ERZURUM SEYAHATİ HATIRALARI

Geçen hafta “Dünya Çevre Günü” nedeniyle Erzurum’a gitmiştim. Ankara’da aktarma yaptım. Erzurum uçağında yanıma Erzurum’un meşhur Naim Hocası oturdu. Kendisi ile yaptığım sohbetten çok etkilendim ve ne kadar aydın bir din adamı olduğunu gördüm.

Beni havaalanında Çevre Mühendisliği Bölümü Başkanı karşıladı ve beraberce Üniversite’ye gittik. 1956 yılında kurulan Atatürk Üniversitesi 30.000’in üzerinde öğrencisi, 10.000’e yakın öğretim elemanı ve çalışanı ile şehrin en önemli eğitim, kültür ve ticari yatırımıdır. Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Üniversite’nin Rektörü ile yaptığım görüşmelerde, ayrıca Çevre Mühendisliği Bölümü laboratuvarlarında ki incelemelerde Üniversite’nin oldukça üst düzeylere eriştiğini tespit ettim.

Şehrin önemli kış spor ve kayak merkezi olan Palandöken’e çıktık. Burası yılın sekiz ayında karlarla kaplı ve dünyanın en uzun kayak pistine sahip olduğundan yurtdışından çok sayıda turisti çekiyor. Dedeman Palandöken ile Aske Firması’nın oteli buraya gelenlere hizmet verirken, Polat Oteli ile birlikte üç otel daha inşaat aşamasında bulunmaktadır. Palandöken’den aşağıya bakıldığında vadide mevsimin en uygun dönemi olduğundan yeşilliklere boğulmuş bir Erzurum görülüyor. 1982 yılında temellerini atmış olduğum evlerin bittiğini, şehrin en güzel yerleşim bölgelerinden biri olduğunu görüyorum ve “Dadaş Kent” olarak isimlendirildiğini öğreniyorum. Bu şehre, 1983 yılının Ekim ayında 1150 kişinin ölümüne neden olan “Erzurum-Kars “ depremi nedeniyle de gelmiştim. O günler çok üzücü günlerdi. Allah milletimizi deprem, afet gibi doğal olaylardan korusun. Sayın Vali’den bu depremin yaralarının sarıldığını memnuniyetle öğrendim.

Daha önceki yazımda anlattığım “Çevre Günü” ile ilgili konferansım büyük bir dinleyici kitlesi tarafından takip edildi. Konferans salonunda üniversitenin ağaçlandırma yapılan sahasına gittik ve hepimiz ağaç diktik. Benim de orada dikili bir ağacım var. Sayın Vali ile geniş bir kesimin katıldığı ve özellikle Çevre Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin bulunduğu piknik çok eğlenceli geçti. Burada öğrencilerin geleceği matuf kaygılarını gidermeye çalıştım.

Erzurum-Ankara uçuşunda yanımdaki yere son dakikada gözleri görmeyen yaşlı bir zat görevlilerce getirildi ve oturtuldu. 60 yaşından sonra gözlerinin görme kabiliyetini kaybettiğini ve bunun aile evliliği yapılmasından kaynaklandığını ve 15 yıldan beri böyle yaşamını sürdürdüğünü anlattı.

Ankara-İstanbul uçuşunda ise Danışma Meclisi’nde beraberce hizmet verdiğim Çevre eski Bakanlarından İmren Aykut hanımefendi ile birlikte seyahat ettik. 20 yıla yakın bir zamandan beri politikanın içinde olan Aykut, beklenmedik bir şekilde listeye alınmayarak siyasetten uzaklaştırıldı. Kendisi kurmuş olduğu “Kimsesiz Kızlar Vakfı” ile bu vatana hizmete devam ediyor.

Hareketli yaşamımı sizlerle paylaşmayı istedim. Sizleri inşallah sıkmadım.

İstanbul, 14 Haziran 1999