MALTA SEYAHATİMİZ 15 – Malta Savaşı ve Kuşatması (II)

Kuşatmanın ilerleyen günlerinde her iki taraf da erzak ve su sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Marsa yakınındaki su kaynakları La Valetta’nın adamları tarafından zehirlenmiş, Türkler bu nedenle kayıplar vermiş ya da dizanteriye yakalanmışlardı. Şövalyelere ise Sicilya valisinden hala yardım gelmemişti. St.Elmo kalesini savunanlar Türklerin saldırıları karşısında geri çekilmeyi ve kaleyi teslim etmeyi düşündüler ancak La Valetta yardımların geleceğini söyleyerek onlara tekrar moral verdi ve direnmeye devam etmelerini istedi.15 ,16 ve 17 Haziranda çok şiddetli çarpışmalar oldu. Türklerin teslim olun çağırısına, ateşle karşılık verildi. Turgut Reis’in bataryaları St. Angelo kalesini topa tutarken aynı gece Türk donanmasına ait 100 kadar gemi St. Elmo Kalesi’ni deniz tarafından çembere aldı ve kalenin denizle bağlantısı kesildi. 3000 kadar asker denizden karaya ulaşarak taarruza katıldı. La Valetta Türklere teslim olmayacağını göstermek için gönüllü olarak çok az sayıda şövalye ve asker ile Maltalıları topladı. Türk tutsakları öldürerek kafalarını kesip burçlara diktiler. 18 Haziran günü askerinin başında  komuta eden Turgut Reis, St. Angelo şövalyelerinin attığı bir güllenin bir tümseğe çarparak hedefe gitmeden dağılması ve vurduğu kayadan fırlayan taşlardan birinin de başına isabet etmesiyle birlikte ağır yaralandı, Mustafa Paşa askerin maneviyatının bozulmaması için bu durumu askerden sakladı ve Turgut Reis’in Marsa’daki karargaha taşınmasını sağladı.19 Haziran itibariyle Türklerin birkaç gün içinde alacaklarını düşündükleri kale bir aydan fazla bir süredir direniyordu. 22 Haziran günü kale 2000 şehit veren Türklerin eline hemen hemen geçmiş gibiydi. Türklerin kaleyi tamamen ele geçirmeleri ise 6 saat sürdü. Bu durum Marsa’da son nefesini vermek üzere olan Turgut Reis’e fısıldandı. Malta’da Turgut  Reis’in şehit düştüğü sokağın adı bugün ‘’Dragut Point’’dir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk ikmal birlikleri ve erzak depoları Marsa’da toplanmıştı. Şövalyelerin yönettiği süvariler M’dina şehrini saran kale duvarları ardından sızarak Marsa düzlüğüne baskınlar yaptılar. Türklerin cepheye su taşıyan kafilelerini gafil avladılar. Türkler bu karargahı güvenlik altında tutamamışlardı. Bu baskınlarda yüzlerce Türk askeri şehit düştü. Marsa’da daha sonra yapılan kazılarda yığınlar halinde insan kemiklerine ve Osmanlı paralarına rastlandı.

Osmanlı güçleri St.Elmo kalesini aldıktan sonra bataryalarını St.Michael ve St. Angelo kaleleri tahkimatlarına çevirmişlerdi. Bu nedenle Türklerin alıştıkları gibi kale temellerine lağım koymaları imkansızdı. Ayrıca kale duvarları yerden başlayarak bazı yerlerde 200 metreye kadar yükseliyordu. Büyük hendekler de bu surları çeviriyordu.

Temmuz aylarının ilk günlerinde Cezayir-i Garp Beylerbeyi Hasan Paşa 25 kadırga ile gelerek donanmaya katıldı. St . Elmo kalesini gezdi ve kuşatmanın bu kadar uzun sürmesine şaşırdı. Ardından bu işin kısa sürede çözümlenmenin şart olduğunu, sonbahara kalındığında düşmana yardım gelme ihtimalinin fazlalaşacağına, hem de fırtınaların başlayacağını ileri sürdü.

Türk gemileri Birgu ve Senglea arasına gerilmiş olan zincirden dolayı savunma hattını aşamamış, kuşatmayı bu bölgede güçlendirmek amacıyla gemilerin karadan aşırılması akla gelmişti. Birguya saldırabilmeleri, St . Angelo kalesinin top barikatı nedeniyle imkansızdı. Kızaklar üzerinde yürütülen gemileri limana soktular. Birkaç gün içinde Büyük Liman 40 kadar küçük tonajlı teknelerle doldu. Oysa şövalyeler boğazı kapatan zincirin geçilemeyeceğini ve St. Angelo kalesinin toplarının önünden hiçbir geminin kurtulamayacağını sanarak sevinmekteydiler.

La Valetta denizden yapılacak çıkarmayı önlemek için kıyı boyunca siper kazıkları çaktırdı. Temmuz ayının ilk haftasının sonuna doğru Türkler geniş çapta bombardımana başladı. Yüksek tepeler üzerine yerleştirdikleri 60,70 topla St. Angelo ve St. Michael kalelerini ardından hedef değiştirip kısa zamanda Sengela ve Birgu’yu çapraz ateşe aldılar. Ancak Senglea’ya yapılan saldırılarda Türkler ağır kayıplar verdiler. La Valette Türklerin ağır kayıplar vermelerine karşı bir başarıya yaklaştıklarını görünce takviye birlikleri göndererek olanca ağırlığını Senglea’ya verdi. Türkler bozguna uğrayarak geri çekildiler.

Temmuz ayı ortalarına gelindiğinde hava şartları da giderek zorlaşmıştı. 40-45 dereceye varan sıcaklıkta şövalye ve haçlı askerleri korunaklı serin yerlerde bulundukları için durumları Türk askerlerine göre daha iyi idi. Güneşten korunabilecek barınak ve mahzenleri vardı. Türkler ise kayalıklar içine oyulmuş siperlerde mevzileniyor ve güneşten kaçamıyorlardı. Şövalyeler giydikleri ince kumaşlar sayesinde sıcaktan fazla etkilenmiyordu, ayrıca Türk askeri zırh yerine vücutlarını kalkanla korumayı tercih ederken Şövalyeler zırh giyiyorlardı. Türklerin kullandıkları silahlar Şövalyelere göre daha gelişmişti. Almanlardan ele geçirdikleri çakmaklı tüfenkler ile daha keskin isabet gücüne sahiplerdi.

Senglea’ya büyük çıkarma harekatından sonra Mustafa Paşa durumu bir kez daha gözlemleyip temkinle hareket etti. Piyale Paşa ile görüşerek filonun denize açılıp karakol görevini yapmasına ikna etti. Ayrıca şövalyeler adaya yerleşinceye kadar daha rahat ve huzurla yaşayan Malta halkı üzerinde psikolojik baskı kurmaya çalıştı. Şövalyeler durmadan Türk korkusu aşıladıkları adada yaptıkları tünel tabya ve sığınaklarda Malta’nın yerli halkını çalıştırmışlar ve işçilik yapmaya zorlamışlardı. Üç yüz yıla yakın Arap egemenliğinde yaşamış, Müslümanlaşmış olan Malta halkı, sonra Hristiyan Avrupa’nın eteğinde olduklarından kurtuluşu Hristiyanlaşmakta bulmuştur. Türkler bu nedenle Maltalıları kendilerine yakın görmüş ve korsanlar bile onlara zarar vermemiştir. Mustafa Paşa bu kozu kullanmak isteyerek Malta halkına teslim olma çağırısı yaptı ise de bu çağrı karşılık görmedi. Türk tarafına kaçanların sayısı çok az oldu.

SÜRECEK