Prof. Dr. Rüya Taşlı (sağda) ve Genel Sekreteri Doç. Dr. Özlem Karahan Özgün ile görüştüm…

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Hatırladığım kadarıyla IWA’ya sadece İTÜ’lü öğretim üyeleri değil, farklı üniversitelerden akademisyenler de üye oluyorlardı…

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Tabii ki… Bugünkü adıyla IWA’nın o yıllarda da yayınlanan iki önemli dergisi vardı. İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinin de yaptıkları bilimsel araştırmaları yayınladığı bu hakemli dergiler vasıtasıyla yakından takip ettiğimiz IWA’ya üye birçok hocamız vardı. Sonrasında bu bireysel üyelikler Milli Komite’nin kuruluşuyla daha resmi hale gelmişti.

Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bolumu gibi aktif okullardan akademisyenler de IWA’ya ve yayınladığı o dergilere ilgi gösteriyorlardı ama bu işin oncusu İTU Çevre Mühendisliği Bolümü’ydü. Şu an emekli olan hocalarımız Prof. Dr. Nevzat Kor’un katkıları ve ilk başkanımız Prof. Dr. Derin Orhon’un emekleri yadsınamaz.

Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi Başkanı Prof. Dr. Rüya Taşlı

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Benim de üye olduğum Su Kirlenmesi Türk Milli Komitesi 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurumu’nun kararı gereğince 1978 yılında İTÜ bünyesinde kurulmuştu. Kurucu Başkanlığını Prof. Dr. Nevzat Kor ve Genel Sekreterliğini Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya yapmıştı. Bu donemde IWA üyeliği gerçekleştirilmişti. 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 2880 sayılı kanunla değişik 7. maddesinin, 3. fıkrasının “m” bendine dayanılarak 1990 yılında çıkarılan yönetmeliğe göre Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi ismi değiştirilerek yeniden oluşturulmuş ve başkanlığına Prof. Dr. Derin Orhon seçilmişti… Komitenin şu andaki Yönetim Kurulu kimlerden oluşuyor?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI: Şu anda başkanlığı yürüttüğüm Yönetim Kurulumuzda Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Işık Kabdaşlı, Genel Sekreter Doç. Dr. Özlem Karahan Özgün ile üye olarak Prof. Dr. Ayşen Erdinçler, Prof. Dr. Cumali Kınacı, Prof. Dr. İzzet Öztürk, Prof. Dr. Orhan Yenigün ve yedek üyelerimiz Dr. Ercan Çitil ile Prof. Dr. Ayşegül Tanık yer alıyorlar.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Milli Komite’nin 1990 yılında yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayınlanarak yeniden kuruluşunun ana nedeni neydi? Devlet tarafından mı, üniversiteler tarafından mı bir eksiklik görülmüş, bir ihtiyaç olduğu düşünülmüştü ?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI: Uluslararası platformlarda, öğretim üyelerimizin yurtdışında yapılan çalışmalardan daha iyi yararlanmasını sağlamak ve uluslararası camiayla bir köprü oluşturabilmek için böyle bir kuruluş gerçekleştirilmişti. Bugünlerde çok kolay ama eskiden uluslararası çalışmalardan Türkiye’de yararlanılabilmesi o kadar kolay değildi. Dolayısıyla Milli Komite bu köprü vazifesini görmek, uluslararası çalışmaları Türkiye’de daha çok yayabilmek, Türkiye’nin de bu konularda gelişmesini sağlamak, uluslararası platformdaki çalışmalardan yararlanmasını sağlamak ve su kirliliği ile kontrolü konusunda yapılacak olan ülkemizdeki çalışmaların kalitesini yükseltmek, geliştirmek amacını güdüyordu.

Resmi olarak ülkemizin uluslararası platformda temsil edilmesi cidden önemliydi. Kişisel olarak temsil etmenin yanında Milli Komite olarak uluslararası platformda Türkiye’yi temsil etmek daha prestijli bir şey. Dolayısıyla Türkiye’nin de tam tersi çift taraflı bir ilişki olmak üzere uluslararası platformda yaptığı işleri gösterebilmek, anlatabilmek ve Türkiye’nin de bu ülkeler arasında yerini almasını sağlamak üzere böyle bir Milli Komite oluşturulmasına karar verilmişti.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Üyeleriniz zannediyoruz daha çok akademisyenlerden oluşuyor. Fakat bildiğim kadarıyla tüzel kişiler de üye olabiliyorlar. Üye profilinizle ilgili bilgi alabilir miyiz?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Doğrudur, kişisel üyelerimizin sayısı çok daha fazla ama bu oran gün geçtikçe azalıyor. Günümüzde kişilerin bireysel olarak uluslararası organizasyonlara üye olabilmeleri oldukça kolaylaştı. Artık Milli Komite’ye ihtiyaç duyulmadan bireysel bazda bu organizasyonlara üye olunabildiğinden bireysel üye taleplerimiz artış göstermiyor. Şu anda beş yüze yakın, akademisyen ağırlıklı kişisel üyemiz var. Ona yakın da İSKİ gibi kurumsal üyemiz mevcut.

Bunun yanında, üye yapımızın karakterinin de yavaş yavaş değiştiğini belirtmem gerekiyor. Akademik ağırlıklıyız fakat uygulamaya donuk faaliyet gösteren birey ve firma üyelerimizin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bizim de arzu ettiğimiz şey bu aslında. Akademik çalışmalardan ziyade bilimsel gelişmelerin sahada uygulanması çok önemli olmaya başladı. Teknoloji ve inovasyonların sahada görülmesi amacıyla bu tür işbirliklerini artırma amacımız var. Hem yönetim kurulu profilimizin hem de üye profilimizin su teknolojilerinin

uygulama alanında uzman kişilerden oluşmasının çok daha faydalı olduğunu düşünüyoruz. Hatta son yönetim kurulu toplantımızda, yönetim kurulu üyelerimizin bu tip çalışmalar yapan kişilerden oluşması gerektiği konusunda bir karar alındı. Dünya da o yöne doğru gidiyor. Sadece saf bilim değil de uygulamalar önem kazanmaya başladı.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Kuruluşunuzdan bu yana hangi önemli çalışmalara imza attınız, bunları kısaca özetleyebilir misiniz?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Kuruluşumuzdan bu yana gecen zaman zarfından birçok ulusal ve uluslararası konferans düzenledik… SKATMK olarak IAWQ’nun sponsorluğu altında yapılan ve Uluslararası İhtisas Konferansları dizisi içinde yer alan Tarıma Dayalı Endüstrilerde Atık Yönetimi Problemleri (Waste Management Problems in Agro Industries) serisinin lideri konumundayız. Bugüne kadar bu seride yapılan konferanslardan ilki, International Symposium on Waste Management Problems in Agro-Industries (1989) ve ikincisi olan Second International Symposium on Waste Management Problems in Agro-Industries (1992) organizasyonu Milli Komite tarafından İstanbul’da yapılmış; 1995 yılında Meksika’da düzenlenen 3. Konferans ise Milli Komitemizin desteğiyle gerçekleştirilmişti. Türkiye’de yapılmış olan toplantılarda, yarısı yurtdışından olmak üzere yaklaşık 120 katılımcı konuk edilmiş ve konferanslarda büyük başarı düzeyine ulaşılmıştı. Ayrıca, Milli Komitemiz 1994 yılında yine İstanbul’da Deniz Deşarj Sistemleri (International Specialized Conference on Marine Disposal Systems) Konferansı’nı başarıyla düzenlemişti. 4. Tarıma Dayalı Endüstrilerde Atık Yönetimi Problemleri Konferansı da (Fourth International Symposium on Waste Management Problems in Agro-Industries) 23-25 Eylül 1998 tarihleri arasında Milli Komite tarafından İstanbul’da düzenlenmişti. Bu toplantıya büyük bir kısmı yurtdışından olmak üzere çok sayıda araştırmacı katılmıştı. IAWQ ve IWSA’in IWA çatısı altında birleşmesinin ardından yapılan 5. Konferans, 2001 yılında Japonya’nın Shiga şehrinde; öncelikli olarak Yüksek Azot İçeren ve Tarıma Dayalı Atıksular (Strong Nitrogenous and Agro Wastewater) hakkındaki 6. Konferans 2003 yılında Güney Kore’nin Seul şehrinde ve 7. Tarıma Dayalı Endüstrilerde Atık Yonetimi Problemleri Konferansı (Waste Management Problems in Agro-Industries) ise 2006 yılında Hollanda’nın Amsterdam şehrinde düzenlenmişti. Ayrıca 10. International Specialised Conference on Diffuse Pollution and Sustainable Basin Management Konferansı da 18-22 Eylül 2006 tarihleri arasında İstanbul’da organize edilmişti.

Bu uluslararası etkinliklerin yanında yoğun olarak ulusal organizasyonlarımız da oluyor… İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü tarafından iki yılda bir düzenlenen Endüstriyel Kirlenme Kontrolü Sempozyumları 1992’den bugüne Milli Komitemizin desteğiyle gerçekleştiriliyor. Bu sempozyumlarda sunulan bildiriler, Su Kirlenmesi Kontrolü Dergisi hakemleri tarafından değerlendirmeye alınıyor ve değerlendirme sonucu seçilen bildiriler dergide yayımlanıyor. Ayrıca 1996 yılında Milli Komite olarak Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TIGV) ile birlikte Hassas Bölgelerde En Uygun Arıtma Teknolojisi Toplantısı düzenlemiştik. Diğer taraftan Milli Komitemiz bugüne kadar ceşitli Teknoloji Transferi Semineri de düzenledi.

Diğer önemli etkinliğimiz ise IWA’nın Geleceğin Şehirleri (Cities of the Future) sempozyumlarıyla ilgiliydi… 2010 yılında IWA’nın düzenleyeceği 2014 Dünya Su Kongresi’ne adaylığımız kabul edilmeyince hem farklı bir alana açılmak hem de uluslararası Agro-Industries organizasyonlarının dışında farklı bir konuda uluslararası bir konferans düzenlemek amacıyla IWA ile Geleceğin Şehirleri organizasyonuna Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla beraber bir program başlattık. Kayseri, Trabzon ve İstanbul olmak üzere üç şehri içine alan bir protokol imzaladık. Bu şehirlerden Bakanlıkla beraber sürdürülebilir, bütünleşik su ve atıksu yönetimi üzerine çok sayıda workshop düzenledik. Bunların sonuçlarını da, uluslararası uzmanların katıldığı İstanbul’daki Cities of the Future Konferansı’nda katılımcılarla paylaştık. Sizin de katıldığınızı hatırladığım bu konferansımıza belediyelerden ve kamu kurumlarından ciddi bir katılım oldu. Dolayısıyla bu konferans da SKATMK için yeni bir atılımdı.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Bir de derginiz vardı…

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : 1990 yılından bu yana yayınladığımız Su Kirliliği Kontrolü Dergisi’nin ismi artık itü/e dergi oldu. Bu dergi, su alanında yapılmış tüm bilimsel çalışmaların Türkçe olarak yayınlandığı hakemli tek dergi olma özelliğine sahip. Yılda 3 kez yayımlanan dergi, akademik ve uygulama ağırlıklı çalışmaların ulusal ölçekte duyurulması, bilgi alışverişinin yapılması ve bilimsel tartışma platformunun sağlanması doğrultusunda önemli bir iletişim aracı. Üniversitelerimizde, akademik yükseltmelerde aranan hakemli dergilerde özgün çalışmaların yayımlanmış olması koşulunu gerçekleştirmek acısından akademik kariyer hayatında gittikçe yükselen bir öneme sahip. Türkiye’deki kamu sektörünün ve özel sektörün üniversitelerde yürütülen akademik çalışmaları Türkçe olarak izleyebilmeleri, benzer şekilde de pratikteki uygulamalardaki gereksinimlerin aktarılması ve akademik çalışmaların bu doğrultuda yönlendirilmesi açısından da etkili oluyor. Ayrıca Çevre Mühendisliği eğitimi alan öğrencilerin Türkce dilde bilimsel yayınları takip etmesine de olanak sağlayarak, eğitim-öğretim düzeyinde büyük bir hizmet veriyor.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Güncel çalışmalarınız neler, bugünlerde nelere odaklanıyorsunuz?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Cities of the Future programını biraz daha geliştirme düşüncemiz var. Biraz önce de  belirttiğim gibi odağımızı ve üyelerimizi uygulamaya yönelik kurumlardan oluşturmak ve sadece bilimsel calışmalardan ote uygulanabilir konulara ağırlık verme düşüncesindeyiz. Cities of the Future organizasyonunu bu kapsamda çok önemsiyoruz ve bu programı Türkiye geneline yayarak güçlendirmek istiyoruz. Milli Komiteyi bilimsel çalışmalar ve sadece dergi ve konferans organizasyonu uğraşlarından kurtarıp, Cities of the Future programları gibi etkinliklere odaklanmayı ve IWA ile biraz daha yakın ilişkiye girmeyi planlıyoruz.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Türkiye’de atıksu arıtıma tesisi 1988 yılına kadar hiç yokken şimdi belediye nüfusunun yuzde 75’inin suyu bir şekilde arıtılıyor. AB’ye uyum sureci çevre sektörünü hareketlendirdi, birçok tesis yapıldı… Bunlar güzel şeyler ama eksikler de bir o kadar fazla… Peki sizin, Türkiye’de su kirliliğinin güncel durumu, yürütülen politikalar ve var olan tehditler konusundaki yorumlarınız nelerdir?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Biliyorsunuz Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü bir Su Kanunu üzerine çalışıyor ve kanun çıkma aşamasına geldi. Bu kanun kapsamında, Türkiye’de havza bazında bir yönetim anlayışı hakim kılınacak. Böylece su kirliliği kontrolü konusunda ülkemiz büyük bir sıçrama yapmış olacak. Başka güzel projeler de yürüyor tabii ki… Bu konularla ilgili gelişmeleri Genel Sekreterimiz Ozlem Hanım size detaylı bilgileri verecek…

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Türkiye ile ilgili güncel son veriler, ülke çapındaki 466 içme suyu arıtma tesisinden 14’unun, 1127 atıksu arıtma tesisinden ise 360’ının atıl durumda olduğunu gösteriyor. Maalesef Türkiye’de atıksu ve içme suyu arıtma tesislerinde bir işletme problemi yaşanıyor. Yani tesisleri işletecek yetişmiş personelimiz yok. Yetiştirdiğimiz çevre mühendisleri pratik olarak atıksu veya içme suyu arıtımında yetkin değiller. Yeterince teknisyen bulmakta sıkıntı çekiliyor. Bu sorunlar özellikle küçük belediyelerde çok daha fazla hissediliyor. Evet yatırımlar yapılmış durumda ama hızlıca insan da yetiştirilmesi gerekiyor.

Doç. Dr. Özlem Karahan Özgün

Onun dışında Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün çok vizyoner bir bakış acısının olduğunu söylemek lazım. Avrupa’nın bile önünde giden bir gündem ve takvimleri var. En son olarak, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine etkisi konusunda çok büyük bir proje tamamladılar. Bu gerçekten önemliydi. Ülkemiz üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmasına, pek çok akarsuya sahip olmasına rağmen su fakiri bir ülke. Uluslararası ilişkiler, sınıraşan sularla ilgili yapabileceğimiz şeyleri de oldukça kısıtlıyor. Bu tip tehditlerle karşı karşıyayız ama mesela iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi projesiyle önümüzdeki yüz yılı görmüş olduk. Şimdi bütün kurumların buna göre aktif bir şekilde önlemlerini alması lazım. Çünkü 100 yıl sonrası çok uzak bir tarih değil. Önümüzdeki on beş yıl içerisinde zaten iklim değişikliğinin en şiddetli etkilerini hissedeceğiz. Farklı kavramlarla, yani yerleşmiş, klasik mühendislik çözümlerinin dışında alternatif çözümlere yer verecek şekilde planlamaların yapılması lazım.

Ayrıca Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın havza yönetimi konusunda su kalitesine ilişkin çok ciddi projeleri var. Aslında ülke olarak çok şanslıyız, su kaynaklarımızın kalitesi Avrupa’ya nazaran çok iyi bir durumda.

Fakat hızla endüstrileşen bir ülkeyiz. Su kaynaklarımızın kalitesi giderek bozuluyor. Kaliteyi izleme ve kontrol etme konusunda yeterli önlemi almazsak Avrupa’dan çok daha hızlı bir şekilde onların ulaştığı tatsız sona ulaşmamız söz konusu. Ama bu konuda da havza yönetimi planları oluşturuluyor. Önce planlamalar yapıldı, detaylı eylem planları hazırlandı, şimdi havza detayında, yani her bir kente ne lazım, arıtma tesisi, kanalizasyon, tarım için hangi urun desenlerinin uygulanması lazım gibi konuların belirlenmesi ve planlamanın yapılması yoluna gidiliyor. Bunlar çok ciddi çalışmalar.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisi çalışmasını sadece Su Yönetimi Genel Müdürlüğü mü yürütüyor…

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Evet Hocam ama eylem alacak kurumlar başkaları aslında. Örneğin her belediyenin kendi sorumlulukları dahilinde içme suyunu nereden, nasıl temin edeceğini DSİ ile oturup planlaması gerekiyor.

PROF . DR. RÜYA TAŞLI : Kurumlar arasındaki işbirliği ve ilişki çok önemli. Özellikle de su alakosyanları arasında, yani endüstride, tarımda ne kadar kimin suya ihtiyacı olacak, bunların bir elden tespit edilmesi ve uzun vadede planlayarak verilmesi lazım. Yoksa her kurum kendi ihtiyacı olan suyu almaya kalkarsa su kaynaklarının yönetimi doğru yapılamaz.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Mesela tarımda çok su kullanılıyor. Onun düşürülmesi lazım ama bunun tek elden komuta edilmesi şart. Hiçbir bakanlık kendi yetkisini bir diğerine vermek istemiyor. O da önemli bir sorun… Bence önemli bir sorun da yerel yönetimlerin konuya yaklaşımı… Çoğu belediye konunun öneminin bilincinde değil. Büyük şehir belediyeleri belki biraz daha duyarlı ve işin farkındalar, teknik elemanları da daha kalifiye fakat küçük belediyelerin tesislerinde ciddi problemler var… İşletilenler de ne kadar doğru işletiliyor, kontrol ediliyorlar mı orası da meçhul…

PROF . DR. RÜYA TAŞLI : Doğrudur Hocam… Kapasite geliştirme çok önemli. Oralarda yetişmiş eleman bulundurma adına bu işbirliğini sağlamakta da Milli Komitelerin rolü olması gerekir ama belki de gönüllülük esasıyla çalışan bir kurum olduğumuz, çok fazla bütçemiz olmadığı için bu tür çalışmaları yapmak kolay olmuyor. Cities of the Future workshoplarında bunu yaşadık. Dolayısıyla yani bütün uzmanları çağırıp, o illere gidip, oradaki belediye veya su kuruluşlarındaki elemanlarla toplantılar yapmak, onlara bir takım bilgileri vermek, bir de üstüne dirençle karşılaşmak kolay değil. Çoğu işletme yeniliklere acık değil, birçok yanlış şeyin doğru olduğuna inanıyorlar. Bunu kırıp, üzerine kısıtlı bütçe imkanlarımızla eğitim verebiliyor olmak zorluyor komitemizi. Ama biz yine de bu çalışmalardan vazgeçmiyoruz, devam etmeye çalışıyoruz. Umarız bundan sonra aktif olarak üye profilimiz ve yönetim kurulu üyelerimizin profilinin bu yönde değişmesiyle hızlanıp, canlandırmaya devam edeceğiz.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Anladığım kadarıyla su kirliliğiyle mücadelede devlet, yerel yönetimler, özel sektör arasında doğrudan doğruya organize bir mücadele yok…

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Biliyorsunuz geçtiğimiz senelerde Bakanlık ikiye ayrıldı. Şimdi suyu şehre getirene kadar, daha doğrusu nehrin su kalitesiyle Orman ve Su İşleri Bakanlığı ilgileniyor ama o suyu kirleten bölge, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sorumluluk alanında bulunuyor. Dolayısıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı, suyun kalitesini yükseltmek istediği ve bazı koşulları sağlamaya yönelik talepleri olduğu zaman Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bununla ilgili gerekli önlemi alamazsa bu iş başarılamamış oluyor. Bu bütünlüğün sağlanması lazım.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Çevreyle ilgili özel sektörün tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanayi kuruluşları, işletmeler, fabrikaların sizce çevreye yaklaşımı nasıl?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Üç beş firma dışında kuruluşların çevreyle ilgili hassasiyetlerinin olduğunu pek söyleyemeyiz.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Dünyada su kirliliği, tehditler, güncel durum, yapılan çalışmalarla ilgili yorumlarınız nelerdir?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Dünyada atıksuyun yeniden kullanımı konusunda çok fazla çalışma yapılmaya başlandı.  Atıksu terimi bile artık kullanılmıyor. Yurtdışında insanları psikolojik olarak atıksu kelimesinin verdiği kotu histen kurtarmak için, nerede kullanıldığından da bahsedilmeksizin “Used water/Kullanılmış Su” kavramı tercih ediliyor. Kullanılmış suyun bir su kaynağı olarak yeniden kullanıldığı “Yeniden Kullanım” kavramı çok önemli. Teknoloji de artık buna imkan tanıyor. Özellikle Singapur ve Cin’de bu uygulamalar çok yaygınlaştı. Daha çok su kısıtı olan ülkelerin tercih ettiği bir yöntem. Aslında biz de öyleyiz ama hala su fakiri değilmişiz gibi davranıyoruz. Dünyada kanalizasyon suyunu içme suyuna çeviren teknolojiler kullanılmaya başlandı.

Türkiye’de maalesef farklı kalitede suları farklı amaçlarla değerlendiremiyoruz. Her amaç için içme suyu kalitesinde suyu kullanıyoruz. Bundan bir an önce uzaklaşılması lazım. Banyo veya mutfaktan çıkan gri suyun farklı borulama sistemleriyle ayrı toplanıp, ayrı arıtılıp yeniden kullanılır hale getirilmesi gerek. Tabii bu, inşaat sektöründe tasarımdan uygulamaya kadar büyük değişiklikler yapılması gerektiği anlamına da geliyor.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Benzer uygulamaları Japonya’da görmüştüm… Yeni inşa edilen bir konut bölgesine ayrı bir boru hattı döşeyerek arıtma tesisinden çıkan suyu rezervuarlara bağlamışlardı. Hatırladığım kadarıyla temiz su bir dolar ise, kullanılmış su dörtte bir fiyatınaydı…

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Almanya, Hollanda ve Avustralya’da birçok yeni binada en az üç renk farklı su şebekesi borulaması yapılıyor. Tabii bunlar inşaat surecinde yönetilmesi gereken çok detaylı ve zor konular. Bizde de bir an önce küçük ölçekli yeni sitelerde başlanması gereken bir uygulama. Sularımızı gerçekten çok dikkatli kullanmak zorundayız.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Üniversitelerde su ve su kirliliğiyle son dönemlerde ilgili hangi konulara yoğunlaşılıyor?

PROF . DR. RÜYA TAŞLI : Son yıllarda ileri oksidasyon teknolojileri, membran teknolojileri, atıksu arıtma çamurlarından enerji ve malzeme elde edilmesiyle ilgili çok fazla çalışma yapılıyor. Bakteri ve alglerden enerji eldesi de popüler alanlardan birisi. Ayrıca biyolojik arıtma sırasında bakterilerin depoladığı birtakım ürünlerden biyoplastikler üretilmesi gibi çalışmalar da on plana çıkıyor. Nütrient geri kazanımı, özellikle fosfor geri kazanımı çok önemli bir hale geldi. Çünkü özellikle fosfor dünyada bitmek üzere. Dolayısıyla atıksu arıtma tesislerinin çamurlarından fosforun mutlaka tekrar geri kazanılması gerekiyor. Bu da ancak atıksu arıtma tesislerinin buna uygun yapılması ve atıkların ayrı ayrı toplanıp, tesise konsantre atık şeklinde gelmesiyle mümkün. Yani burada da atık ayrımı şart. Tuvalet suyu ile el yıkama suyu aynı hatla toplanmamalı.

Son yıllarda antibiyotik ve ilaç kullanımının artmasıyla mikro kirleticiler ve endokrin bozucular çok önemli sorun haline geldiler. Bunlar normal arıtma tesislerinde arıtılamıyorlar, özel uygulamalar gerekiyor. Zaten Türkiye’de su kalitesinde çok fazla izlenen parametreler de olmadıklarından hep ikinci planda kalıyorlar.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Dünyada su kirliliğiyle ve çevreyle ilgili tehditlerden bahsediyorduk, araya başka konular girdi…

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Nüfus artışı ve aslında daha da önemlisi bu artışın kırsalda değil de şehirlerde  yoğunlaşması bizce en büyük problem. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda şehirlerde su yönetimi daha da zorlaşacak. Betonlaşma da büyük problem yaratma potansiyeline sahip. Yollar ve her taraf betonla kaplandığında sellerin oluşması çok doğal bir hale geliyor. Sorunların çoğu ise ancak bütünleşik su yönetimiyle çözülebilir. Hem atıksu, hem taşkın kontrolü, kuraklık, iklim değişimi gibi sorunların hepsi bir bütün olarak ele alınması gereken şeyler. Bunun için de bakanlıklardan DSİ’ye, şehir ve bölge planlamadan İSKİ’ye kadar ilgili tüm kurumların, aynı masada ortak bir akılla hareket ediyor olması ve sonuca varıyor olması gerekiyor. Fakat maalesef bu çok gerçekleştirilemediği için bazı şeyler tekrar tekrar yapılıyor. Kurumlar birbirinden habersiz bir takım çalışmalar yürütüyorlar. Dolayısıyla fazla bir amaca hizmet edilememiş oluyor.

Dünyada çevreyi en çok kirleten ülkelerden ABD’nin uluslararası iklim değişikliğiyle ilgili anlaşmalara dahil olmaması çevreyi etkileyen çok olumsuz gelişmeler. Çevre, maalesef Çin mi, Amerika mı kirletmiş diye bakmaz. Çevre sorunları ne ekonomi dinler, ne ülke dinler. Kısır politikalar neticesinde dünya ısınmaya devam ediyor. Ben küresel ısınmayı, insan vücudunun bakterilere, virüslere karşı verdiği yüksek ateş tepkisine benzetiyorum. Nasıl ki vücudumuz mikropları atmak için ateşini yükseltiyorsa, dünya da zannediyorum insanların yarattığı kirliliği ve belki de insanları üzerinden atmak için benzer tepkiler vermeye başladı. Dünyanın bize ihtiyacı olmadığı çok acık, ama insanların dünyaya ihtiyacı var. Herkesin bu acıdan bakıyor olması gerekir ama tüm ülkeler çok kısa vadeli politikalar izliyorlar. Ayrıca yenilenebilir enerji kullanımıyla fosil kaynakların tüketimi de bir an önce minimum seviyelere indirilmeli.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Ülkelerin yaklaşımları birbirlerini etkiliyor. Bu kapsamda ülkelerin çoğu, en çok kirleten bir sorumluluk almıyorsa ben neden alayım anlayışına giriyorlar. İklim konusunda ABD’nin bu tavrı çok düşündürücü… Peki sizce, su kaynaklarının bol olduğu ülkeleri dikkate almazsak, dünyada su problemini en iyi çözmüş ülke hangisi?

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Bu konuda Kuzey Avrupa ülkelerinin ve Hollanda’nın oncu olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Güney Amerika’da da ciddi gelişmeler yaşanıyor. Mesela Brezilya ve Venezuella’da altyapı eksiklikleri yeni teknolojilerle iyileştiriliyor. Böyle bir acılıma gidiyorlar. Klasik mühendislik uygulamalarından ziyade yeni teknolojilere ve küçük tesislere odaklanıyorlar. Bu çok güzel bir şey. Bizde ise bir atıksu arıtma tesisi için proje onayı alınması gerekir. Fakat on yıllardır kullanılan, eski ve verimsiz bir teknoloji yerine yeni ve verimli bir teknoloji uygulamak istiyorsanız bu proje onayını almanız çok zor olabiliyor.

Çünkü, kimseyi suçlamak istemiyoruz ama o onayı veren devlet görevlisi 15 sene önce eğitimini aldığı teknolojinin dışında güncel bir tecrübe yaşamadığı için o eski teknolojiyi istiyor. En alışık olduğu, hesabını kitabını bildiği projeyi görmek istiyor. Bu da tabii yeni teknolojilerin, verimliliğin ve ekonomikliğin onunu tıkıyor.

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Yenilikçi çalışmaların ülkede uygulanması konusunda bu bakış acısı bir an önce değişmeli. Özellikle bu Cities of the Future konferanslarında gördük ki, Amerika ve Avrupa geçmişten gelen büyük tecrübelere sahipler. Bu yanlışları da herkesle paylaşıyorlar. Mesela artık büyük borulu, büyük arıtma tesislerini çöpe atıyorlar. Mesela kanalizasyon suyunu arıtıp tekrar bir su kaynağına vermek, suyu döngü içerisine sokup, yeniden kullanılabilir hale getirmek, farklı kalitelerdeki suyun, farklı amaçlarla kullanıldığı ve küçük, merkezi olmayan arıtma sistemleriyle kendi içinde enerjisini sağlayabilen su kaynaklarında da çok etkili bir şekilde kullanılabilen sürdürülebilir ve bütünleşik su yönetimlerine donuyorlar. Bu tecrübelerden yararlanmak lazım. Yoksa hala 20 sene önceki sistemleri çözüm diye sunmak pek bir anlam ifade etmiyor. Fakat Özlem Hanım’ın söylediği sebepten dolayı bilinirlik en önemli kıstas haline geliyor. Bürokratlar alışkın oldukları uygulamalardan dışarı çıkmak istemiyorlar.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Belki öğrenme imkanları bile olmuyor… Yani hizmet içi eğitim yetersiz. Mesela Almanya’da her kademedeki çalışanı geliştirmek için eğitimler vardır. Personele yeni konular, teknolojiler anlatılır. Almanya’da DWA bu görevleri üstleniyor. Bizde ise böyle bir güçlü bir derneğin olmaması büyük bir eksiklik. Kurumlar arası müşterek çalışmalar da olmayınca, bilenlerle bilmeyenler buluşamadıkça iş hepten içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Hocam genel olarak üniversite ve sanayi işbirliğinde de aynı şeyi yaşıyoruz. Mesela üniversitelerde ürettiğimizi maalesef sektöre taşıyamıyoruz. Türkiye’deki bütün arıtma teknolojileri yurtdışından geliyor. Ülkemize özgü bir şey üretmiş değiliz. Bırakın üretmeyi, gelen teknolojiyi bile işletemiyoruz. Arızalandığı zaman yedek parça bulamıyoruz.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Bana göre yine de çevre sektöründe son yıllardaki çok kayda değer gelişmeler yaşandı. Eskiden ızgara bile yurtdışından ithal edilirdi. Fakat tabii dediğiniz gibi mesela üfleyici (koruk) (blower) gibi hassas aletler hala ülkemizde imal edilemiyor…

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Hocam bir de büyük inşaat firmaları çevre projelerine el atmış durumda. On beş sene önce piyasada var olan çevre firmaları şu anda yoklar. Artık çevre firmaları genellikle çevre danışmanlığı yapmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla uygulamacı olmadıkları için çok para kazanamıyorlar. Çok para kazanmayınca da ciddi işler yapamıyorlar. Sanayici de yapması gerekenin minimumunu yapıyor. Dolayısıyla devlete yenilikleri kabul ettiremiyoruz dedik ama sanayici de yenilikleri kolay kabul etmiyor aslında. Tasarruflu, verimli teknolojilere işveren de çok ilgi göstermiyor. İşletme aşamasında büyük verimlilik sağlayacak olmasına rağmen ilk yatırım maliyetinin yükselmesine sıcak bakmıyor. Mesela “Şu sistemi kurarsak kuyudan su gelmediği zaman rahat edeceksiniz” dediğimizde, “Su zaten bedava, neden yatırım yapayım ki” diyor. Bizce Türkiye’de su konusuna ciddi bir şekilde eğilinmemesinin sebebi kuyu suyunun bedava, şebeke suyunun da bedava veya bedavaya yakın olması.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Evet bazı şehirlerde sudan ucret alınmıyor…

DOÇ. DR. ÖZLEM KARAHAN ÖZGÜN : Dünyada çevreyle ilgili genel prensip, “Kirleten öder” prensibi. Bu tabii ki “Kirletelim, sonra bedeli neyse ödeyelim” anlamına gelmiyor. Siz kirletmenin bedelini düşünerek hareket ettiğinizde zaten o kirlenmeyle ilgili baştan önleminizi alıyorsunuz. Ama su bedava olduğu zaman çeşmeler açılıp saatlerce, balkonlardan taşarak çiçekler sulanabiliyor. Sanayi tesisinde bilinçsizce, binlerce metreküp su heba edilebiliyor.

Belediyelerin yaklaşımları bu konuda halkı bilinçsizliğe sevk ediyor. Su parası almamak, suyu değersizleştiriyor.

PROF. DR. AHMET SAMSUNLU: Özel sektör, kamu ve akademik dünyaya Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi olarak son mesajınız ne olur?

PROF. DR. RÜYA TAŞLI : Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolü Türk Milli Komitesi, su konusunda tüm dünyada yapılan çalışmaların özet olarak toplandığı, ilgililerin her şeye ulaşabilecekleri bir yer. Bu tur konularda danışılma ve başvurulma ihtiyacı çok duyulmayan bir konumda görülse bile her tür özel ve/veya kamu olmak üzere her kurumdan, komitemizle irtibata geçmelerini öneriyorum. Her tur konuda uluslararası uzmanlarla ilişki ağımızdan çok kolay bir şekilde yararlanabilirler. İlgililer, Milli Komitemizi çok ciddi bir köprü olarak kullanabilirler. İşbirliğine açık bir Komite olduğumuzu hatırlatmak isterim.

Prof. Dr. Rüya Taşlı, Prof. Dr. Ahmet Samsunlu ve Doç. Dr. Özlem Karahan Özgün