DÜNYA’DA DANS GÜNÜ VARMIŞ…

Bir süreden beri sizlere seçimlerle ilgili konularda seslendim. Bugün belki sizleri birazcık seçim havasından uzaklaştırmayı ve insan yaşama sevinci veren danslardan bahsedeceğim.

İçinizden bazıları hoca bu konuyu nereden çıkardın diye sorabilir. Emin olun bende bilmiyordum, meğer 29 Nisan “Dünya Dans Günü” imiş. Benim bildiğim “Dünya Çevre Günü”, “Dünya Sevgi Günü” gibi günlerdi. Sizleri bu konuda aydınlatmaya ve kendimle ilgili bir anıyı da sizlere sunmayı istiyorum.

Fransız dansçı ünlü koreograf (dans düzenleyici, öğretici ve sahne koyucusu) Jean Georges Noverre’nin yaş günü olan 29 Nisan, Dünya Dans Günü olarak 21 yıldır kutlanıyor.

Dans denince ülkemizde ilk akla gelen halk danslarıdır. Rahmetli Niyazi Demirel’in başını çektiği Çorum Halayı’nın müziğini ve etkisini gençlik günlerinden hatırlıyorum. Ülkemizde her yörenin kendine has dansları var. Ben lise de okurken folklor oyunları okullarda pek öğretilmiyordu. Bu nedenle bizim neslin birçoğu halk danslarını öğrenmedi. Yeğenlerimden Benel Demirer, yıllarca bu gruplarda yer aldı, başarılı oldu ve ülkemizi yurt dışında temsil etti. Kızım da İzmir’de lise öğrencisi iken folklor gruplarında yer aldı, Fransa ve İngiltere’ye gitti. Kendisinin yer aldığı “Kafkas Dansları” oynanırken, ister istemez o yöreleri neden kaybettiğimizi ve baba tarafımın geldiği Ahıska’yı düşünmüştüm.

İlk çağlarda ve bugünde Afrika’da rastlanan dans başlangıçta çeşitli ayinlerde ve din işlerinde kullanıldı. Ortaçağ’da bu niteliklerinden sıyrılan dans zaman içinde sahne gösterisi haline geldi. “Kuğu Gölü Balesi” bunlardan benim en çok sevdiğim olanıdır. Bazı bölgelerin halk danslarından esinlenerek tango, samba, rumba, vals gibi dans türleri geliştirildi. Dans edebilmek, dans bilmek modern olabilmenin ölçüsü olarak kabul edildi. Dans kitapları yazıldı, dans okulları açıldı. Akademik dansın katı ilkelerinden sıyrılan modern dansın ortaya çıkışı ise 20. Yüzyılın başlarına rastlamaktadır. “Batı Yakası’nın Hikayesi” isimli filmde New York’ta yaşayan gençlerin sergilediği modern dans örnekleri görmüştüm. 1980 yılında Amerika’da bulunduğum zaman birçok defa bu tip dans gösterilerine katıldım. Son sıralarda İstanbul’da da çok güzel örnekleri sergilendi ve seyrettim.

Bu noktada kendimle ilgili anıma gelmek istiyorum. Almanya’ya ilk gittiğim günlerde, Bod Aibling’de lisan öğrendiğim dönemde Yalçın Alaybeyoğlu ile birlikte iki kız arkadaşla beraber eğlenmeye gitmiştik. Ben dans bilmiyordum, bütün ümidim daha modern şartlarda yetişmiş eski milletvekili oğlu arkadaşımdı. Onun dans bildiğini düşünüyordum. O kızlardan birini kaldırır, ben diğerini kaldırır ve kendisine bakarak dans ederim diye düşünmüştüm. Yalçın, dansı bilmediğinden mi yoksa çekindiğinden mi bir türlü kalkmıyordu. İşte o zaman kız arkadaşımı dansa kaldırdım. Dans pistine yürürken kendisine dans bilmediğimi söyledim. O bana moral verdi, üzülmememi ve iki defa sağa bir defa sola hareket edersem tüm danslara uyum sağlayabileceğimi söyledi. İşte böylece batının yaşamının bir parçası olan dans konusunda ilk dersimi sarışın bir Alman kızından almış oldum. Daha sonra bu açığımı kapatabilmek için Hannover’de iki defa dans okuluna devam ettim.

Hangi tip dans olursa olsun müziği, ritmi gerçekleştirenlere ve seyredenlere yaşam sevinci verir. Gençlik çağlarımda evin içinde ıslık çaldığımda annemin, babanı mı oynatacaksın diye beni ikaz ettiğini hatırlarım. Bırakın evlatlarımız müziğin, dansın tadını tatsınlar.

İstanbul, 30 Nisan 1999

Milliyet, Bugün Dans Edin, 29.4.1999