AİLE İÇİ EVLİLİKLER

Bugün elime geçen 10 Mayıs 1999 tarihli Çorum Haber Gazetesi’nde “Üç çocuğu da doğuştan özürlü kadın Çorum’da Yılın Annesi” haberi dikkatimi çekti ve okumaya devam ettim: “Bugün yaşları 18, 17 ve 14 olan üç özürlü çocuğunun altını değiştiren, suyunu içirip yemeğini yediren Hatice Aygün isimli kadın, Çorum’da Yılın Annesi seçildi.” Şeklinde verilen haberin bu kısmında durakladım ve kendi kendime bu bir aile içi evlilik olsa gerek diye düşündüm. Ve okumaya devam ettim: “Çorum’da Yılın Annesi seçilen Hatice Aygün, 1955 yılında Alaca’ya bağlı Büyük Keşlik Köyü’nde dünyaya geldi. Eşi ve aynı zamanda da dayı çocuğu olan İsmail ise 1959 doğumlu. Yaklaşık 20 yıl önce her yeni çift gibi çok güzel duygularla hayatlarını birleştirerek dünya evine girmişler, sonuçtan habersiz bir şekilde… Akraba evliliğinin yol açabileceği olumsuzlukları bilmeden.”

Değerli okuyucularım, aile içi evlilikler tıbbi bakımdan hiçbir zaman uygun görülmemesine rağmen, bizim toplumumuzda özellikle iki nedenle gerçekleşmektedir. Bunlardan birincisi zenginliğin, diğer bir ifadesi ile mirasın parçalanmaması, aile içinde kalması, ikincisi ise, töreler nedeniyle dışarıda arkadaşlık kuramayan gençlerin aile içi serbestlikten de yararlanarak, birbirlerine yaklaşımları ve aşık olmalarıdır.

Bu konunun tıpla ilgili hususlarını sizlere en iyi açıklayabilecek kişinin, bu gazetede yazan Dr. Rifat Patır ağabey olduğuna inanıyorum. Bu konuyu lütfedip ele alırsa, kendisine minnettar kalırım.

Lisede biyoloji derslerinde “Mandelson Kanunlarını” ele aldığımızda, bir beyaz tavşanla siyah tavşanın birleşmesinden birinci ve ikinci göbekte doğanların beyaz olmasına mukabil, üçüncü göbekte oluşan yavrunun siyah olduğunu öğrendiğimizi hatırlıyorum. Buradan şu sonuç çıkarılabilir; canlıların genleri yeni yavruların oluşmasını etkiler. Benzer genleri ihtiva eden canlılar bir araya geldiklerinde, aynı genleri taşıdıklarından, bu genler baskın olur ve yeni yavruda bu genlerin etkisi görülür. Bir misal vermek gerekirse, göz bozukluğu olan bir kimse, normal bir kimse ile evlenirse, bir bozukluk ortaya çıkmayabilir. Fakat iki tarafta da bozukluk varsa, yavrularında da bu hastalık ortaya çıkabilir.

Değerli okuyucularım, her ne sebeple olursa olsun aile içi evliliklere müsaade etmeyin, istemeyin ve sebep olmayın. İleride telafisi zor durumlara yol açarsınız, mutsuzluklar yaratırsınız. Burada olduğu gibi yavrularınızın, Hatice Aygün’ün “Şu anda elim ayağım tutuyor ve çocuklarımın bakımını yapıyorum. Ancak, bu nereye kadar gidecek? Ya başımıza bir iş gelir de ölürsek, o zaman bu çocuklarımıza kim bakacak?” derken akıttığı gözyaşlarını akıtmasını ve hıçkırıklara boğulmasını istemiyorsanız, onların aile içi evlilik yapmasını muhakkak engelleyiniz.

Burada, çocukluğum sırasında bu konuda ailemde yaşadığım bir olayı da anlatmadan geçemeyeceğim. Annem, bir gün babama ailemizin akrabalarından birisinin kız kardeşimi, oğulları ile evlendirmek için ziyarete geldiğini söylediğinde, babamın müthiş kızdığını, kendisine has az rastlanan öfkeli durumunu takındığını gördüm. Babam, anneme “Ben sana kaç defa söyledim, aile içi evlilik istemiyorum. Gelecek nesilleri tehlike altına atamayız” diye bağırıyordu. O zamanlar çocuk olduğum için olayı kavrayamamış ve babamın bağırmasına bir mana verememiştim. Bugün ise bu konuyu iyi anladığım ve işin vahametini Aygün ailesi örneğinde gördüğüm için bu yazıyı kaleme aldım.

Torunlarımızın evlatlarımızın sakat, özürlü ve bakıma muhtaç olmasını istiyor musunuz?

15 Mayıs 1999