ACI KAYBIMIZ VE DARGINLIKLAR

Cumartesi günü amcamın oğlu Nejat Aycan’ı Ankara’da toprağa verdik. Benden altı yaş büyük olan Nejat Ağabey, oldukça hareketli gençlik yılları geçirdi. Astsubay olarak Kore Birliği’nde iki yıl kadar Birleşmiş Milletler emrinde görev yaptı. Ordudan emekli olduktan sonra Ankara’ya yerleşti. Bir müddet inşaat müteahhitliği yaptı. Amcam ve babam gibi yaşamayı seven Nejat ağabeyin masa sohbetlerine ve uzun süren akşamlarındaki neşesine doyum olmadığını, cenaze töreninde rastladığım arkadaşları anlattılar. Şişman, güler yüzlü amcaoğluna Tanrı’dan rahmet, geride kalan ailesine başsağlığı diliyorum.

Böyle acılı bir günde, sosyal bir konuya bu olayla girmem ne kadar doğru olur bilmiyorum. Ama bu fırsatı her zaman bulamayacağım için herkesin hoşgörüsünü bekliyorum.

Baba tarafım, 93 harbinde (1877) Rusların Ahıska’yı (Kars civarında) işgal etmeleri üzerine, orayı terk ederek Samsun’a göç etmiş bir aileden gelmektedir. Samsun’da dünyaya gelen babam, çocukluk yıllarını Samsun’da geçirmiş. Samsun’la Çorum arasında atlı arabalarla nakliyatçılık ve ticaret yapan babası İsmail ve ağabeyi Rıza’ya yardım etmiş. Amcamın çok uzun boylu oluşu, yiğit görünümü ve gözünü budaktan esirgemeyişi, soyguncuları ve eşkıyaları korkuturmuş. Bu da, onların nakliyatçılık işlerinin çok gelişmesine neden olmuş.

Büyük babamın ve büyük annemin çok kısa aralıklarla vefat etmeleri, Çorum’un Kaymakçı köyünde yaşayan Ahıska’dan göç etmiş bir ağanın kızıyla evlenmiş oluşu, amcamın, halamı ve babamı da alarak Çorum’a taşınmasına vesile olmuş. Halam Kızılot Şükrü ile babam da Gökeşme ve Hanoğlu sülalesinden gelen annemle evlenerek kendi yuvalarını kurmuşlar.

Anadolu’da, dün olduğu gibi bugün de aile içinde var olan dedikodular ve kırgınlıklar, zaman zaman bizimkiler arasında da var olmuş. Atatürk döneminde soyadı alınması mecburiyeti getirildiğinde, kesin olarak bilmememe rağmen, içinde bulundukları dargınlıktan dolayı amcam “Aycan”, babam “Ezer” soyadını almış. Yıllarca iki aile farklı aile soyadını taşıdık. Zaman içinde ailemiz için “Ezer” soyadının bir mana ifade etmediğini ve bizi herkesin Samsunlular olarak tanıdığını tespit ettik. İşte bu nedenle 1950 yılında açtığımız bir dava ile soyadımızı “Samsunlu” olarak değiştirdik. Ne yazık ki amcamız, birlikte değiştirelim ricamızı da kabul etmemişti. Nejat ağabeyin gazetede çıkan ilanında amcam, “Çorum eşrafından merhum Samsunlu Rıza…” diye tanıtılıyordu.

Dilimizde “yiğit namıyla anılır” şeklinde bir söz vardır. Gönlüm isterdi ki, iki aile de aynı soyadını taşıyalım. Ama aile içi gerilimler buna ne yazık ki imkan vermedi. Acaba bu gecikmiş girişimi yeniden ben başlatsam mı diye düşünmüyor değilim…

Bu detaylı anlatımımla varmak istediğim sonuç şudur:

  • Ailelerin birlik ve bütünlüğünü bozacak hiçbir adım atmayalım.
  • Ailelerin birlik ve beraberliği Türk örf ve adetlerine göre çok önemli olduğundan, ufak-tefek çıkarlar için onu yıkmayalım.
  • Ailelerin kadınları, biraz da bol zamana sahip oluşları nedeniyle, dedikodu yapmaktan uzak durmalı, aile ile hiç ilgisi olmayan kimselere, aile içinde kalması gereken hususları anlatmamalıdırlar.
  • Aile fertleri, bilhassa kadınları, birbirleri ile yarışa girmemeli, lüzumsuz masraflarla aileyi sıkıntıya düşürmemelidir.
  • Ailenin büyüğü öldüğü zaman aile içinde verilecek kararla belirlenen yetkilinin etrafında yaşam aynen devam ettirilmelidir.
  • Ailelerin mümkünse toplu yaşaması teşvik edilmeli ve insanları birbirlerine yabancılaştıran ayrı ayrı yaşayan çekirdek ailelere dönüşmesi sevgi ile engellenmelidir.
  • Ailelerin iyi geçinmesi için evlatlarının eğitim ve kültür seviyelerini yükseltmeleri gerekir. Ayrıca onların meslek sahibi olmaları, zenginleşmeleri ve ekonomik bakımdan kuvvetli olmaları, aile için çok önemlidir ve problemleri ortadan kaldıracaktır.

Bir vefat haberini sizlerle paylaşmak isterken, sosyal bir soruna değinmeden edemedim. Gönlüm ailelerin “Koç”, “Sabancı” ailelerinde olduğu gibi birlikteliklerini sürdürmelerini, büyümemelerini, yıkılmamalarını ve dağılmamalarını arzu ediyor.

İstanbul, 18 Mayıs 1999