AVRUPA BİRLİĞİ KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ AÇIKLANDI

1963 yılında başlayan Avrupa Birliği’ne üye olma hareketimiz ve serüvenimiz inişli ve çıkışlı bir şekilde devam ediyor. O yıllarda 6 üyesi olan AB’ye Yunanistan’la birlikte ‘Assosiye Üye” olarak girmiş olmamıza rağmen bugün üye sayısı 15 ve aday üye ülke sayısı 13 olan topluluk treninin ne yazık ki en son vagonunda oturuyoruz. Aramızda olan ilişki “Gümrük Birliği” sayesinde nisbeten işlerlik kazanmıştır.

1970’li yıllarda Yunanistan’la birlikte asil üye olarak girmek üzere davet edildiğimiz AB’ye, nedenini halen tam olarak anlayamadığım “Hazır olmama” gibi bir açıklama ile katılmadık. O zamanlar “Demir Perde” yıkılmadığı için üyelik için ön koşullar ve istenenler bugün olduğu kadar geniş kapsamlı değildi. Yunanistan’ın daha sonra da İspanya ve Portekiz’in üyeliği bu şartlar altında kolaylıkla sağlandı. Bu ölçüde bizden kaynaklanan sorunları karşı taraf iyi değerlendirerek Türkiye’yi dışladı.

Vaktinde binmediğimiz trenle şu anda binmek istediğim aynı değil. Aradan geçen zaman ve bilhassa “Doğu bloğunun” çökmesi ile artık Avrupa Birliği her bakımdan çok farklı konumda … Üye ülkelerin bünyesinde yer aldığı tek bir devlet haline dönüştürülmesi düşünülmekte, kendi müşterek ordusunu kurmakta ve yavaş yavaş Brüksel Avrupa’nın başkenti olma yolunda mesafe kat etmektedir.

Avrupa Birliği’nin “Ortak Anayasa çekirdeği”ni oluşturacak ve 54 maddeden oluşan “Avrupa Temel Haklar Şartı”nın Fransa’nın Nice kentinde gelecek ay yapılacak zirve toplantısında kabul edilmesi beklenmektedir. Burada yer alan önemli maddelerden bazılarını konuya AB’nin nasıl yaklaştığı ortaya koyabilmek ve değerlendirmeniz için aşağıda veriyorum:

  • Madde 1: İnsan haysiyeti dokunulmazdır.
  • Madde 2: Herkes yaşam hakkına sahiptir. Kimse ölüm cezasına çarptırılamaz, infaz edilemez.
  • Madde 11: Herkes ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu hak özgürce fikir sahibi olmak; kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın bilgi toplama, yaymak özgürlüklerini içerir…
  • Madde 12: Herkes barışçı yollarla toplanmak, her düzeyde dernek kurmak hakkına sahiptir.
  • Madde 22: Kültür, din, dil farklılıklarına saygı gösterilecektir.

Bütün bu maddeler bir yıl önce ülkemizin aday ülke olarak kabul edildiği Helsinki zirvesinde atıf yapılan “Kopenhag Kriterleri”nde belirtilenlerden farklı değildir. Kopenhag Kriterlerinde tam üyeliğe kabulün ön şartı olarak belirlenen siyasi kriter tam üyeliğe kabulü, aday ülkelerin tün organlarıyla demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarının korunmasını garanti altına alacak bir yapıya sahip olmasına bağlanmıştır.

Dün açıklanan “İlerleme Raporu” ile üyeliğin gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri içeren “Katılım ortaklığı Belgesi” (KOB) genelde yukarıda açıkladığım “Kopenhag Kriterleri” ve “Avrupa Temel Haklar Şartı” ile uyum halinde olup temel talepleri içermektedir. KOB’nin oldukça yumuşak bir üslupla hazırlanmış olması “azınlık”, “Kürt”, “Öcalan” gibi konulara ülkemizi rencide edecek şekilde girilmemiş oluşu sevindiricidir. Demokrasimizin totaliter rejimlerden yeni çıkmış Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerden daha olumsuz değerlendirilmesi üzücüdür.

Türkiye’nin beklenenden önce AB’ye girişi aşağıda belirttiğim hususların başarılabilmesi ile ilgilidir:

  • Ölüm cezalarını uygulamamaya devam,
  • Bütün yurttaşlara ana dilde eğitim ve radyo-televizyon yayınız yapma hakkının tanınması,
  • İfade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması,
  • Milli Güvenlik Kurulu’nun sivilleştirilmesi, bir ölçüde geri plana çekilmesi ve danışma kurulu niteliğine kavuşması.

AB kaynaklarının “Ne sizi ne de Atina’yı kırmamaya çalıştık” sözleri ile açıkladığı “Kıbrıs” ve “Ege” konuları, her iki ülkeyi tatmin edecek şekilde KOB’de yer aldı. Atina’nın ısrarı üzerin “Kıbrıs sorunu”, “ilkeler” bölümünden çıkarılıp “Kısa vadeli öncelikler” bölümüne alındı. Buna karşılık “Ege sorunu” Ankara’nın istediği şekilde belgenin girişinde “ilkeler” bölümünde kaldı.

Avrupa Birliği’nin izlediği stratejilerde kitlesel göç ve İslamcı akımları engelleme yönünde önlemlerin varlığı da dikkat çekmektedir.

Halkımızın yüzde 70’nin AB’ye girmek istediği ve hiçbir partinin bu fikre karşı olmadığı dikkate alındığında Türkiye, yapacağı düzenlemeleri takvime bağlayarak, “Ulusal Program”ı hazırlamalı, yıl sonuna kadar AB’ye iletmelidir.

Bir sonraki yazımda bu konuları tartışmaya devam edeceğim.

İstanbul, 9 Kasım 2000