BOŞANMA

Birkaç gün önce “Böyle reklam olmaz” başlıklı yazımı sizlere sunmuştum. Üzerinde durduğum reklamda, karşılıklı sevgilerini ve saygılarını yitirmiş bir ailenin hoş olmayan yaşantısını incelemiştim. Bu reklamı değerlendiren Duygu Asena “Bu çift boşanmalı…” diyerek yürümeyen evliliklerde boşanmanın bir çıkış yolu olduğunu yazıyordu.

Acaba çiftler boşanmalı mı? Yoksa boşanmamalı mı? Sorusu aileleri, toplumları çok ilgilendirmektedir. Boşanma oranları tüm dünyada hızla artarken Türkiye istatistiklerde son sıralardaki yerini korumakta olmasına rağmen bir artış vardır. Şu anda boşanma yüzde 7 civarındadır.

Aldatmanın, sevgisizliğin, az da olsa aile içi şiddetin, güven eksikliğinin neden olduğu boşanma oranları Avrupa’da 1970’li yılların iki misline çıkarken, Belçika, İsveç ve Amerika’da her iki çiftten birisinin boşandığı göze çarpmakta, İspanya ve İtalya’da boşanma oranlarının çok düşük olması dikkat çekmektedir.

Devlet İstatistikleri Enstitüsü (DİE)  tarafında yapılan araştırmalarda ülkemizde büyük şehirlerde, Marmara ve Ege bölgesinde boşanmanın yoğun olarak görüldüğü (yüzde 1), diğer taraftan en düşük boşanmanın Doğu Anadolu ve Güneydoğu’da (binde 3) olarak tespit edilmiştir. Bizdeki boşanma olaylarının en önemli etkeni eşlerin birbirini aldatması olarak dikkati çekerken, alkol, geçimsizlik, aile içinde şiddet ve çocuk olmaması da nedenler arasında vardır.

Bu veriler (değerler) incelendiğinde boşanmanın ekonomik kalkınmanın artmış olduğu, çiftlerin kendilerini maddi bakımdan yeterli görmeleri, dini değerlere verilen önemin azaldığı, dünyaya bir defa gelindiği, yaşamdan en yüksek düzeyde zevk alınması gerektiği, aileni ayak bağı oluşturduğu gibi nedenler ileri sürülmektedir. Diğer taraftan aile bağının kuvvetli olduğu dini değerlere önem verildiği, ekonomik bakımdan kalkınmanın istenilen seviyelerde olmadığı ülkelerde (İspanya, İtalya, Türkiye) boşanma yüzdelerinin düşük olduğu görülmektedir.

Boşanma olayından en çok etkilenenler çocuklar olup, boşanma sonrası süreçteki yaşanan sorunların en önemlileri çocuklardan kaynaklanmaktadır. Bir öğretim üyesi olarak annesiz ve babasız bir ortamda yaşamak zorunda kalan çocukların ruhsal durumlarının iyi olmadığını, sevgi eksikliği nedeniyle yaşamlarını boyunca zorlandıklarını izledim. Bu nedenle ailelerin çocuklarını da düşünerek ufak tefek anlaşmazlıkları büyüterek yuvalarını yıkmamalarını istiyor ve aile müessesesinin toplumun temeli olduğunu unutmamalarını hatırlatıyorum.

İstanbul, 22 Aralık 1999

Bu yazı yazılırken 10 Haziran 1999 tarihli Milliyet gazetesinden yararlanılmıştır.