BONN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TOPLANTISI 

İklim değişikliği üzerinde Birleşmiş Milletler çevresel sözleşmesi kapsamında 1995’ten beri her yıl düzenlenen Taraflar Konferansı’nın 23.’sü (COP23), 6-17 Kasım 2017 tarihlerinde 195 ülkenin katılımıyla Almanya’nın Bonn şehrinde yapıldı. Bu yıl düzenlenen iklim değişikliği konferansının ana maddesi Paris İklim Anlaşması kurallarının tartışılması ve küresel ısınma değerleri oldu.

Bilindiği gibi fosil yakıtların terk edilerek rüzgar, güneş ve diğer temiz enerjilere geçilmesini amaçlayan Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışının sanayi devri öncesine kıyasla 2oC’nin altında tutulmasını öngörmektedir.

19. yüzyılın sonlarında sanayi devrimi ile birlikte enerji üretimi için kömür gibi fosil yakıtların kullanımı önemli ölçüde arttı. Bunun neticesinde yanma ürünü olarak çıkan CO2, SO2 ve partikül gibi kirleticilerin atmosferdeki  konsantrasyonları da ormanların yok edilmesi nedeniyle giderek artış gösterdi. 1950-2010 yılları arasındaki küresel CO2 değişimi Şekil 1’de görülmektedir. Bu süre içinde CO2 miktarı 320 ppm’den 400 ppm’e yükselmiştir (ppm, parts per million/milyonda bir birimine verilen isimdir).

Şekil 1. Küresel CO2 Değişimi, (1950-2010), (IPCC, 2013)(1)

Bu durum dünyanın ısınmasına neden olmuştur. Sera gazları atmosferde doğal olarak bulunuyorsa da, bu gazların oranının artması sera etkisine yol açmakta ve küresel ısınmaya sebep olmaktadır. Sera gazları olarak tanımlanan ve en önemlisi olan karbondioksit (CO2), metan (CH4), kloroflorokarbonlar (CFC) ve azotoksit (N2O)’teki bu artışa paralel olarak dünyanın ortalama sıcaklığı Şekil 2’de görüldüğü gibi 1950 yılından günümüze kadar 0.9˚C artmıştır.

Dünya Meteoroloji Örgütü son 70 yılda atmosferde görülen karbondioksit artışının Buzul Çağı’nın bitimindeki orandan 100 kat fazla olduğunu belirtiyor ve insanlığı acilen fosil yakıt kullanımını bırakmaya ve Paris Anlaşması’nda yer alan hükümleri uygulamaya çağırıyor.

Şekil 2. Dünyadaki yüzey sıcaklığı değişimi(2)

Bonn’daki toplantıda Paris Anlaşması’nın uygulanabilmesine olanak sağlayacak bir yol haritası oluşturmak için gerçekten büyük bir çaba harcandı. İngiltere ve Kanada’nın başını çektiği 25 ülke, eyalet ve şehir; iklim değişikliğiyle mücadele için kömür tüketimine karşı bir ittifak oluşturduklarını duyurdu. Bu ittifakın yayımladığı bildiride; dünya genelinde elektrik üretiminin %40’ın çalışan santrallerden elde edildiğini ve küresel ısınmanın baş sorunlarından birinin kömür olduğunu belirtti. Kömürün yanmasıyla oluşan hava kirliliğinin solunum yolu hastalıklarına ve ölümlere sebep olduğu vurgulanan bildiride, kömür kullanımının hem sağlık hem de ekonomik açıdan yüksek bir faturaya yol açtığı yer aldı.

ABD, 2016’da 150 kadar ülkeyle birlikte imzalayarak taraf olduğu Paris Anlaşması’ndan çekileceğini Ağustos ayında Birleşmiş Milletlere bildirmişti.

Bonn’daki bu iklim zirvesine kömür ve kömürden elde edilen enerjiden vazgeçme hedefi damgasını vurdu.

Bonn’da ülkemizin talebi ile ilgili olarak 23. Taraflar Konferansında lehimize bir karar çıkmamıştır. Ülkemizin talep ettiği konuyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki 25 yıllık uluslararası iklim politikası sürecinde Türkiye’nin durumunu şöyle özetledi; “Türkiye OECD ülkesi olduğu için gelişen ülkeler kategorisi olan Ek-1 ülkeleri arasına konuldu. O dönem toplantıya katılan dış işleri yetkilileri buna itiraz etmedi. Gelişmiş ülkeler kategorisinde olduğunuzda 2 türlü yükümlülükle karşı karşıya kalıyorsunuz. Birincisi, 100 milyar dolarlık Yeşil İklim Fonu’na para aktarmak ve teknoloji yardımında bulunmak zorundasınız. İkincisi de mutlak karbon emisyonu azaltımı ile karşı karşıyayız. Bu olursa pek çok tesis maliyetten dolayı kurulamayacak, termik santrallerin de havayı zehirleme bahanesiyle önü kapanacak. Paris Sözleşmesi’ne göre bu iki yükümlülüğü 2020’ye kadar yerine getirmemiz gerekiyor.”

Paris toplantısında, Birleşmiş Milletler Teşkilatına Türkiye tarafından sunulan Ulusal Katkı Niyet Belgesi’ne göre Türkiye, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonunu %21 azaltmayı taahhüt etmiştir.

Paris Anlaşması’nın imzalanmasından dört gün sonra, Elektrik Piyasası Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle yerli kömürden elektrik üretimi için şebekeye erişim önceliği ve alım garantisi getirilmesini hedefleyen maddeleri de içeren bir kanun teklifi TBMM Başkanlığı’na sunuldu ve söz konusu değişiklikler 17 Haziran 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

Paris Anlaşması’nda yer alan, yüzyılın ikinci yarısında net karbon emisyonlarının sıfırlanması hedefi ile kömür kullanımının ve kömüre dayalı elektrik üretiminde artış emellerinin çeliştiği ifade edilmektedir. Paris Anlaşması sonrasında kömürün enerji sektöründeki rolünü, Türkiye’de kömüre dayalı elektrik üretim projelerinin neden olabileceği ve maruz kalabileceği riskleri, diğer taraftan kömürün kullanılmasının ülke ekonomisi açısından yaratacağı olumlu katkı tartışılmalıdır.

İstanbul, 20 Aralık 2017

Kaynak:

– (1) Samsunlu, A., “Küresel Isınma ve 2015 BM Paris İklim Zirvesi (COP21)”, Su ve Çevre Teknolojisi Dergisi, Ocak 2016 Sayısı

– (2)“İklim Değişikliği”, Çevre, Türkiye Çevre Vakfı Haber Bülteni, sayı: 136 – Ocak 2017