ELAZIĞ DEPREMİNİN ARDINDAN DEĞERLENDİRMEM (I)

Yüzde 98’i deprem kuşağı üzerinde olan ülkemiz yüz yıllardan beri muhtelif şiddette depremlere sık sık maruz kalmaktadır.  Bu depremlerde büyük can ve mal kaybının ana nedeni yapıların tekniğin gerektirdiği şekilde inşa edilmemesidir.  

Yaşadığımız son depremle ilgili olarak Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta yapılan “Hasar Tespit Çalışmalarında” 16 bin 326 bina incelenmiştir. Bu binalardan 381’inin yıkıldığı, 3 bin 442’sinin ağır, 296’sının orta ve 5 bin 979’unun az hasarlı olduğu tespit edilmiştir.

Eldeki bilgilerden yıkılan ve ağır hasarlı binaların ne kadarının köylerde ve ne kadarının belediye hudutları içinde olduğu hakkında bir bilgiye ulaşamadığım için aşağıdaki değerlendirmemi genel olarak köyler ve belediye olan yerleşimler için iki ayrı yazımla yapacağım ve son yazımda da ülkemizde“ Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun “ ile “ Yapı Denetim Uygulaması Yönetmeliği“ uygulanması hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.

* * *

Köyler:

Bu depremde de can kaybı daha çok Elazığ ve Malatya’da kent merkezinde olmamış köylerde olmuştur. Bunun nedeni, benim 30 Ekim 1983 Erzurum- Kars depreminde tespit ettiğim gibi köylerde yıllarca önce yapılmış ve fazla bakım görmeyen eski kerpiç evlerin (kırsal yapı)  hafif bir depremde bile kolaylıkla yıkılmasıdır. Bu köylerden birisi de Kemal Sunal’ın ailesinin evinin bulunduğu Elazığ’ın Çemberlitaş köyüdür.  Köyde ayakta kalan sağlam bir bina kalmadığı gibi hayatını kaybeden vatandaşlar ve telef olan onlarca hayvan bulunmaktadır. Bu köyün depremden önceki hali ve depremden sonraki hali aşağıdaki fotoğraflarda görülmektedir.

Açıklama: Açıklama: Çevrimtaş Köyü Deprem Sonrası - Öncesi Resimleri 13
Açıklama: Açıklama: Çevrimtaş Köyü Deprem Sonrası - Öncesi Resimleri 4

2000’li yıllarda, Türkiye nüfusunun yaklaşık %30’u köylerde ikamet etmekte, köylerde yaşayan halkın büyük bölümü tarımla geçimini sağlamakta ve kırsal yapılar adı verilebilecek 1-2 katlı ahşap karkaslı kerpiç yapılar, ahşap destekli yığma- kerpiç yapılar ve betonarme lento destekli tuğla ve briket yığma yapılarda oturmakta idi. 

Yığma yapılar (kerpiç evler)bazı açılardan üstün olmalarına karşın, çok ağır olmaları ve deprem gibi dinamik ve yatay yüklere dayanımlarının az olması nedeniyle, genellikle depreme dayanıklı yapı olarak nitelendirilmezler. Ancak özellikle ekonomik koşullardan dolayı, Türkiye’de genelde yığma, özelde ise kırsal yapı yapımı azalarak da olsa halen devam etmektedir. 1984 yılında yapılan bina sayımına göre, Türkiye’de iskelet (karkas) olarak inşa edilen binaların toplam bina içindeki oranı %30, yığma binaların ise %70’ iken, 2000 yılında yapılan bina sayımına göre binaların %48’i iskelet, %51’i yığma idi.

Kırsal yapı tanımı, genellikle duvarları moloz taştan yapılmış, çamur harçlı ve düz toprak damlı yapılar için kullanılmaktadır. Bu yapıların duvar- taş işçiliği ve duvar- dam bağlantıları yeteri kadar dayanıklı yapılamamaktadır. Böyle bir damın ağırlığı 0.75-1.00 ton/m2 olmaktadır. 12 cm kalınlığında betonarme bir tabliyenin ağırlığı ise 0.300 ton/m2 ‘dir. Ülkemizde kırsal kesimde çatı toprak olarak yapılmakta ve her mevsim bu çatılar üzerine yeni toprak tabakası serilerek sıkıştırılmakta ve çatı iyice ağırlaşmaktadır. Bu ağır çatının deprem esnasında kullanıcıların üzerine göçmesi büyük felaketlere neden olmaktadır . Bu çatı çökmesinin 1983 Erzurum- Kars depreminde yarattığı sorunları bundan önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım.

2000’li yıllarda, sayıları 40 bin civarında olan köylerde Osmanlı döneminden beri yapılarla kerpiç evlerle ilgili bir önlem pek alınamamıştır. Bugün de mevcut 3194 sayılı İmar

Kanunu’nun 27. maddesine göre; belediye ve mücavir alanlar dışında köylerin köy yerleşik alanlarında, civarında ve mezralarda yapılacak konut, entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile köyde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, köy fırını, köy kahvesi, köy lokantası, tanıtım ve teşhir büfeleri ve köy halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatiflerin işletme binası gibi yapılar için yapı ruhsatı aranmamaktadır. Her ne kadar İmar Kanunu’na “etüt ve projelerinin valilikçe incelenmesi, muhtarlıktan yazılı izin alınması ve bu yapıların yöresel doku ve mimari özelliklere fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olması zorunludur” maddesi eklenmiş ise de ülkemizin içinde bulunduğu teknik eleman yetersizliği ve genellikle köylerin merkezden çok uzakta olması nedeniyle bu maddenin ne kadar hassasiyetle uygulanabildiği hakkında bilgi sahibi olmadığımdan bir değerlendirme yapamıyorum.

Görüldüğü üzere bu madde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında kalan köylerde yapılacak inşaatlar için ruhsat alınmamasına imkan tanımaktadır. Kaldı ki köylerdeki evlerin büyük bir çoğunluğunun yapılış tarihi çok eskidir.  Bunun için köylerdeki bu tip evlerin, yeni depremlerde çok sayıda vatandaşımızın can ve mal kaybına sebep olmaması için bir an önce yapılacak inceleme sonucuna göre uygun olmayanlar yıkılmalı ve yerine tekniğin gerektirdiği şartlara haiz köy evleri yapılmalıdır.

Kaynaklar:

– Kurum M.,“ 3 bin 442 bina ağır hasarlı ”, Hürriyet , 30 Ocak 2020

– Koç V., 2016, “Depreme Maruz Kalmış Yığma ve Kırsal Yapı Davranışlarının İncelenerek Yığma Yapı Yapımında Dikkat Edilmesi Gereken Kuralların Derlenmesi”, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/296119

(SÜRECEK)

Leave a Comment.