İSTANBUL DEPREM ZİRVESİ (II)

Üç gün süren Deprem Zirvesi’nde anlatılan ve ele alınan konuları tek tek burada değerlendirmem mümkün olmayacağından önemli gördüklerimi özet halinde vereceğim:

  • Ülkemizin yüzde 95’i deprem kuşağı üstünde bulunmaktadır. Bu nedenle fay hatlarını ile ilgili jeolojik ve sismolojik çalışmalar oluşturacak yeterli sayıdaki istasyonda izlenmeli ve aksatılmadan sürdürülmeli, ülke çapında çok sayıda “Rasathane” kurulmalıdır.
  • Fay hatlarının bulunduğu yerlere, alüvyon tipi toprakların bulunduğu dolgu alanlarına bina yapılmamalı, binaların sağlam zemin olarak bilinen kayalık alanlarda yapılması sağlanmalıdır.
  • Fayların ne zaman kırılacağı, depremin ne zaman olacağı söylenemediğine göre yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde ve mevcut yerleşim bölgelerinde sismik araştırmalarla toprağın depremsellik durumu ortaya konulmalıdır.
  • Jeolojik ve sismik araştırmalar sonunda uygun görülen yeni yerleşim yerlerinin ve mevcut binaların bulunduğu arsaların zemin etütleri inşaat mühendislerince yapılmalıdır. Elde edilen bulgular yardımı ile depreme dayanıklı temeller oluşturulmalıdır. Binaların depreme dayanıklılığını sağlayan en önemli yapının temeller olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.
  • Sağlam temeller üzerine kurulu binanın depremde yıkılmaması için statik hesapların çok hassasiyet gösterilerek, deprem mühendisliği konularında ihtisası olan inşaat mühendislerince hazırlanmalıdır. Statik hesaplarda yalnız iskelet gibi deprem dayanıksız “kolon-kiriş” sistemleri değil, “Perde, kolon ve kiriş” sistemleri seçilmelidir. Binanın içinde oluşturulacak “Perde sistemleri” binaların depreme dayanıklı olmasını sağlar.
  • Statik, betonarme ve temel hesaplarının çok hassas yapılması binanın depreme dayanıklı olması için yeterli değildir. Burada önemli olan işçilik ve betonun kalitesidir. İnşaat mühendisince hazırlanan planlara yüzde 100 uyulması ve gereken hassasiyetin gösterilmesi önemlidir.
  • Binalarda artan kat adedi ile birlikte binanın depreme dayanıklılığı azalmaktadır. Az katlı yapılarda deprem emniyeti daha yüksektir. Bu nedenle hassas deprem bölgelerinde kat adedi kısıtlı tutulmalı ve 3-4 katı geçmemelidir. Daha çok katlılarda mühendislik hizmetleri konuyu bilenlerce yürütülmeli ve gereğinde betonarme daha kırılgan olan malzemesi yerine çelik kullanılmalıdır.
  • Depremde hasar meydana gelmemesi için hazırlanan projeler “Profesyonel Mühendislik Büro”larınca kontrol edilmeli ve sigortalanmalıdır.
  • Binaların zemin katlarına banka, süpermarket ve garaj gibi bölümler yapmak için duvarların yapılmadığı ve kaldırıldığı durumlarda deprem anında yıkılma ve çökme olaylarına daha çok rastlanmaktadır. Amerika’da bu tür ve inşaatlara izin verilmemektedir. “Tehlike katları” olarak tanımlanan zemin ve bodrum katlarında dolgu duvarların muhakkak yapılması ve temele kadar bu duvarların indirilmesinin gerekliliği unutulmamalıdır.
  • Yer altı sularının yüksek olduğu bölgelerde (Adapazarı gibi) inşaat yapılırken çok dikkatli olunmalıdır. Deprem esnasında bu su üzerinde duran toprağı etkiler, sıvılaştırır ve bu durumda toprak binayı tutamaz.
  • Binaların güçlendirilmesi (kolonların ve temellerin takviyesi, beton perde duvarlar yapılması) çok önemli bir konu olup, ancak ihtisas sahibi mühendislerce ve tecrübe sahibi firmalarca yürütülmelidir. Konuyu bilmeyenlerce ve kalfalarca yapılacak bir iş değildir.
  • Su, kanalizasyon, doğalgaz, elektrik gibi altyapı ile ilgili şehir şebekeleri depreme dayanıklı inşa edilmelidir.

Yarın bu konudaki yazıma devam edeceğim.

İstanbul, 7 Aralık 1999