DEPREM KİMİ VURUR?(II)

Prof. Dr. Celal Şengör’ün “Deprem Kimi Vurur?” konulu açıklamasının ikinci kısmını aşağıda veriyorum.

Deprem cahillerle birlikte aptalları da vurur, çünkü aptal, her şeyden önce cehaletten nasıl kurtulması gerektiğini bile düşünemez. Çocuğunu modern doğa bilimlerinin okutulduğu çağdaş okullar yerine, hurafelerin terennüm edildiği yerlere göndermeye kalkar. Bütün modern dünyanın refah, emniyet ve bekasının temin eden bilim teknolojiye sırt çevirerek detaylarını tarihçilerin bile bilemediği geçmiş çağların karanlığında ümit ve kurtuluş aramaya yeltenir. İlerideki refah ve rahatlık için bugün biraz sıkıntıya katlanmaya katiyen gelemez, çünkü ileriyi görme yeteneğinden mahrumdur. Bu nedenle zor okullarda geçirmeye, her yaptığını önceden detaylı bir şekilde düşünüp planlamaya, yani kafacığını biraz zorlamaya, hatası kendisine işaret edildiği zaman bundan ders çıkarmaya hiç niyeti yoktur. Çaba gösterip bir şeyler öğrenmeden diploma kapıp sefil bir cemiyet hayatı içinde krallık taslamaya, kendine olmayan bilgiler vehmedip bilgiçlik satmaya, her şeyin ve her şeyin yalnızca kendisine malum olduğunu etrafına empoze etmeye meraklıdır. Aptal kendisi gibilerle vakit geçirir, iş yapmaya kalkar, akıllıların etrafında bulunmasına tahammülü yoktur. Aptal, kendisine ve çocuklarında sağlam bir gelecek için modern okullar, gerçek üniversiteler, çağdaş hastaneler, sanat merkezleri, parklar, bahçeler, sevimli ve sağlıklı yaşam ortamı, akılcı yasalar ve bu yasalara uyulmasını sağlayacak gerçek bir hukuk sistemi yaratacak uzun vadeli ve gerçekçi düşünen ve bunu anlatabilen dürüst, bilgili ve akıllı politikacılara hiç iltifat etmez. O yalanla kandırılmak için yaratılmış gibidir, kendini kandıranlardan da kandırıldığını anlamadığı için hesap yerine orman kanunu ister ve sanar ki kendisi bu ortamda herkesin üstüne çıkacak, herkesi sömürebilecektir. Doğa ile ilgisi hiç yoktur. Zanneder ki birileri kendisini hep kollayacaktır. Hatta doğa arada bir şamarını vurduğu zaman bile kendine gelemez, felaketi fatura edecek başka sebepler bulur ve bunu kendisi gibi aptallara heyecanla anlatır. Ona buna yakarılır, ondan bundan medet umulur, ama doğaya bakmak, ondan öğrenmek hiç aklına gelmez. Felaket aptala ders olamaz, çünkü aptalın zekası öğrenmeye müsait değildir.

Demek ki depremden korunmanın ikinci şartı da aptala fırsat verilmemesidir!

İşte yukarıda anlatılan tür cehalet ve aptallık Atatürk’ün toplumumuzdan kovmaya çalıştığı en büyük düşmanlardı. Onun için o en önemli zaferi savaş meydanında değil, okullarda, üniversitelerde, konservatuarlarda; sanat atölyelerinde bekliyordu. O bir felaketten kurtardığı yurttaşlarının, bundan sonra gelecek her felakete hazır olmalarını istiyordu. Aptalın cahili kandırmasını görmekten bıkmış, bezmişti. Halkının gerçek felaketini aptalların hükümranlığında görüyordu. Bu yüzden ona cehaletten kurtulmasını tavsiye etmiş, bunu yapabilecek imkanların temelini atmıştı.”

Ülkemizin içinde bulunduğu durum 17 Ağustos depremi ile açık ve seçik bir şekilde oraya çıkmıştır. Bu konuşmalar hepimizi düşündürmelidir. Değerlendirme size ait…

İstanbul, 10 Ekim 1999