KELAYNAK FESTİVALİNDEN

Geçen hafta, Salı günü Urfa’nın Birecik ilçesinde yapılan 17. Kelaynak Festivali kapsamında tertiplenen çevre paneline katıldım. Bu festival kapsamında Birecik’in Kurtuluş Günü de kutlanmaktadır.

Uçağımız Şanlıurfa’nın üzerine yaklaştığında güneşte kavrulmuş sapsarı tarlaların yerini yeşillenmiş tarlalara bıraktığını görünce çok sevindim. Güney Anadolu Projesi (GAP) ve Atatürk Barajı yavaş yavaş meyvelerinin veriyor. Tarlalar arasından geçen dolu dolu akan sulama kanalları eski Mezopotamya topraklarına canlılık kazandırmaya başlamış. Urfa ile ilgili izlenimlerimi ayrı bir yazı halinde yazacağım. Nesilleri tükenmekte olan Kelaynak kuşlarının neslinin tükenmemesi ve yaşatılabilmesi için Orman Bakanlığı 1978’de 3200 hektarlık bölgeyi “Urfa-Birecik Kelaynak Biyogenetik Rezerv Alanı” olarak belirledi ve Milli Park ilan ederek korumaya aldı. Bu Milli Park’ı ve orada yaşayan kelaynak kuşlarını kısa sürede olsam mümkün oldu.

Eski el yazma belgelerden, Kelaynakların Avrupa’da 1504 yılından itibaren yaşadıkları tespit edilmiştir. Daha sonraları Avrupa’dan kaybolan bu kuşların Ortadoğu ülkelerine ve Afrika’ya göç ederek halen buralarda yaşadıkları tespit edilmiştir.

Efsaneye göre, tufandan sonra gemisi Ağrı Dağı’na oturunca, Nuh Peygamber bir çift güvercin salmıştır. Bereket sembolü olan Kelaynak serbest kalınca, yaşamak için günlerce uygun bir yer aramış ve sonunda verimli ovaların yer aldığı bir nehir kenarında küçük bir evin bulunduğu kayalık yamaçlara yerleşerek burada çoğalmıştır. Nehir kenarında küçük bir evciğin bulunduğu bu yer Şanlıurfa’nın Birecik ilçesidir. Kelaynak kuşlarının Birecik ile tanışmaları bu kadar eski ve uzun zaman dayanmaktadır.

Şubat ayı ortalarında, Birecik’e gelen Kelaynak kuşlarının kayalıklara yerleşmeleri Mart ayı ortalarını bulmaktadır. Üremelerinin ardından yavrularını burada büyüttükten sonra Temmuz ayı ortalarında Birecik’ten tekrar yavruları ile birlikte ayrılmaktadırlar. Bu hayvanların  Birecik’e üreme için gelmelerinin nedeni buradaki kayalarda bulunan kalsit maddesinin kelaynak kuşlarındaki üreme gücünü artırdığı şeklinde yorumlanmaktadır. Tek eşli olan kelaynak kuşları, her sene aynı eşle yuva yapar ve çiftleşirler. Yuva yapma gücünü gösterenler ergin olanlardır. Erginlik çağını doldurmaları için 5 yaşına ulaşmaları gerekmektedir. Ortalama ömürleri 25-30 yıldır.

1950’liler başında Birecik’te 1000’den fazla olan kelaynak kuşlarının sayısı 1970’li yıllarda 30’a düştüğü ve bugün sayılarının 44 olduğunu öğrendim. Azalmanın ana nedeni zirai ilaçlama olup göç esnasında avcılar tarafından vurulmaları ve soğuk hava şartlarından etkilenmeleri diğer nedenlerdir. Fas’da 3000 civarında kelaynak kuşunun yaşaması gösterilen yakın ilgiden kaynaklanmaktadır.

Göçleri sırasında kutsal topraklardan geçtikleri için de leylekler gibi dini inançlara dayalı bir saygı görürler.
Değerli hemşerilerim, her yıl dünyada 1000 canlı türü yok olmaktadır: Yapılan araştırmalara göre yeryüzünde yaşayan her 3 kuş türünden 2’sinin nüfusu hızla azalıyor. Tüm kuş türlerinin yüzde 11’i resmen yok olma tehdidi altında. Kuşların önemli yaşam alanları olan sulak alanların yaklaşık olarak yarısı son 100 yıl içinde yok oldu. Dünya’da kuşlar ve diğer canlılar yok olursa yaşamın sürdürülebilmesi pek kolay olmayacaktır. Biz çevreciler bir yerde kuş seslerini duyamaz ve ölçemez isek, orayı çevre açısından yaşanılamaz bir yer olarak değerlendiririz.

1992’de Rio’da yapılan Dünya Çevre Konferansı çalışmaları sonucunda “Beş Rio Belgesi hazırlanmıştır. Bunardan birisi de “Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması”dır. Bu anlaşmaya göre dünyanın yaşanabilirliğinin sürdürülebilmesi Biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve geliştirilmesine bağlıdır. Bunun için nesli tehdit altında bulunan türleri ve genelde biyolojik zenginlikleri korumak için gerekli tedbirler alınmalı ve ayrıca hukuk kuralları mevzuat geliştirilmelidir.

Bizlere yakın ilgi gösteren Bireciklilere, Kaymakama ve festivalin yükünü taşıyan Belediye Başkanına gösterdikleri sıcak ilgi için teşekkür edip Birecik’ten Şanlıurfa’ya dönerken, “yaratanın yarattığı canlıları korumamız ve öldürmememiz”  gerektiğini düşündüm. Başka bir düşündüğüm konu da eskiden Çorumda çok rastlanan kekliklerin durumu oldu. Onlarla ilgilenen var mı? Halen yaşıyorlar mı? sayıları azaldı mı? Yoksa arttı mı? Bunları yetkililer inceleyip bana bildirirse ve ya Çorum Haber’de yazarlarsa kekliklerle ilgili bir değerlendirme yapma imkanı buluruz.

İstanbul, 15 Temmuz 2000