DOSTLUK ÇİÇEĞİ

Türk-Yunan ilişkilerinde, son dönem ve özellikle deprem sonrası oluşan hava neticesinde Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu iki günlük bir ziyaret için Türkiye’ye geldi. Dün akşam benim de katıldığım Türkiye’nin en önemli tartışma platformu (yeri) olan her kesimden aydının bulunduğu Taksim Toplantısında konuştu. Kendisinin İstanbul Üniversitesi’nin açılışında ilk dersi verecek olması da gelecekte iki ülkenin bilimsel alanda ilişkilerinin yoğunlaşmasına yardımcı olacaktır.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerini engelleyen, mali yardımı veto eden Avrupa Birliği’ne girmesine fırsat vermeyen Yunanistan’ın tutumunda öncülüğünü Dışişleri Bakanı Papanreu’nun yaptığı belirli olumlu değişikler olabileceği izlenimi edindim. Sert ve Türkiye’ye karşı düşmanca bir politika uygulayan babası eski Başbakan Papandreu’dan çok farklı bir yapıda olan ve mesleği Sosyolog olan Dışişleri Bakanı, depremden sonra, iki ülke halklarının , politikacılara “iki ülke arasında umut ve barışın gelişmesine katkıda bulunun” dediğini ifade ederek depremde ölenlerin yakınlarına başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Türk-Yunan ilişkilerine önemli katkıları olacak bu toplantıda önemli gördüğüm hususları aşağıda kısaca veriyorum:

  • İşbirliği ve yakınlaşmada zamana ihtiyaç var. Düşmanca değil insanca bir araya gelebilmemiz için zamana ihtiyaç var. Bunu denemeliyiz ve dürüstçe konuşmalıyız. Hiçbir duvar, fay hattı, yeşil hat halklarımız arasında duramaz.
  • Yunanistan’da şu kanaat var. Türkler Ege’de statüyü (durumu) değiştirmek ve Ege adalarının büyük bir kısmını Türkiye’ye katmak istiyor. Kuzey Kıbrıs, Kardak ve 12 mil ile ilgili karar bu düşünceyi pekiştirdi. Statüyü bozmak, toprak talebi sıcaklaşan ilişkileri kısa ömürlü kılar.
  • Her iki toplumda azınlık sesler azınlıkta kalmalıdır. İlişkileri barışçıl bir şekilde sürdürmeliyiz.
  • Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa perspektifini ve üyeliğini desteklemektedir. Türkiye’nin sanal bir aday olmasını istemiyoruz, tam aday olmalıdır. Bunun olabilmesi demokrasi, insan hakları ve saldırmazlık şartlarına bağlıdır.
  • İki ülke ilişkilerinin gelişebilmesi için Kıbrıs sorunun çözülmesi, Kıbrıs’ın iki kültürlü bağımsız toplum olarak Avrupa Birliği’ne girmesi sağlanmalıdır. Bu durumda Türkçe AB resmi dili haline gelecektir.
  • AB üyeliği için kriterler vardır. Herkese uygulanmalıdır. İki yüzlü, farklı olamaz. Türkiye’ye adaylığın yalnızca bir sıfat olarak verilmesini AB’de isteyenler var. Biz bunu komşu ülkemize layık görmüyoruz. Türkiye’nin AB üyeliğine soyunmasını takdir ediyorum. AB ailesine katılmak çok değişiklik gerektirir. Biz 20 yıldır üyeyiz ve hala değişiyoruz.

Konuşmasının sonunda soruları cevaplandıran Papandreu, Yunan şair Solomos’un “Depremin yarattığı rüzgarların ardından çiçekler açmaya başladı” mısralarını okudu ve kendisini barışa adadığını belirtti. Barış içinde birlikte yaşayabiliriz demesine rağmen Londra ve Zürich antlaşmalarının hukuken uygunluğuna ve askerlerin adada bulunması görüşüne katılıyor musunuz sorusuna evet diyemedi. Kıbrıs’ın statüsüne ait ve oradaki silahlı kuvvetlerle ilgili hususlarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararları olduğunu söyledi. Bu görüş bende Yunanistan’ın kendi imzaladığı antlaşmaların uygunluğunu ifade etmekten kaçındığı ve kolay kolay tutumunu değiştirmeyeceği intibasını yarattı. Toplantıya katılanlar arasında geçen bir konuşmada “Avrupa Birliği’nde bugüne kadar Yunanistan’ın engelleyici görevini bundan böyle üstlenecekler ortaya çıktığından Yunanistan böyle bir tavır değişikliğine gitti” diyenler oldu.

Sonuç olarak Yunan hükümetinin şahinler cephesinde yer almayan barış sever bir görünüm sergileyen Papandreu’nun tutumunun iki ülke arasındaki gerilimin azalmasına, kısır döngünün son bulmasına katkıda bulunmasını ve dostluk çiçeğinin büyümesini temenni ediyorum.