22. AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ (III)

Marmara Grubu Vakfı tarafından uluslararası alanda kabul gören bir prestij birlikteliği olarak tanımlanan Avrasya Ekonomi Zirveleri’nin yirmi ikincisi 6-7 Şubat 2019 günleri İstanbul’da başarıyla tamamlandı. Bu Zirve’de sunulan tüm tebliğleri ve yapılan tüm konuşmaları burada özetlemem mümkün değil. Bugünkü yazımda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Binali Yıldırım’ın, önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Akif Özkaldı’nın konuşmalarının önemli kısımlarını sizlerle paylaşacağım.

BİNALİ YILDIRIM

TBMM Başkanı Binali Yıldırım: “Dünyanın sorunu, bölgesel ve küresel dengesizliklerdir, kalkınma ve refah açığıdır. Bu da bütün sorunların kaynağıdır. Sorunları çözmek için ülkeleri işgal ederek bir sonuç alamazsınız” Medeniyetin merkezi diye düşünülen Avrupa ne yapıyor? Onların Akdeniz’in sularında yok olmasını seyrediyor veya ülkelerinin sınırlarına yüksek duvarlar örmekten bahsediyor.

TBMM Başkanı Binali Yıldırım, “Dünyanın sorunu, bölgesel ve küresel dengesizliklerdir, kalkınma ve refah açığıdır. Bu da bütün sorunların kaynağıdır. Sorunları çözmek için ülkeleri işgal ederek bir sonuç alamazsınız.” dedi.

Geleceğin dünyasıyla bağları koparmamak için yapay zeka alanına şimdiden yatırım yapılması gerektiğine değinen Yıldırım, insan zekası ile insanın zekasından çıkan yapay zeka rekabetinin, gelecek yıllarda gittikçe kızışacağını belirtti.

Bilişim ve teknoloji çağında artık savaşların da gücün de şeklinin değiştiğini ifade eden Yıldırım, ” Bugün dünyanın en büyük gücü bilgidir. Bilgiye hakim olan, bilgiyi üreten ve bilgiyi kullananlar, bir adım öne çıkmaktadır. Geleceğimizi, devletlerimizi ve milletlerimizin ortak çıkarlarını düşünerek planlamak mecburiyetimiz var. Bu nedenle Avrasya coğrafyasında var olan yönetişim sorununun, demokrasi ve hukuk açığının süratle giderilmesi gerekiyor.” dedi.

AKİF ÖZKALDI

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Akif Özkaldı; “Su ve Göç – Su ve Din” başlıklı oturumda yaptığı konuşmada, dünyanın, savaş ve çatışmalardan kaçan insanların sayısında görülmemiş bir artışa tanıklık ettiğini, yerinden olmanın etkilerinin hem çatışma bölgelerinde hem de ev sahibi ülkelerde hissedildiğini söyledi.

İklim değişikliği başta olmak üzere çevresel etmenlerden kaynaklı olarak su sıkıntısının küresel düzeyde daha fazla kendisini gösterdiğini ve baskı unsuru olarak ortaya çıktığını belirten Özkaldı, sözlerine şöyle devam etti: “Dünya üzerinde çeşitli sebepler dolayısıyla yerinden edilen kişilerin sayısı 2018 yılı itibarıyla 69 milyona ulaşmış olup, bu sayının yüzde 37’sini çocuklar ve gençler oluşturmaktadır. Suriye’de kaybolan güven ortamı ile beraber 6,1 milyon insan yerinden edilmiş, bunun 4,8 milyonu çareyi başta ülkemiz olmak üzere komşu ülkelere sığınmakta bulmuş.

Türkiye’nin göç tecrübesi geçmiş yıllara dayanmaktadır. Özellikle 1960’lı yıllarla beraber kentsel göç ile tanışan Türkiye 1990’lı yıllarda elverişli konumu sebebiyle Afganistan, İran, Irak ve Afrikalı göçmenler için transit ülke konumuna gelmiştir. Körfez Savaşı gibi yaşanan bölgesel krizler de zaman zaman ülkemize akın eden sığınmacı sayısında artışlara sebebiyet vermiştir.”

ABDULLAH GÜL

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Marmara Grubu Vakfı tarafından düzenlenen “22. Avrasya Ekonomi Zirvesi”ne katıldı. Gül, ‘Popülizm’ konusunun ele alındığı ‘Bilge Adamlar Oturumu’nda (aktüel ve önceki cumhurbaşkanları) yaptığı konuşmada, popülizmin dünyada çok konuşulan ve güncel olduğu kadar da kaygı verici bir konu olduğunu dile getirdi.

Popülizm gelişirken sadece liberal demokrasiyi geriletmediğini, demokrasinin temel ilkelerini, niteliklerini zayıflattığını, bunun çok tehlikeli, kaygı verici olduğunu belirten Gül, “Hepimiz biliyoruz ki uzun süren Soğuk Savaş dönemi bittikten ve 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan, 1991’de Sovyetler dağıldıktan sonra demokrasi, özgürlükler çok geniş bir alana yayılmaya başladı. Temel hak ve özgürlüklerden insanlar daha çok yararlanmaya başladı. Hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde devletler yeniden yapılandırılmaya başlandı. Anayasaları yeniden yazıldı. Anayasalar yazılırken demokratik hukuk devleti nasıl olunur, bu konuda çok önemli adımlar atıldı.” diye konuştu.

Ancak 21. yüzyılın ikinci 10 yılında işlerin biraz geri gitmeye başladığını, popülist hareketlerin dünyanın birçok yerinde yükseldiğinin görüldüğünü aktaran Gül, birçok gelişmekte olan ülkenin, demokratik standartlarını, hukuk standartlarını yükseltmek için mücadele verirken, köklü reformlar hedeflenirken, birden bire gerilemeye başladığına dikkati çekti. Bunun çok kaygı verici olduğunu dile getiren Gül, “Popülizmin ilk rüzgarları önce Latin Amerika’da esti, sonra durdu. Bu on yıl içinde özellikle Avrupa’da ve daha sonra bugünkü Amerikan yönetiminin ve başkanının seçim kampanyasıyla başlayan dili, söylemleri ve ülkeyi yönetiş tarzıyla, bütün dünyada esmeye başladı. Bu çok kaygı verici özelikle dünyanın önemli ülkelerinin, dünya politikasında ağırlığı olan ülkelerin bu tip politikaları tercih etmelerinin neticeleri muhakkak ki vardır.” diye konuştu.

Tarihin en kötü popülizminin 2. Dünya Savaşı’ndan önce yaşandığını belirten Gül, sözlerine şöyle devam etti: “O zaman popülizm, faşizm şeklinde de ortaya çıktı ve önce kendi ülkelerinde daha sonra bütün kıtada çok büyük acılar çektirdikten sonra maliyetini insanlar ödediler. Ama bugün gördüğümüz popülizm, otoriter bir yönetim şeklinde ortaya çıkıyor. Herhalde bugünkü dünyada faşizm olacak hali yok veya komünizmin eskiden olduğu gibi o acımasız diktatörlüklerinin yaşanacağı artık herhalde mümkün değil. Ama başka bir şekilde, daha otoriter yönetimler şeklinde ortaya çıkmaya başladı. Hepsinin ortak özelliği de şu; büyük hayal kırıklığı çeken toplumları, halkları, öfkelerini onların hissiyatlarını bilinçli bir şekilde hedef alarak, onların zafiyetlerini istismar etmeye başladı. Aslında popülizm bu. Popülizmin ortaya çıkışı, büyük adaletsizlikler, bunlar ekonomik veya siyasi birçok farklı düşünceler, hayal kırıklıkları insanların yaşadıkları ama bunları bilinçli bir şekilde istismar etmek için yaklaşmak çok acı. Bunun çok geliştiğini görüyoruz. Bu tip popülist tarzlar muhalefetteyken sözde kalır. Tabii çok yıkıcı olur. Bir taraftan kitlelerin hissiyatını ateşlediği için kitleleri bir şekilde eğitmiş oluyor.

Ama iktidarda olursa popülist siyasi akımlar veya iktidardakiler popülizm yaparlarsa bu çok daha tehlikeli olur. Çünkü söylemle uygulama birleştiği andan itibaren bunun neticeleri çok büyük sıkıntılar getirir. Toplumlara, ülkelere çok büyük zararlar ortaya çıkartır.”

İstanbul, 28 Şubat 2018

Not: Bu yazı serisi hazırlanırken Marmara Grubu Vakfı 22. Avrasya Ekonomi Zirvesi ile ilgili konuşmalardan ve vakfın web sitesinden faydalanılmıştır.