DEPREM VE ARSA ÜRETİMİ

Ülkemizi etkileyen, yıkan ve binlerce vatandaşımızın ölümüne ve yaralanmasına neden olan son depremleri İstanbul dışında olduğum için bizzat yaşamamıştım. Bu Perşembe günü Üniversitemizin Taşkışla binasında ders verirken ilk defa şiddetli olmayan bir artçı deprem yaşadım. Öğrencilerim ve ben fazla telaşlanmadık. Belki de binanın çok eski bir yapı oluşu yanında kalın taş duvarları depremi korkucu bir şekilde hissetmemizi engelledi… Cuma akşamı sizin de Çorum’da hissettiğiniz 7.2 şiddetindeki depremi kızımın evinde yaşadım. Sallandığımız süre çok uzun geldi, şaşırdığımızdan hiçbir şey yapamadık, hepimiz dairenin girişine koştuk ve orada kalakaldık… Şiddetli deprem Düzce ve Kaynaşlı’yı vurmuştu.

Bugün, hafta sonu olduğu için yüksek bir binanın 13. katında olan evimizden çıkmadık. Gazeteleri okuyan ve haberleri dinleyen eşim, Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’nın “İstanbul’un 20-25 kilometre güneyinden geçen hatta deprem olma olasılığının (ihtimalinin) bulunduğunu bildirmesi ve “İstanbul bu kez daha fazla etkilenecektir” beyanatı ile İTÜ’den Prof. Dr. Celal Şengör’ün “Bölge tetiklendi” açıklaması üzerine çok huzursuz oldu. İnşaat mühendisi, öğretim üyesi ve İmar İskan Bakanlığı yapmış bir kişi olarak bu korkusunu anlamam ve bir şeyler yapmam gerektiğini ifade etti.

Konuyu birlikte inceleyecek olursak 10 yıl önce inşa edilen böyle yüksek bir binanın (14 katlı) depreme bir veya iki katlı bir binaya nazaran daha az dayanıklı olduğu tartışılamaz

17 Ağustos depreminde ayakta kalan binaların az katlı ve bilhassa aralarının tuğlalarla doldurulduğu (eski Çorum evleri gibi) ahşap yapılar olduğu görülmüştür. O halde benim, evdeki korkuyu yenebilmem için bir arsa bulup belirttiğim tip bir ev inşa etmem gerekir.

İstanbul’da oturabilecek bölgelerde arsa bulmak pek mümkün olmadığı gibi ekonomik gücümün buna yeteceğini de tahmin etmiyorum. İmar Kanunu’nda da tavsiye edildiği gibi arsa üretilmeyen bir şehirde ne yapacağım?

Kanun ve nizamlara uymayan birisi olsam, tasvip etmesem de ben uygun bir yerde, belki de Boğaz’ı gören ve üstelik sağlam olan tepelerde kamuya ait bir yeri işgal edip evimi yapacağım.

Anladınız mı gecekonduların neden yapıldığını? Arsa üretmeyen yerel ve merkezi yönetim, insanları bu şehirde nasıl inşa edildiğini bilinmeyen, zemin etüdünden yoksun, statik hesaplar ve inşaatı kontrol edilmeyen çok katlı binalarda oturmaya ve belki de doğabilecek depremlerde ölmeye mecbur kılınıyor…

400 ölü ve 2000 yaralı olarak ortaya konan acı tablo, hepimizi can evimizden vurdu ve üzüntü içinde bıraktı. Ülkemizin yaşadığı ve içinde bulunduğu endişe verici afetler hepimizi derin derin düşündürüyor. Yetkililer görevini yapmaz ise bireyler ne yapabilir?..

Kaybettiklerimize rahmet, yaralılara şifa diliyorum

İstanbul, 14 Kasım 1999