Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi

Yorum & Röportaj

Türkiye’de üç üniversite bünyesinde kurulmuş olan “Türk Milli Komiteleri”ni ve faaliyetlerini, ilgili komitelerin başkanlarıyla yaptığım röportajlarla tanıtmaya, Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) ile devam ediyorum. KAKAD ve faaliyetlerini, Komite’nin Başkanı Prof. Dr. Günay Kocasoy’la konuştum…

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Türk Milli Komitesi (KAKAD) hakkında bilgi alabilir miyiz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Turk Milli Komitesi, 11 Nisan 1989 tarih ve 20136 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan yonetmelikle Boğazici Universitesi bunyesinde kurulmuştur ve merkezi Boğazici Universitesi’ndedir. Turkiye’de katı atık ve cevre konusunun yaygınlaşmasında buyuk katkıları olan hocamız Prof. Dr. Kriton Curi başkanlığında Boğazici Universitesi, İTU, ODTU ve Dokuz Eylul Universitesi’nden oğretim uyelerinin oluşturduğu heyet tarafından kurulmuştur. Daha sonra kişi ve kuruluş sayısı bakımından daha da genişleyerek calışmalarına devam etmiştir.

KAKAD’ın kuruluş amaclarını şöyle sıralayabiliriz: Turkiye’de katı atıklarla ilgili araştırmaları ve denetim çalışmalarını teşvik etmek, yurutmek ve desteklemek; bu alanda bilimsel toplantılar duzenlemek, bilimsel yayınlar cıkartmak; Turkiye’de katı atıklardan kaynaklanan kirlenmeyi denetleyip, asgariye indirgemek icin ilgili resmi ve ozel kuruluşlarla işbirliği yapmak; evsel, ticari ve endustriyel katı atıklar ile arıtmadan cıkan camurların toplanması, zararsız hale getirilerek uzaklaştırılması, geri kazanılması ile şehirsel ve kırsal alanlara giren konularda bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunmak; Turkiye’den uye kuruluş olarak “International Solid Wastes and Public Cleansing Association-ISWA”ya katılmak, Turkiye’yi bu birlik nezdinde temsil etmek; birliğe uye diğer kişi, kurum ve kuruluşlarla temas ve ilişkiler kurmak ve bunlarla, amac ve imkanları icinde işbirliği yapmak; değişik şehirlerdeki universitelerle işbirliği yaparak her sene farklı bir universite ile universitenin bulunduğu şehirde Ulusal Sempozyum duzenleyerek, yorede katı atık bilincini geliştirmek, yerel yonetim, kamu ve ozel sektor kuruluşlarının elamanlarını, oğrencileri konunun uzmanı bilim adamlarıyla yorelerinde biraraya getirerek, konu hakkında bilinçlenmelerine yardımcı olmak, yoresel cevre sorunlarına cozum getirilmesini kolaylaştırmak; gercekleştirilen faaliyetlerden elde edilen gelirden öğrencilerin araştırmalarına destek olmak, burs sağlamak.

Belli bir hedef kitlemiz bulunmuyor. Butun halkın bilinclenmesini, kamuda ve ozel sektorde bu konu ile ilgili yoneticilerin, yatırımcıların ve çalışanların yeni teknolojilerle tanışmasını sağlamayı, eksik bilgilerini tamamlamayı hedefliyoruz. Bir anlamda kopru olup, yurtdışından her bolge icin en uygun teknolojiyi Turkiye’ye getirmek istiyoruz. “En uygun teknoloji” diyorum, cunku her teknoloji her bölgeye uymayabilir. Bazı yerlerde alan kısıtlıdır, duzenli depolama icin yeterli değildir, burada yakma en uygun teknoloji olabilir. Bazı yerlerde ise yakma tesisini işletmek icin maddi guc yeterli değildir ama arazi geniştir, duzenli depolama en uygun teknolojidir. Mesela Turkiye’nin Anadolu’da cok fazla arazisi var. Bu nedenle işletmesi daha pahalı yakma fırını yerine, duzenli depolama alanlarında atıkların bertaraf edilmesini tercih ediyoruz. Dolayısıyla uygun teknolojinin uygulanması ekolünden ayrılmamaya ozen gosteriyoruz.

Komitemize uye olmak icin Turkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gerekiyor. Butun universitelerden katı atık ile ilgili hocalarımız uye olarak kabul ediliyor. Devlet kurumlarından ise Cevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, TSE ve belediyelerin katı atık birimleri bizim üyelerimiz oluyor ve bir temsilci ile genel kurula katılıyorlar. 100 ile 150 arasında uyemiz bulunuyor. Bunun yanında gonullu olan herkesi, universite oğrencilerini, gencleri gonullu uyemiz olarak kabul ediyoruz. KAKAD’ın faaliyetleri gonulluluk esasına gore tum uyeleri tarafından gercekleştiriliyor.

KAKAD

Katı Atık Kirlenmesi Araştırma ve Denetimi Turk Milli Komitesi, yaptığı organizasyonlar ve faaliyetler ile atıklar konusunda diğer ülkelerle ulkemiz arasında kopru oluşturarak, ulkemizde atık yonetiminde uygun teknoloji kullanımına onem verilmesi konusunun yerleşmesini sağlamaya calışıyor.

  • 36 kitap, uluslararası ansiklopedilerde altı bölüm yayınlamış.
  • “ISWA Operational Guideline”ın tekrar düzenlenmesine ve ISWA’nın “Recycling Programs and Scavengers” raporunun hazırlanmasına destek vermiş.
  • 60 adet ulusal ve uluslararası kurumlarca desteklenmiş araştırma/uygulama raporu ve 7 ihtisas raporu ve 7 adet broşur/cep kitabı hazırlamış, değişik konularda 14 raporun hazırlanmasına katkıda bulunmuş.
  • 5 adet uluslararası kongre, 1 adet dünya kongresi, 18 adet ulusal kongre, 22 adet uluslararası calıştay/kurs, 61 adet ulusal calıştay/kurs organize etmiş.
  • Ayrıca 148 uluslararası, 64 ulusal sempozyumun, 41 uluslararası, 19 ulusal calıştay/kursun ve 97 ulusal/uluslararası panelin organizasyonuna katkıda bulunmuş.
  • KAKAD 2017 yılında iki uluslararası kongre ve ISWA uzmanlarının eğitmen olarak katılacağı bir uluslarası calıştay duzenlemektedir.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Su Kirlenmesi Araştırmaları ve Kontrolu Turk Milli Komitesi IWA ile calışıyor. Sizin birlikte calıştığınız uluslararası kurum hangisi?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Biz, Uluslararası Katı Atık Birliği ISWA ile calışıyoruz. ISWA’ya firma olarak uye olmak isteyen Turk firmalarının once bize uye olmaları gerekiyor. Cunku ISWA, firmaların cevreye ne kadar duyarlı olduğunu, ISWA’ya uygun olup olmadığını denetleyemiyor. Bu denetlemeyi ulkelerin milli komitelerine bırakıyor. Ayrıca bizden destek isteyen, halkın şikayet ettiği firmalara gidip denetimler yapıyoruz. Tabii, denetimler haberli olunca her şey duzgun gorunuyor. O yuzden bize gelen şikayetler doğrultusunda zaman zaman haber vermeden denetime de gidiyoruz. Bu durumda firmanın gercek durumunu da gorebiliyoruz.

Prof . Dr. Ahmet Samsunlu : Komitenin maddi acıdan durumu nedir? Universite destek sağlıyor mu?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Bizim bireysel uyelerden aldığımız senelik aidatımız 75 TL ve bu parayı bile toplayamıyoruz coğu zaman. Yonetmelikte yer alan bir maddeye gore, Komite’ye Boğazici Universitesi butcesinden bir para konulması ve bu parayı da rektorun kontrol etmesi gerekiyor. Ama universite yonetimleri kendisi icin gerekli butceyi bile tam olarak alamıyor. Bundan onceki rektorumuzden, hic olmazsa bir sekreter ve/veya araştırma görevlisi verilmesini talep etmiştik. Bu talebimizi yerine getirme cabası icindeyken şu an universitelerin butceleri daha da kotuleşti. Bu sene biz yine kendi cabalarımızla calışmalarımıza devam ediyoruz. Oğrencilerimiz bize cok yardımcı oluyor ama şoyle bir sıkıntı yaşıyoruz; bir oğrencimizi sempozyumu nasıl yapacağına yonelik hazırlıyoruz, ancak öğrenci bir iki sene sonra mezun olunca her şeye sil baştan başlıyoruz. Bunun yerine devamlı kadrolu bir elaman olsa, bu kişi yetişir ve ilerde de koordinator olur. Bu şekilde bizlerin işi de daha kolaylaşır, yapacağımız faaliyetleri bir misli daha fazla yapabiliriz.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Bugune kadar yapmış olduğunuz faaliyetlerden bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Oncelikle, uluslararası uzmanları ülkemize davet ederek tehlikeli atıklar, tıbbi atıklar, geriye donuşturulebilir atıklar konusunda Avrupa ve dunyada neler uygulanıyorsa aynılarını, düzenlediğimiz eğitim kursları ile ilgili kurum ve kuruluş uyelerinin bilinclenmesine yardımcı olarak ulkemizde de aynı teknolojilerin uygulanmasına destek olmaya calışıyoruz. Bunun dışında hem uluslararası hem ulusal kongreler, sempozyumlar duzenliyoruz.

Prof. Dr. Kriton hocamız Dunya Kongresi’ni Turkiye’de getirmeyi cok istiyordu. Bunun icin uğraşırken 1996 yılında aniden vefat etti. Kriton hocamız yurtdışındaki faaliyetlerle ilgilenirken ben daha cok yurticindeki çalışmaları yonlendiriyordum. Vefatından sonra yurtdışı calışmalara da ben gittim. Kriton hocamızın vefatından sonra katıldığımız ilk toplantı, 1997 yılında Yeni Zelanda’ydı. Dunya Kongresi’nin İstanbul’da yapılmasının nasıl olacağı konusunda oradaki delegelerle fikir alışverişinde bulunduk. Beş sene onceden muracaat edildiğini oğrendik. Uluslararası Katı Atık Birliği’nin her sene toplantısı ve Genel Kurulu farklı bir ulkede yapılıyor. Biz 2002 yılındaki toplantıya talip olduk. Bizden başka aynı yıl icin 6 ulke daha talip olmuştu. Yaptığımız sunum cok beğenildi ve ulkemize onyargıyla yaklaşanlar bile bize oy verdi. Hatta bizden sonra sunumu olanlar cekildi ve biz oybirliği ile secildik.

2002 yılında İstanbul’da düzenlediğimiz Dunya Kongresi’nde “ISWA 2002 Dunya Kongresi’nde 2002 Delege” sloganını kullanarak Kongre’ye 2002 delegenin katılımını hedefliyorduk. Ancak Kongremize katılan delege sayısı 3000’i gecmişti. Kongrenin son calışmaları sırasında, 2001 yılında, Turkiye’de ekonomik kriz başladı, sponsor bulmakta, kongre kitabını basmakta cok zorlandık. Ama sonucta kongreyi yaptık ve herkes cok memnun kaldı. Bunun ardından İtalya’nın Roma kentinde duzenlenen Dunya Kongresi’nden bir gun once yapılan Genel Kurul’da ISWA’nın Yonetim Kurulu’na seçildiğimi ilan ettiler. Benim icin surpriz olmuştu. Dunya Katı Atık Birliği’nin 45 senelik tarihinde 50 ulkeden oluşan uyeler içerisinde Yonetim Kurulu’na atanan ilk ve tek kadın uye ben olmuşum. ISWA Yonetim Kurulu Uyeliği iki yıl suruyor ve en fazla da uc kez secilebiliyorsunuz. Ben uc defa secildim ve 6 yıl görev yaptım. 2016 yılında da ISWA’ya şeref uyesi olmam kabul edildi. Aynı şekilde ISWA tarihindeki ilk kadın şeref uyesi olduğum bildirildi.

Uluslararası Katı Atık Birliği’nde, bolgesel araştırma ağları (networkleri) oluşturuldu. Guney Amerika icin, Avustralya icin, bir de Guneydoğu Avrupa ulkeleri, Akdeniz ve Ortadoğu ulkeleri icin. Bu network’un sekretaryasını bize verdiler. Biz ondan sonra Bulgaristan’da, Bosna-Hersek’te Sırbistan’da, Romanya’da milli komiteler kurduk. Onlara eğitimler verdik, bizdeki yonetmelikleri onlara aktardık. Yunanistan’da ve İsrail’de milli komiteler kurulmuştu, bize bağlandılar. Şimdi Macaristan da bize bağlanmak istiyor. Daha sonra Mısır, Suriye ve Fas ile goruşmelere başladık. Suriye cok istekliydi fakat bakanlıktan, İsrail varsa olmayacağı yonunde bir telkinde bulunulduğu bildirildi ve olamayacağı soylendi. Daha sonraki surecte Katar’a ve Bahreyn’e yonelecektik fakat bu ulkelerle calışırken Arap Baharı cıktı. Belki bu yaz yine Fas ile iletişime geçip milli komite kurulması konusuyla ilgileneceğiz.

Ülke icinde okuma-yazma kurslarında, dikiş kurslarında eğitimler veriyoruz. Bir kadını eğitmek, bir aileyi eğitmek demektir, dolayısıyla ozellikle kadınların eğitimi uzerinde duruyoruz. Gencleri eğitiyoruz. Halkın her kesimine iniyoruz. Mesela belediyelerin temizlik işcilerine katı atıkların onemi, toplanması ve iş guvenliği konularında eğitimler veriyoruz. Örneğin gecen yaz bu konuda Beşiktaş Belediyesi temizlik elemanlarına eğitim verdik. Bu eğitimler sırasında biz de onlardan çok şeyler öğreniyoruz.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Dergi yayınlarınız da var. Biraz da ondan bahsedebilir misiniz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Henuz milli komite kurulmadan once, Prof. Dr. Kriton Curi başkanlığında “Cevre Haberleri” adıyla bir dergi cıkartıyorduk. O zaman universitede çalışmaya yeni başlamıştım. Daha sonra Milli Komite bunyesinde Komite’nin bilimsel yayın organı olarak “Katı Atık ve Cevre” Dergisi’ni yayınlamaya başladık. Bilimsel makalelerin yanı sıra belediyelerden, kurumlardan gelen haberlere, dunyadaki ve Turkiye’deki cevre konularındaki toplantılara yer veriyorduk. Uc ayda bir yayınlanıyordu, ancak her zaman vaktinde cıkaramıyorduk. Cunku universitenin matbaasını kullanıyorduk ve matbaa ne zaman boş olursa o zaman basabiliyorduk. Dergiyi 5 bin adet basıp ucretsiz olarak dağıtımını yapıyorduk. Daha sonra bu derginin elektronik olarak cıkarılması gündeme geldi. Derginin dışında, düzenlediğimiz kongrelerdeki tebliğleri de kitap olarak basıp dağıtıyoruz.

Prof . Dr. Ahmet Samsunlu : Turkiye’de şu anda yaklaşık 1900 belediye var. Bunların hepsini dikkate aldığınızda katı atık sorunu cozulmuş mudur? Size gore hangi aşamadadır? Turkiye’nin katı atıkları, tehlikeli atıkları, tıbbi atıkları, konusunda bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Butun Turkiye’de bu sorun cozulmuş değildir; ancak buyuk şehirlerde epey yol alındı.

“Yetkililere geri kazanma

tesislerinin yapılacağı yerlerin

belirlenmesinin ve bu tesisleri

ya devletin yapmasının

veya özel sektörün teşvik

edilmesinin şart olduğunu

söylüyoruz.”

Özellikle geri, kazanma faaliyetlerinde biraz gerideyiz. Mesela ben geri kazanılacak atıkları evden universiteye getiriyorum. Cunku biz universitede 1989 yılında geri kazanmayı başlatmıştık. Biz tum yetkililere “Geri kazanma tesislerinin yapılacağı yerlerin belirlenmesinin ve bu tesisleri ya devletin yapmasının veya ozel sektorun teşvik edilmesinin şart olduğunu” surekli olarak soyluyoruz. Bu tesisler mutlaka bölgesel olmalıdır. Orneğin Doğu Anadolu icin, Erzurum’da, Kars’ta plastik, Erzincan’da metal geri kazanım tesisleri kurulabilir. Bu şekilde tum geri kazanılabilecek atıkların cok uzaklara gönderilmeden bolgede geri kazanılması ve ekonomiye katkıda bulunması sağlanmış olur.

Tıbbı atık konusunda da Milli Komite’nin onemli katkıları olmuştur. 1995’lerde yayınlanmış olan Tıbbi Atık Kontrolu Yonetimi maalesef uygulanmamaktaydı. Bircok hastane yetkililerin yonetmelikten bile haberi yoktu. 2001 yılında Milli Komite Avrupa Birliği Life Third Countries Programı çerçevesinde AB’den Marmara Bolgesi’ndeki sağlık kurumlarından kaynaklanan tıbbi atıklar konusunda bir proje almıştı. Bu projenin gercekleştirilmesinde o zamanki Cevre Bakanlığı Musteşar Yardımcısı (şimdiki Musteşar) Prof. Dr. Mustafa Ozturk’un Bakanlığın Katı Atıklar Bolumu’nun ve İstanbul’da katı atık yönetiminden sorumlu İSTAÇ ’ın cok onemli katkıları ile proje başarılı bir şekilde tamamlandı. Prof. Dr. Mustafa Ozturk’un de akademisyen olması bize epey kolaylık sağladı. Proje kapsamında bölgede uretilen tıbbi atık, enfekte atık, bunların kaynakta toplanma ve saklanma, nihai bertaraf edilmeleri hususu irdelenerek taslak yonetmelik hazırlandı. Daha sonra taslakta bazı değişiklikler yapılarak şu anda yururlukte olan Tıbbi Atıkların Kontrol Yonetmeliği, Bakanlık tarafından yayınlandı. Proje sonucunda yayınlanan yonetmeliğe gore 20 yataktan fazla olan hastaneler, kendi bunyesinde tıbbi atık toplama merkezi bulunduracak. Enfekte atıklar kırmızı torbalarda, evsel atıklar ve geri kazanılabilen atıklar farklı renkte torbalarda toplanacak. Bu konuda nasıl bir etkimiz oldu? Mevcut sağlık kurumları ve atıklarının envanteri, toplama şekilleri, toplanma guzergahlarının belirlenmesi ve Yonetmeliğin yazımında etkin olduk. En onemlisi de sağlık kurumlarının yönetim ve personeline verilen eğitimlerle konunun onemi hakkında farkındalığın bilgilendirilmelerinin sağlanmasıdır. Tıbbı atıkların asıl nihai bertaraf yontemi, yakmadır. Ancak biz koyduk ve o gomme işleminin nasıl olacağını da belirledik. Bunların dışında sterilizator koyduk. Sterilazotor, tıbbi atıkları işleyerek evsel atık niteliğine getirmektedir. Evsel atık duzenli depolama alanına kurulan sterilizatorler duzenli depolama alanına getirilen enfekte atıkları işleyerek, evsel atık ozelliğine dondurmekte, işlem goren atığın tekrar taşınmasına gerek kalmadan duzenli depolama alanına gomulmektedir. Sterilazotor uygulaması bircok kucuk belediyenin sorununa cozum getirmiş oldu. Devletin bolgesel yakma fırınları icin yer tesbiti yapana kadar birçok belediye, sterilizator kurarak sorunlarını cozdu. Tıbbi atıkların bertarafı konusunda yapılan proje icin AB’den de bize bir teşekkur geldi. Ancak AB’de tıbbi atıkların gomulmesinin yasak olduğu ve AB’ye uye bir ulkede de olmaması gerektiği yonunde bir de uyarı yaptılar. Biz de, Turkiye’nin 70 milyonluk nufusu olan buyuk bir ulke olduğunu ve cok kısa surede sorunu çözecek yakma fırınlarını kuramayacağını, belli bir zamana gerek olduğunu, bu süreçte yakma fırınlarının kurulmasına kadar tıbbi atıkların rastgele atılmaması için gecici bir madde olarak yönetmelikte yer aldığını bildirmemiz uzerine kabul ettiler.

KAKAD Başkanı Prof. Dr. Günay Kocasoy

Prof . Dr. Ahmet Samsunlu : Devletin katı atık konusundaki politikaları ile ilgili neler duşunuyorsunuz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Daha once Orman Bakanlığı ve Cevre Bakanlığı beraberdi. Sonra Orman Bakanlığı ayrılarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı adı altında yeni bir Bakanlık oluşturuldu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Cevre Bakanlığı’ndaki katı atık, cevre konusundaki bircok uzmanı kendi bünyesine aldı. Cevre Bakanlığı bu nedenle de epey zayıflamıştı. Daha sonra Cevre Bakanlığı ile Bayındırlık Bakanlığı birleştirilerek Cevre ve Şehircilik Bakanlığı adı altında faaliyet gostermeye başladı. Kanımca Cevre Bakanlığı’nın Bayındırlık Bakanlığı ile birleştirilmesi cok doğru değil. Cevre profosoru olan Prof. Dr. Mustafa Ozturk’un Musteşar olması cevre icin onemli bir şanstır.

Buyuk şehirlerde geri kazanma var ama sistematik yapılmıyor. Atığın cok iyi geri kazanımı icin evlerde ayrıştırılması lazım. Bunun icin de ilce belediyelerinin ozel konteynırlar bulundurması, halkın bu atıkları o konteynırlara atması gerekir.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Mesela ben Almanya’ya gittiğimde bunları goruyorum. Belli yerlere konteynırlar konmuş, vatandaşlar torbasındakileri konteynırlara gore dağıtıyor. Benim İstanbul’da oturduğum ilcede bize mavi torba dağıtıyorlar, onun icinde değerlendirilebilecek atıkları biriktiriyoruz. Belediye zaman zaman gelip bunları alıyor.

Prof . Dr. Günay Kocasoy : Halkı yavaş yavaş alıştırmak gerekiyor. Biz, site yoneticileriyle zaman zaman toplantılar yapıyoruz. Bu toplantılarda gazeteleri ayrı bir torbaya; plastik, metal, cam gibi atıkları ise ayrı bir torbaya koymalarını belirtiyoruz. Bu tip farkındalık yaratan faaliyetlerin butun ulkeye yaygınlaşması gerekiyor. Siirt, Batman ve Urfa’da bu konuda eğitimler verdik. Siirt’te kadınlar cok güzel orgutlenerek pilot bolge olarak seçilen yoredeki tum evleri ziyaret edip, kendilerine verilen eğitimdeki bilgileri hane halkıyla paylaşarak, geri kazanılacak atıklarını, kendilerine verilen torbalarda biriktirmelerini ve belediyenin belirlediği gunlerde gelip torbaları toplayıp, kendilerine yeni torba vereceğini anlattılar. Bu calışmayı cok guzel gercekleştirdiler. Belediye yetkilileri ile görüşerek belediyenin topladığı geri kazanma torbalarının depolanacağı bir deponun yapılması sağlandı. Ancak yaklaşık bir ay sonra belediye yetkilileri telefonla bizi arayarak, deponun dolduğunu ve atıkların nereye gonderilmesi gerektiğini sordular. Tekrar Siirt’e giderek, TCDD ile belediye arasında bir anlaşma yapılmasını, atıkların trenle Ankara’ya veya Adana’daki geri kazanma tesislerine gondermelerini ayarladık. Şunu belirtmek isterim ki, halk gerekli olanaklar sağlandığı taktirde geri kazanma programlarını cok iyi uygulayabilir. Ancak toplanan geri kazanılacak atıkların uzak şehirlere gönderilmemesi icin bolgesel geri kazanma tesislerinin kurulması şart.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Dunyada katı atık konusunda neler yapılıyor?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Gerek AB, gerekse Amerika, katı atık sorununu buyuk bir coğunlukla halletmiş durumda. Ancak AB yeni aldığı üyelerle bu konuda belli sıkıntılar yaşıyor. AB 2012 yılından sonra duzenli atık depolama alanlarına organik atıkları kabul etmeme kararını almıştı. Organik atıkların geri kazanılması, kompost yapılması ongorulmekteydi. Ama AB’ye yeni katılan ulkelerde yapmış olduğumuz faaliyetlerden biliyoruz ki cevre konularında bizden cok daha gerideler. Bu nedenle AB’nin kararını uygulayamadıkları icin AB 2012 tarihini değiştirdi, once 2015 tarihine uzattı, daha sonra 2015 tarihini de değiştirerek daha ileri tarihe uzattılar. Dunya katı atıklar konusunda ne yapıyor sorunuza dönecek olursak, ornek olarak Singapur, kara alanı cok kucuk olan bir ulke. Ona rağmen yeşil alanları cok fazla. Belediye    belli bir oranda yeşil alan ayrılmadığı surece inşaatın yapılmasına izin vermiyor. Diğer bir ulke Yeni Zelanda, atıklarından enerji uretiyor. Şehirlerini atıktan urettiği enerjiyle aydınlatıyor, ısıtıyor. Buna benzer bir TÜBİTAK projesini değerlendirmek uzere gorevlendirilmiştim, projenin konusu, iceriği cok iyi hazırlanmıştı ve ulkemiz için cok yararlı bir proje onerisiydi. Proje onerisini yapan firmanın kapasitesinin, altyapısının ve bilgi birikiminin yeterliliğini değerlendirmek icin firmaya yapılan ziyaret sonunda verilen olumlu raporla proje onerisi TÜBİTAK tarafından kabul edildi. Firma projeyi başarıyla sonuclandırdı, atıklardan urettiği enerji ile kendi birimlerinin, fabrikanın ısıtılmasını ve aydınlatılmasını sağladı. Kendileri daha sonra tesisin kapasitesini artırarak, civar koylerin aydınlatmasını ve ısıtmasını yapmaya başladılar. Şimdi Tuzla’da benzer bir kuruluşları var, daha sonra da Corlu’da aynı tesisi kurmayı duşunuyorlar.

Biz geri donuşumu, “İstenmeyen yerde biriken faydalı urunler”, “Ekonomik değeri olan urunler” olarak tanımlarız. AB’de geri donuşturulen atıklar hammadde olarak kullanıyor. Geri donuşumle daha ucuz hammadde elde ediliyor. Bircok ulke atık stokları, atık borsaları oluşturmuşlar. Kimin ne kadar ne atığı var? Kimin hangi atığa ihtiyacı var? Bizde de boyle bir atık borsası kuruldu ama cok iyi işlemiyor. Geri kazanımı cok iyi yaptığınız zaman duzenli depolama veya yakma fırınına giden atık miktarı da azalacaktır. Boylece bu tesislerin işletme masrafları duşecek, tesislerin omru uzayacaktır. Ayrıca duzenli depolama alanlarındaki metan gazını alıp enerjiye dönüştürmek icin sistem kuruyorlar. Bizde ise Hekimbaşı copluğundeki metan gazı patlaması ile facia yaşanmıştı. Son yıllarda buyuk şehirlerimizde de buna benzer uygulamalar yapılıyor, duzenli depolama alanları kurulurken metan gazının enerjiye donuşturulmesi icin gerekli tesisat da birlikte kuruluyor. Ancak bu uygulama şimdilik Anadolu’daki kucuk şehirlerimizde pek fazla yapılmıyor. AB, bu sayede enerji sorununu hallediyor. Bizimki cok daha iyi olabilir.

“Biz geri dönüşümü,

‘İstenmeyen yerde biriken

faydalı ürünler’, ‘Ekonomik

değeri olan ürünler’

olarak tanımlarız. AB’de

geri dönüştürülen atıklar

hammadde olarak kullanıyor.

Geri dönüşümle daha ucuz

hammadde elde ediliyor”

Uluslararası Katı Atık Birliği’nde iki grup surekli mucadele ediyor; yakma fırınını savunanlar ile duzenli depolama alanlarını savunanlar. Avrupa ülkelerinde artık cok fazla yer olmadığı için yakma fırınlarını tercih ediyorlar. AB bazı direktifler cıkartıyor, bu direktifler İsvec, Norvec veya Paris icin uygun olabilir ama Turkiye veya Yunanistan için uygun olmayabilir. Bu nedenle bu direktiflere karşı cıkılsa bile, yayınlanan bir direktifi tekrar değiştirmek cok zor. Bu nedenle direktifler cıkmadan bu konuların dile getirilip ulkelere gore uygun teknolojilerin ongoruleceği direktiflerin cıkarılabilmesi icin Uluslararası Katı Atık Birliği (International Solid Waste Association-ISWA) bünyesinde ISWA-AB grubu oluşturuldu. AB’nin yayınlayacağı direktiflerin taslak halindeyken bu grupta değerlendirildikten ve ongorulen değişiklikler yapıldıktan sonra yayınlanmasının sağlanmasına calışılmaktadır. Biz de bu grupta yer almaktayız.

Avrupa Birliği’nde katı atıkların yuzde 50’si yakmayla bertaraf ediliyor, enerji elde ediliyor. Bir kısmı geri kazanılıyor. Ancak ozellikle güneydoğu Avrupa ulkeleri, yani Balkan ulkeleri bizden cok daha geri durumda. Bu nedenle 2012 yılında organik atıkların komposta donuşturme kararını uygulayamadıkları icin kararı ileri tarihlere ertelemek zorunda kaldılar.

AB ve ISWA uluslararası düzeyde herkesin kabul ettiği kompost kalite kriterleri hazırlamalı. Bu kriterlerin belirlenmesi Turkiye icin cok olumlu olacaktır. Cunku bu kriterler belirlendikten sonra ulkemizde organik atıkların kompost yapımı icin kullanılması teşvik edilir, uretilen kompostun sadece bahce duzenlemesinde değil, tarım ve ziraatte de kullanılmasını sağlarız. Ciftcimize kimyasal gubre yerine organik gubre-kompost kullanımını rahatça onerebiliriz. Ancak şu anda bu öneriyi yapamıyoruz, cunku atıklarımızı iyi ayrıştırmadığımız icin atıklarda pil var, tehlikeli atık var, cam var, ilaclar var. Bu atıklardan uretilen kompostu tarımda kullanamayız.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Yine de Turkiye şartlarında İstanbul icin katı atık konusunda iyi durumda diyebilir miyiz?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : İstanbul iyi durumda. Onceleri cevre toplantılarına katılan yurtdışından gelen delegeleri copluk alanlarımız-vahşi depolama alanlarına goturduğumuz zaman cok hayret etmekteydiler. Koku ve dumana rağmen oradan ayrılmayıp surekli resim cekmekteydiler. Şimdi düzenlediğimiz toplantılara katılan delegelere İstanbul’da gosterebileceğimiz vahşi depolama alanlarının bulunmaması bizi mutlu ediyor. Teknik gezi olarak goturduğumuz tesislerimizin hepsi ekonomik olarak, ileri ulkelerdeki tesisler standardında. İzmir daha onceden iyiydi, sonra biraz bozuldu ama şimdi tekrar iyi durumda. Orneğin İzmir-Harmandalı duzenli depolama alanı AB projesiyle Turk muhendis ve işcileriyle yapıldı. O sırada AB’den İzmir’e bir toplantı için bir heyet gelmişti. Onları Harmandalı duzenli depolama alanına goturduğumuzde şaşkınlıklarını gosterdiler. AB’nin en duzenli depolama alanı standardında olduğunu ifade ettiler. Şimdi yapılan atık entegre tesisleri de cok guzel. Harmandalı duzenli depolama alanı kapatılacak ve rehabilite edilecek. O yapılan tesis de calışmaya başlayınca atıkların yonetimi cok daha duzenli olacak. Ayrıca Bursa ve Eskişehir de katı atık konusunda iyi durumda olan diğer şehirlerimiz.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Kucuk şehirlerde durum ne? Neler yapılabilir?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Bizim onerdiğimiz, her kucuk belediyenin kendi depolama alanı olmaması, birkaç belediyenin biraraya gelerek ortak bir duzenli depolama alanı-tesis kurması yonunde. Bu hem ilk yatırım maliyeti, hem de işletme maliyeti nedeniyle cok daha doğru olur. Ancak burada da şoyle bir sorun ortaya cıkıyor; tesis hangi belediyenin sınırlarında olacak? Hangi belediyenin sınırlarında olursa o belediye “ben diğer belediyelerin copluğu mu olacağım, bu durumu ben halka nasıl acıklayabilirim?” diyor. Soyle bir cozum olabilir: Araziyi tahsis eden belediye ilk yatırım ve işletme maliyetlerine karışmaz, ayrıca yer tahsisi için ve bertaraf edilen atıkların miktarına gore cuzi de olsa diğer belediyelerden bir bedel alırsa, bunu “Belediyeye para kazandırıyoruz ve bu parayı halkın yararına-halktan temizlik vergisi almayarak, park, cocuk bahcesi gibi halkın yararına projelerde kullanıyoruz” diye lanse ederek halkın olumlu yaklaşmasını sağlayabilir.

Prof. Dr. Ahmet Samsunlu : Size gore Turkiye icin doğru yontem yakma mıdır, depolama mıdır?

Prof. Dr. Günay Kocasoy : Uluslararası Katı Atık Birliği daha cok gomme, yani atıkların duzenli depolama alanlarında bertaraf edilmesi taraftarı. Yakma fırınları ile duzenli depolama alanlarını karşılaştıracak olursak, tabii ki her ikisinin de avantaj ve dezavantajları var.

Yakma fırınlarının alan ihtiyacı ve emisyonları fazla olmadığı icin şehir içlerinde kurulabilir. Ancak yakma sonucu atık hacmi onemli olcude azalmasına rağmen yakma sonucu geriye kalan kulun bertaraf edilmesi icin duzenli depolama alanlarına ihtiyac bulunuyor. Ayrıca yakma fırınlarının filtre donanımı cok iyi olmalı, aksi taktirde ozellikle tehlikeli atıkların ve enfekte atıkların bertaraf edildiği yakma fırınlarının kansorejen emisyonları halk sağlığını tehdit eder, hava kirliliğine neden olur. Ayrıca yakma fırınlarını calıştıracak operatorlerin cok dikkatli ve eğitimli olması gerekmektedir. Yakma fırının rantablı olması icin haftanın yedi gunu 24 saat ac-kapa yapılmadan calıştırılması lazım. O ac kapalar cok verimsiz hale getiriyor. Kucuk yerler icin değil, ancak bölgesel alanlarda yakma fırınları uygulanması doğru olabilir. Yakma fırınlarının ilk yatırım maliyeti ve işletme masrafları da cok fazla. Turkiye icin yakma fırınında bir diğer sorun da, atığımızın kalorifik değeri ve nem oranı. Sayın Bedrettin Dalan’ın İstanbul Buyukşehir başkanlığı sırasında İstanbul’un coplerini yakmak icin uluslararası 17 firma teklif vermişti. Universitelerden oluşturulan bir heyet bu 17 firmanın calışmalarını ve tekliflerini inceledi. Yapılan inceleme sonrası rapor olumsuz olarak hazırlandı ve ihale iptal edildi. Firmaların onerdikleri sistem icin atığın kalorifik değerinin cok yuksek olması gerekmekteydi. Bizim atığımızın kalorifik değeri ise oldukca duşuktur. Atıklarda kış aylarında bulunan kül ise bu kalorifik değeri daha da duşurmektedir. Atığı yakıp enerji elde etmeyi bırakın, yakabilmek icin fazladan enerji vermemiz gerekiyor. Avrupa’daki copun nem oranı ortalama yuzde 15, en fazla yuzde 25 iken bizim atığımızın nem oranı ozellikle yaz aylarında yüzde 75’lere kadar cıkmaktadır.

Duzenli depolama alanları içinse geniş alan ve şehrin dışında olması gerekmektedir. Turkiye icin ozellikle Anadolu’daki şehirlerimiz icin geniş alan sorunumuz yok. İstanbul ve Ankara gibi buyuk şehirlerde bazı sıkıntılar olabilir. İkinci olarak ayrıca duzenli depolama alanlarında calışanların fazla eğitimli olması gerekmemektedir. İyi işletilen duzenli depolama alanlarında tehlikeli, hava kirliliğine neden olacak ve halk sağlığını teehdit edecek emisyonlar oluşmamaktadır. Ancak alanda oluşan sızıntı suyunun toplanarak arıtılması gerekmektedir.

Butun bu kıyaslamalar ışığında AB ulkeleri icin yakma fırını tercih edilebilir, ancak geniş araziye sahip olan ülkemiz icin evsel atıkların bertarafında en uygun yontem duzenli depolama alanlarıdır.