AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ VE UYGULAMA ÖRNEKLERİ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hakkında dün genel anlamda bilgi vermiştim. Bugün de bu mahkemenin baktığı davalardan bazılarını sizlere aktaracağım. Ayrıca bazı kişisel karşılaştığım olayı ortaya koyarak, böyle bir mahkemenin gerekliliğini vurgulayacağım.

Bazı örnekler;

  • Fransa’da yaşayan Afrikalı Selmoni’ye işkence yapılıyor. Hakkını koruyamayan ilgili AİHM’ye gidiyor ve Fransa mahkum oluyor.
  • Almanya orada yaşayan yabancıların engellediği için mahkum oluyor.
  • Norveç’te yavru fok balıklarının öldürülmesi uygun yöntemle yapılmadığı için AİHM’de yargılandı.
  • Alman asıllı bir genç Amerikalı bir kızla evlenmek istemiş. Kızın ailesi vermemiş. Anne ve babasını öldüren genç kızla birlikte İngiltere’ye kaçmış. Burada sahte çek olayından yakalanan genci ABD kendilerine iade edilmesini istemiş. Ancak İngiltere ABD’de idam olduğu için vermiyor. ABD’den bir savcının verdiği garanti yeterli görülmüyor. AİHM de ABD’de idam olduğu için ihtiyadi tedbir alıyor ve iade edilmesini kabul etmiyor.
  • İngiltere’de bir homoseksüel subay olmak istiyor. Ordu kendisini kabul etmiyor. Eşcinsellerin orduya sokulmamasını insan haklarını ihlal kabul eden AİHM İngiltere’yi mahkum ediyor.

Gelelim benim yaşadığım iki kişisel olayın değerlendirilmesine;

B tip bir mahkemenin gerekli olduğuna inanan insan kişisel yaşadıklarını göz önüne getirince hak veriyor. Eminim ki sizin de benzer yaşadığınız olaylar vardır. Bu arada konuyu biraz açmayı istiyorum.

1.Örnek:              1957 yılında Çorum Çimento Fabrikası’nın inşaat bitip de imalata geçebilmek için su bulunamayınca, fabrika sahada açılan kuyudan artezyen şeklinde su çekti. Ama bunu takiben Ilıca Bağları’nda ortaya çıkan susuzluk ve sahibi bulunduğumuz Yeni Hamam’ın suyunun kesilmesi ile ilgili girişimler o zaman yetersiz kaldı. Eminim ki bu bugün yaşansa idi tüm bağcılar ve biz bu kadar mağdur olmazdık.

2.Örnek:              Rahmetli babam 1950’li yıllarda Eşref Maroğlu’nun İstanbul’da Kartal Semtinin oldukça dışında sattığı (belki pazarlamasına yardımcı olduğu) arsaları almıştı. Bunlar yıllarca değerlenmedi. İkinci Köprünün ve bağlantı yolları nedeniyle bu arsalarımızdan bir tanesi karayollarımızca istimlak edildi. Belirlenen istimlak bedelini yıllarca alamadık (tahminim 4-5 yıl). O arada enflasyon yüzde 80 ile 120 arasında iken devlet bize yüzde 30 gecikme faizi ödedi. Diğer bir ifade ile paramız pul oldu. Devletimize olan saygımızdan dolayı gitmiş olsaydık kazanacağımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmedik.

Bugün Avrupa’nın değer verdiği konuların başında insan hakları gelmektedir. Her bir “ulus-devlet” olan üyelerinin, fertlerini mağdur edecek tutumlardan kaçınması ve yasal değişiklik de dahil gerekli adımları atması Avrupalı olmanın şartıdır.

İstanbul, 20 Aralık 1999

Not: Dün akşam, İstanbul’da yaşayan Çorumlu’lar ÇEKVA’nın tertiplediği iftar yemeğinde bir araya geldi. Böyle mübarek günde aramızda bir sevgi bağı oluşmasına vesile olan yöneticilerine ve bilhassa bayanlardan oluşan tertip heyetine teşekkür ediyorum.