DEPREM-HASTANE-İTFAİYE

Bu depremde büyük hasarlar, kamu binalarında meydana geldi. Düzce’de başta devlet hastanesi ve itfaiye olmak üzere çeşitli kamu kuruluşları etkilendi. Kaynaşlı’da belediye, itfaiye, sağlık ocağı ve okullarında bulunduğu kamu binalarının tamamına yakını yerle bir oldu. Bolu’da Bağ-Kur’a ait binada önemli çatlaklar oluştu ve lojman bölümü tamamen çöktü.

Normal olarak kamu binalarının çok sağlam yapılması ve deprem de dahil tüm afetlerde vatandaşa hizmet verebilmek için ayakta durması gerekir. Durum bizde hiçte öyle değil, Devlet hastanesi, sağlık ocağı, itfaiye gibi çok önemli yapılar en çok hasar görenler arasında.

Bu durumu değerlendirmeden önce bir anımı sizinle paylaşmayı istiyorum. Büyük hasar yaratan 1983 yılında Erzurum-Kars’ta meydana gelen depremden bir müddet sonra Erzincan da sallandı. Allah’a şükür, oraya ulaştığımda zararın büyük olmadığını ve bilhassa can kaybının olmadığını sevinçle öğrendim. Bakan olarak yerinde yaptığım tetkiklerde kamuya ait binalarda önemli hasarlar oluştuğunu gördüm. Daha sonra yaptığım basın toplantısında “Kamuya ait yapılardaki hasarlar dikkat çekicidir” şeklinde bir açıklamada bulundum.

Ankara’ya döndüğümde konu ile ilgili olarak bilmek üzere hükümet toplantısına gittiğimde Bayındırlık Bakanımızın her zaman olduğu gibi bana yakınlık göstermediğini ve yüzünün asık olduğunu gördüm. Toplantı açılır açılmaz söz alan Bayındırlık Bakanı benim basın toplantısında konuştuklarımı dile getirdi ve kendi Bakanlığının sorumluluğu alanında bulunan kamu binalarındaki hasarla ilgili açıklamamdan rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Bunun üzerine Başbakan sayın Ulusu şu soruyu sordu “Sayın Bakan, sizin sorumluluğunuzda mı yapıldı?” Bayındırlık Bakanı Önalp’ın cevabı çok kısa idi “Hayır, Başbakanım” Başbakan bu cevap üzerine “O halde, Sayın Samsunlu’nun beyanı sizi rahatsız etmemelidir. Ve yerinde yapılmış bir açıklamadır” dedi.

Her nedense kamu binaları her depremde en büyük hasarı görür. Nedeni bellidir! Daha önceki yazılarımda yazdığım gibi ülkemizdeki müteahhitlik müessesi bazı istisnalar dışında devleti soyan kurumlar haline dönüşmüştür. Bunları devlet adına kontrol edecek kontrol teşkilatları da bazen bilgisizlik, bazen ilgisizlik, bazen de aldıkları rüşvet nedeniyle görevlerini yerine getirememekte veya getirmemektedirler. Bu kısır döngü içinde, olan ülkeye ve vatandaşlara olmaktadır.

Bu kamu yapılarının yıkılmaları nedeniyle göz göre göre yapılamayan ameliyatlar, söndürülemeyen yangınlar sonucu ölüme gidenlerin feryatları, bu kişileri mahşere kadar rahatsız edecektir. Ayrıca Tanrı’nın onları mahşerde de en ağır şekilde cezalandıracağını tahmin ediyorum.

Kul hakkı cezasız kalmaz…

İstanbul, 15 Kasım 1999