İSTANBUL DEPREM ZİRVESİ (III)

Uluslar arası Deprem Konferansı’nı takiben Pazar günü deprem bölgesine bir gezi tertiplendi. Bu gezi büyük ilgi gördü. Beş otobüsle yapılan gezinin koordinatörlüğünü İTÜ öğretim üyeleri Prof. Dr. Okan Tüysüz, Prof. Dr. Aral Oktay üstlendi. Bu gezide edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşıyorum.

Otoyol çıkışında civarda yapılan prefabrik evleri uzaktan izledik. Bitmiş bir görünüm veren bu evlerin, önümüzdeki kış günlerinde depremzedeler için bir “Can simidi” görevi göreceğini düşünüyorum. Günlerce prefabrik evler yapılsın mı, yapılmasın mı diye tartıştık durduk! 1983 Erzurum-Kars depreminin sorumluluğunu üstlenmiş bir bakan olarak, yaklaşan kış şartlarını dikkate alarak Horasan ve Narman’da iki odalı prefabrik konutlar(36 metrekare) yaptırmıştım. Kısa sürede bitirilen konutlar depremin yaralarının, sarılmasına önemli katkıda bulunmuştu. Acil sorunların çözümü için geçici küçük prefabrik konutların inşa edilmesinin fikir babası olduğuma inanıyorum.

İlk durağımız İzmit Körfezi kıyısında Gölcük’e gelmeden önceki Mahmut Paşa Çiftliği oldu. Burada meydana gelen fay hattı incelendi. İki köy arasından geçen fay, binalarda hiçbir hasar doğurmamış olmasına rağmen geçtiği kısımda toprakta büyük yarıklar yaratmıştı. İnsanların kendi yaptıkları baraka tipi yerlerde kaldıklarını gördük.

İkinci durağımız Sapanca Gölü kenarında Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait Taksim Otelcilik grubunun işlettiği otel oldu. Gölün kenarında otel, gerekli önlemler alınmadığı ve sağlam temel yapıları inşa edilmediği için yükselen göl suyunun etkisi ile çöken ön kısmının tesirinde kalmış ve göle doğru meyil etmiştir. Binanın bahçe kısmında kalan bölümü ise zeminin sıvılaşması nedeniyle kısmen çökmüş ve çatlamıştır. Burada dikkat çeken böyle önemli bir yapı yapılırken gölün yükselebileceği hususu da dahil bir çok konuda yeterli araştırma yapılmamış olmasıdır.

Üçüncü durağımız Adapazarı civarında Arifiye’deki bir yol kavşağı oldu. Burada bir benzinlikte durduk İhtiyaç için durduğumuzu düşünürken, mihmandarlarımız buradan bir fay hattı geçtiğini ve fayın hareketi esnasında, benzinliğin idari binası ile iki pompasının yaklaşık beş metre ileriye doğru kaydığını anlattılar ve gösterdiler. Benzinlikte ve depolarda herhangi bir hasar meydana gelmemişti. Dördüncü durağımız Kaynaşlı’ya iki kilometre mesafede küçük bir yerleşim yeri oldu. Burada yıkılan dört katlı evin sahibinin oğlu ile sohbet etme fırsatım buldum. 17 Ağustos’ta hiçbir zarar görmeyen yapı, Düzce depreminde yıkılmıştı. Annesini ve ablasını kaybeden genç, binalarını ilk önce 2 katlı olarak köyden bir ustaya yaptırdıklarını, herhangi bir mühendislik hizmeti almadıklarını, daha sonra başka bir ustaya 2 kat daha inşa ettirdiklerini açıkladı. Yıkılan binaya  ve bilhassa kolonlara baktığımda yeterli demir olmadığını ve betonunda kalitesinin çok düşük olduğu izlenimini edindim. Ayrıca bu gencin, kaybettiğimiz hemşerimiz Mehmet Aksal’ın Kaynarcadaki lokantasında garson olarak çalışmış olması nedeniyle, onun kimliği, yarattığı olumlu izlenimi ve depremde vefatı hakkında daha çok bilgi edindim.

Havanın kararması bizim programımızın tamamlanmasına imkan vermedi ve İstanbul-Ankara Otoyolu’nun viyadüklerini (köprülerin ayakları) görmemiz mümkün olmadı. Programda depremden büyük hasar gören  Gölcük, Adapazarı, Kaynaşlı gibi yerlere gidilmedi. Burada grubun çok kalabalık oluşunun ve organizasyon zorluğunun etkili olduğunu düşünüyorum.

Bu geziden sonra ülkemizde her an deprem olacağını göz önüne alarak mevcut binalarımızın depreme dayanıp dayanmayacağını kontrol ettirmemiz gerektiğini yeni yaptıracağımız binalarda ise dün ki yazımda bahsettiğim hususlara uymamız gerektiğini bir defa daha belirtmeyi istiyorum.

İstanbul, 8 Aralık 1999

Not: Bugün başlayan mübarek Ramazan ayının hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.