DEPREM VE ÇOCUKLAR

Bodrum’dan İstanbul’a Pazar günü dönmeme rağmen sizlere altı günden beri seslenmeye gücüm yetmedi. Deprem yöresinden uzakta iken psikolojik olarak bu kadar etkilenmemiştim. Burada insanların içinde bulundukları ruhsal durum beni çok etkiler. Depremin şokunu üzerinde atamayan meslektaşlarım üniversite de suskun ve üzgün dolaşıyorlar, fazla verimli olmayan bir çalışma sergiliyorlar. Aynı bölümde beraber çalıştığımız Osmancıklı hemşehrimiz Doç. Dr. Lütfi Akça, Anadolu Lisesi’nde okuyan oğlunun deprem gecesinden beri odasına yalnız olarak girmeyi istemediğini ve uyuyamadığını anlatırken bu felaketin yarattığı psikolojik etkiye iyi bir örnek veriyordu.

İstanbul’da depremin yalnız sarsıntısı ile etkilenmiş arkadaşımın oğlunun durumu ile yıkılan binaların altında çıkarılan ve hatta ailesini, kardeşlerini ve arkadaşlarını kaybetmiş çocukların ruhsal durumunu mukayese edebilir misiniz? Karşılaştırılması mümkün değil, bu çocuklar bu olayın tesirini uzun zaman unutmayacaklar ve ölüm korkusunu belki de hayatları boyunca üzerinden atamayacaklar. Onları biran önce deprem psikolojisinden kurtarmalıyız, yaşadıkları şoku atlatmalarına yardımcı olmalıyız.

Yalova’da Yüksel Sitesi’nde, Ceylan Sitesi’ndei Veli Göçer Sitesi’ne ve isimlerini tek tek sayamadığım bir çok sitede tatillerini geçiren çocuklarımızdan bir çoğu demirden, kumdan, çimentodan çalarak servetlerine servet katan müteahhitlerin kurbanı oldu. Bu insanlar, bu çocukların boş boş bakan gözlerini, yüreklerinde taşıdıkları korkuyu para hırsızlarını bir tarafa bırakarak görüp, hissedebiliyorlar mı? Hiç zannetmiyorum. Onlar için önemli olan kendi çıkarları ve menfaatleri…

Yalnız müteahhitler mi bu çocukların durumundan sorumlu? Hayır, bu yapıların inşasına ve kontrolüne katkıda bulunan mimar ve mühendisler, ruhsat veren belediyelerin teknik elemanları, oy uğruna her şeye göz yuman ve inşaata uygun olmayan alanlara imar getiren imar komisyonu üyeleri ve belediye başkanları… Evet, sorumlular burada bitiyor mu? Devletin memurları, hükümetler, bakanlar, başbakanlar ve cumhurbaşkanları da sorumlu… Tabii ki bunları menfaati için bu yöne iten vatandaşlarımız en başta sorumlu…

Artık şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı, bu siyasi düzen, bu vurgulayıcı düzen böyle devam etsin mi? Etmesin mi? Karar verelim. Ülke bazında, yerel bazda eskiyen siyasetçiler ve onların düşünceleri ve uygulamaları bu çocukları 21. Yüzyıla korku içinde olmadan taşıyabilecek mi?

Bana göre hayır!.. Siz ne diyorsunuz?

İstanbul 27 Ağustos 1999

Not: Aile dostumuz Yaşar Leblebicioğlu’nun vefatını tatilde iken öğrendim. Kendisine Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine ve dostlarına başsağlığı diliyorum